F-35’teki Şüpheler ve Duvara Asılı Rus Silahları

Ünlü Rus yazar Anton Çehov, “İlk perdede duvarda asılı bir tüfek olduğunu söylüyorsanız, ikinci ya da üçüncü perdede o tüfek patlamalıdır. Eğer patlamayacaksa o tüfek orada asılı durmamalıdır” der. “Çehov’un Silahı” olarak isimlendirilen bu kural, aslında anlatı sanatlarındaki önemli bir prensibe dikkat çeker. Bir objeyi göstermeyi ya da söylemeyi seçtiyseniz, bu durum mutlaka bir amaca hizmet etmelidir.

S-400 tartışmalarının ardından ABD’nin F-35 programını askıya alan kararına karşı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Moskova’daki havacılık fuarında “Bundan mı alıyoruz” diyerek incelediği Sukhoi Su-57 savaş uçağı, Türkiye’nin müttefiklerine gösterdiği “Çehov’un Silahı”dır. Amerikan tarafı her ne kadar “aktive etmeyin” dese de duvara asılı Rus silahlarının son perdede patlaması kaçınılmazdır.

Ne yazık ki sadece uçaklarla yapılan “demode” hava savunması, Türkiye için bir Soğuk Savaş bakiyesidir ve günümüzün modern hava savunma ihtiyaçları ile yeni doktrinin dışındadır. ABD ve diğer Batılı müttefiklerin Türkiye’ye hava savunma sistemleri satmaktan ısrarla kaçınmalarının bir nedeni de işte bu Soğuk Savaş bakiyesi olan eski stratejinin sürmesini istemeleridir. Böylece Türkiye, hava savunma bütünlüğünü sağlayabilmek için müttefiklerine sürekli muhtaç olacaktır. Tıpkı Suriye Savaşı sırasında geçici olarak Türkiye’ye konuşlandırılan Alman ve Hollanda Patriotları ile İtalyan SAMP-T gibi.

ABD F-35’LERİ KİLİTLERSE

Bunun yanı sıra çeşitli modernizasyonlara tabi tutulsa bile 30 yılını doldurmuş ve 2030’da emekli edilecek F-16’ların yerine kullanılacak savaş uçağı ihtiyacı, Türkiye’nin öncelikli sorunu. Türkiye’nin 2002 yılında dâhil olduğu F-35 programı ise ABD ile yaşanan S-400 krizinden çok daha önce şüphelere neden olmuş bir süreç. Her ne kadar Türkiye’nin F-16’dan aldığı dersler F-35 projesinde yoğurdu üfleyerek yemesine neden olsa da Türkiye için en belirgin sorun, F-35 projesinin yürütücüsü Lockheed Martin’in kaynak kodları (source codes) vermeyecek olması.

Bunun anlamı, F-35’in silah sistemleri üzerindeki tüm kontrolün ABD tarafında kalması demek. Pratikte ABD’nin istemediği hiçbir silah F-35’e entegre edilemeyecek ve ilerleyen dönemde sistemin modernizasyonu (upgrade) ancak ABD onay ve güdümünde olabilecek. Ayrıca savaş uçakları, Pentagon’un istemediği hiçbir hedefi vuramayacak. Ezcümle ABD, TSK’nın tüm manevralarını görebilecek, denetleyebilecek ve engelleyebilecek.

Öte yandan F-35’in kaynak kodları 10 milyon satıra ulaşan devasa bir yazılım ve bu yazılım şirket tarafından aylık güncellemeye tabi tutuluyor. Tüm F-35 filoları ALIS (Otonom Lojistik Bilgi Sistemi) adı verilen bu sistem ile izlenecek. ALIS ayrıca elde ettiği verileri eyleme dönüştürülebilecek bir altyapıya sahip. Yani Suriye’deki hayati bir hedefi vurmak için kalkan F-35, füzeyi ateşlemek istediğinde ALIS tarafından engellenir mi sorusu, kimse ihtimal vermek istemese de gerçek.

Devamı M5 Dergisi Ekim 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir