Türkiye'nin Afrika Politikası ve Afrika'daki Varlığı - M5 Dergi
DünyaStrateji Analiz

Türkiye’nin Afrika Politikası ve Afrika’daki Varlığı

Türkiye’nin Afrika’ya yönelik politikaları, 1998’den itibaren ciddi bir dönüşüm gösterdi ve ‘Afrika’ya açılım’ politikaları uygulanmaya konuldu.

Fakat asıl hareketlilik; ‘Afrika’ya Açılım Eylem Planı’ kapsamında 2003 yılı başında ‘Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi’ başlığı ile başladı. Bu faaliyetler eşliğinde ise 2005 yılı Türkiye tarafından ‘Afrika Yılı’ ilan edildi.

Oluşturulan Afrika’ya Açılım Eylem Planı ile;

  • Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında yüksek düzeyli ziyaretlerin gerçekleştirilmesi,
  • Çeşitli uluslararası örgütler içinde kıta devletleri ile temasların artırılması,
  • İnsani yardımların yapılması,
  • Afrika’daki diplomatik temsilciliklerin sayısının artırılması,
  • Ekonomik, teknik-bilimsel ve ticari işbirliği anlaşmalarının imzalanması,
  • Karşılıklı ticaret alanlarının ve faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi ana başlıklar altında çalışmalar yapılması kabul edildi.

Peki bu çıkış noktasından günümüze kadar gelen süreçte Türkiye Afrika’da hangi adımları attı. M5 olarak bu süreci ve Türkiye’nin Afrika’daki faaliyetlerini siz okuyucularımız için özetledik.

İktisadi ve Ticari olarak Afrika’nın Önemi

Afrika merkezli Afrasia Bank tarafından yayınlanan 2018 Afrika Varlık Raporu’na göre, 2007-2020 dönemini kapsayan 13 yıllık süreçte Afrika’nın ekonomik varlığı yüzde 15 oranında artmıştır. Tahminler Afrika’nın ekonomik varlığının 2027 yılı sonunda yüzde 34 artmasını öngörüyor.

54 ülkeden oluşan Afrika altın, elmas, manganez, platin, vanadyum, kömür, petrol ve doğal gaz başta olmak üzere hammadde açısından çok zengin bir kıta. Yine genç nüfus, tarım ve balıkçılık açısından da pek çok fırsat barındırmaktadır.

Dünyanın diğer kısımlarında yaşlanan nüfus ve tükenen hammaddeler insanlığın yeni teknolojiler geliştirmesini zorunlu hale getirirken, Afrika’nın bu iki önemli kaynağı içinde barındırıyor olması pek çok ülkenin iştahını kabartmakta ve sonuç olarak pek çok ülke Afrika ile işbirliği platformu oluşturma yarışına girmektedir.

Diğer Ülkeler Neden Afrika’da?

Dünyanın kaynak hazinesi olarak bilinen Afrika kıtası, büyüyen pazarı ve zengin doğal kaynakları nedeniyle, kıta dışındaki büyük güçler arasında rekabetin hedefi haline gelmiştir. Özellikle dünya beşten büyüktür söylemini muhatap olan beş ülke Afrika kıtası da dahil kendi çıkarlarına uygun ekonomik sistem oluşturmak için önemli ölçüde çaba sarf etmekte ve bu şekilde aktif olarak diğer ülkelerin egemenliğini azaltmaktadır.

Türkiye haricinde kıtada ortaya çıkan eski ve yeni güçlerin etkisine baktığımızda çıkarlarına uygun ekonomik, politik ve ideolojik düzen inşa etmek ve kontrol altına almak için meşru olmayan yöntemler ve askeri araçlar kullanmaktadır.

Örneğin, bu emperyalist ülkeler ve işbirlikçileri Libya, Sudan ve Mısır’da olduğu gibi ekonomik ve politik sonuçları güvence altına almak için askeri araçlar kullanmaktan çekinmemişlerdir. Aynı zamanda, kıtada rekabet eden güçlerin gündemi ve beklentileri arasında, ekonomik olarak, Afrika’nın petrolünü, diğer stratejik kaynaklarını, ulaşım kanallarını kontrol etme, yanı sıra diplomatik destek, yeni ticaret bölgeleri ve silah ticareti gibi birçok konuyu içermektedir.

Afrika’da emperyalist düşüncelerle kendi ulusal çıkarlarını ilerletmek için kıtanın kaynaklarını çıkartmakla ilgilenen ülkelerin aksine, Türkiye “yapıcı işbirliği” alanları ile Afrika kıtası ülkelerinin egemenliğini ve kalkınmasını tehdit etmemektedir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye’nin Afrika ile işbirliği vizyonunu“eşitlik, şeffaflık ve sürdürülebilirliğe dayalı karşılıklı kazanç politikasına dayandığını” söylemesi, bir nevi Türkiye’nin kıta politikasının özeti şeklindedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımı ‘Afrika Sorunlarına Afrikalı çözümler’ perspektifinde ilerlemektedir.

Almanya’nın Afrika açılımı için geliştirdiği ‘Afrika İçin Marshall Planı’nda da aynı slogan görülüyor. Afrika’da bol miktarda bulunan hammaddeleri kıta içinde işleyerek ve ihraç ederek hem dünyanın diğer bölgelerindeki ihtiyacı karşılamak hem de Afrika’ya istihdam ve para kazandırmak amacıyla bölgede bulunduğunu söylüyor. Fakat uygulamaları bu sloganın sadece sözde kaldığını gösteriyor. Fransa’nın Afrika coğrafyasındaki varlığı ve sömürgeci anlayışı ise yüzyıldır devam etmektedir.

Çin, Hindistan, Malezya, Brezilya gibi ülkeler de kıtada çok uzun zamandır yatırım yapmaktadır. Afrika’ya olan ilginin bir göstergesi de AB, Latin Amerika, Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan’da yapılan Afrika zirveleri olarak görülebilir.

Afrika’nın istikrarlı ve savaştan uzak bir yapıya bürünmesi, demokratikleşmesi ve buna bağlı olarak da kendi kaderini tayin edebilmesi ekonomik ve ticari anlamda tüm dünya ülkelerinin faydasına olacaktır. İstikrarlı ve yükselen bir Afrika, kendi kaynaklarını işleyerek zenginleşen bir Afrika demektir. Bu da küresel ticaret açısından genişleme, dünyadaki alım gücü ve pazarın büyümesi, daha çok insanın insani standartlarda yaşaması demektir.

Türkiye’nin Bir Çok Başlıkta Attığı Adımlar Başarıyı Beraberinde Getirdi

Türkiye, geçmişte 1970’lerin ve 1990’ların sonunda olmak üzere iki kez Afrika kıtasına açılma yönünde siyasi irade ortaya koydu. Ancak her iki açılım da hem siyasi saiklerle başlatıldığı hem de ekonomik yatırımlarla desteklenmediği için istenen başarıyı sağlayamadı.

Ankara’nın 2003’te “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” adlı belgeyi hazırlaması, 2005’te ise o dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın kalabalık bir heyetle gerçekleştirdiği beş günlük Afrika gezisi ve o yılın “Afrika Yılı” ilan edilmesi Türk dış politikasında yeni bir Afrika açılımı başlattı.

Aynı yıl Türkiye, Afrika Birliği toplantılarına gözlemci üye olarak kabul edilmiş, 2008’de Afrika Birliği Addis Ababa Zirvesi’nde “stratejik ortak” olarak ilan edilmiştir. Aynı yılın Ekim ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği için yapılan oylamalarda Türkiye, 48 yıldır böyle bir girişimde bulunmamasına rağmen, Afrika ülkeleri nezdinde oldukça başarılı bir kulis çalışması yaparak 2009-2010 dönemi üyeliğini kazanmıştır. Bu seçimde 53 Afrika ülkesinin blok halinde kullandığı oylar başlıca faktör olmuştur.

Bu dönemde, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk kez o dönem Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aynı yıl gerçekleştirilen “Türk-Afrika İşbirliği Zirvesi” vesilesiyle toplam 49 Afrika ülkesi temsilcisiyle İstanbul’da bir araya gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk Afrika ziyaretini 2004 yılında Mısır’a yapmıştır. Afrika’nın siyasi başkenti olarak anılan Etiyopya’ya 2005’te giden Erdoğan, aynı yıl Güney Afrika Cumhuriyeti, Tunus ve Fas’a birer ziyaret gerçekleştirmiştir.

Bir sonraki yıl Sudan, Mısır ve Cezayir’e de ziyaret düzenleyen Erdoğan, 2005 yılında Etiyopya ve Güney Afrika’ya yaptığı ziyaretler ile Sahra Güneyi Afrika’yı ziyaret eden ilk Türkiye hükümet başkanı olmuştur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2013’de Gabon, Nijer ve Senegal’e, 2014’de Ekvator Ginesi ve Cezayir’e, 2015’te Somali, 2015’de Etiyopya ve Cibuti’ye birer ziyaret, 2016 yılında Fildişi Sahili’ne, Gana’ya, Nijerya’ya ve Gine’ye gerçekleştirdiği ziyaretlerle toplam 8 Afrika ülkesine gitmiş ve Afriya’ya yönelik en yoğun ziyaretini söz konusu yıl içerisinde yapmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2016 yılında da en çok ziyaret ettiği kıta Afrika olmuştur. Ayrıca 2017 yılının ilk yurtdışı ziyaretlerine de yine Afrika ile başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017’de Tanzanya, Mozambik ve Madagaskar’ı ziyaret ederek Afrika’da gittiği ülkelerin sayısını 23’e çıkarmıştır.

Gerçekleştirilen bu resmi ziyaretler, Afrika halkının gönlünde Türkiye’ye karşı büyük sempati ve değer kazandırmıştır. Aynı zamanda Erdoğan’ın Afrika’da gerçekleştirdiği çeşitli ziyaretler dünya basınında da oldukça geniş yer bulmuştur.

Örneğin İngiltere basını, Batı’nın uzun zamandır Afrika konusunda kör olduğunu belirtirken, dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında ye alan Türkiye’nin son yıllarda nasıl küresel bir oyuncu haline geldiğine vurgu yapmıştır. Bu ziyaretler Türk-Afrika ilişkilerine ve Türkiye’nin Afrika’da oynamak istediği aktif role adeta yeni bir parantez açmaktadır ve aynı zamanda Türkiye’nin Afrika’ya verdiği öneminin en büyük göstergesidir. Bu Bağlamda karşılıklı ilişkilerin hangi noktaya ulaştığını göstermesi açasından da büyük önem arz etmektedir.

Türkiye, kıta sorunlarının çozümünde büyük bir çaba sarf etmektedir. Örneğin 21 Mayıs 2012’de İstanbul’da BM işbirliği ile düzenlenen “Somali’nin Geleceğinin Hazırlanması: 2015 Hedefleri” başlıkla bir konferansa, 57 ülke, 11 bölgesel ve uluslararası organizasyonun katımıyla ev sahipliği yapmıştır.

Türkiye’nin Afrika’ya ihracatını arttırmaya yönelik gerçekleştirilen Türk-Afrika iş konseyleri kapsamında ilgili ülkelerde ortak iş toplantıları düzenlenmekte ve Türk İhraç Ürünleri Fuarlarına destek verilmektedir. Bu çerçevede Türkiye’de Tunus, Fas, Cezayir, Libya, Sudan ve Mısır’la ortak iş konseyleri de tesis edilmiştir. 2003’te Afrika’ya en fazla ihracat yapan dünya ülkeleri arasında 16. sırada bulunan Türkiye, 2012 yılında 13. sıraya yükselmiştir. 2017’de 10.sıraya kadar yükselen Türkiye 2020 yılına geldiğimizde ise Afrika’ya en fazla ihracat yapan dünya ülkeleri arasındaki sıralaması ilk 10’a girmiştir.

Yatırımlar açısından bakıldığında ise 2015’te yayınlanan bir rapora göre (Financial Times) Afrika’daki doğrudan yabancı yatırımlar arasında en fazla istihdam yaratanın Türk yatırımları olduğu kaydedilmiştir. Afrika devletleri gözünde diğer devletler, Afrika sorunlarına kalıcı çözüm bulma amacından ziyade kendi çıkarları doğrultusunda bölgenin zenginliklerinden istifade etmek istemektedirler. Ancak Türkiye’nin amacının bu doğrultuda olmaması bölge ülkeleri tarafından Türkiye’nin daha olumlu ve sempatiyle karşılanmasına zemin hazırlamıştır.

Bu son Afrika açılımı hem siyasi hem de ekonomik politikalarla desteklendiği için geçmişteki açılımlara nazaran daha başarılı oldu ve olmaya devam ediyor.

Yeni Strateji

Afrika ülkelerinin geçirmiş olduğu son 20-30 yıllık süreç ve ekonomik performans yalnızca sahip oldukları hammaddeleri ve doğal kaynakları ihraç ederek kalkınamayacağını, sanayileşmenin kıta için gereklilik olduğunu göstermiştir. Türkiye bu boşluğun farkına vararak sanayisi, dış ticaret altyapısı, tecrübe ve birikimleriyle Afrika ekonomilerinde yer edinmeye başlamıştır. Ekonomik verilere gelmeden önce bu süreci destekleyen diğer gelişmelere bakmak gerekir.

Zira; Türkiye özellikle belirlediği Yeni Strateji ile Afrika ülkeleri ve halkları ile bağı güçlendirmeye yönelik kapsamlı ve planlı bir yol izlemiştir.

Afrika ve Türkiye arasında gelişen siyasi ve ekonomik ilişkiler, diplomatik temsilciliklerin açılması ile devam etmiştir. Türkiye’nin 2003 itibarıyla 12 olan Afrika’daki büyükelçilik sayısı 2019 itibarıyla 42’ye yükseldi. 2023’e kadar ise hedef olarak bu sayının 50 olması bekleniyor.

Türkiye’nin büyükelçilik açarak gösterdiği, işbirliğini geliştirmeye dönük kararlılığı Afrika devletlerince de karşılık gördü. 2008 yılında Türkiye’de sadece 10 Afrika ülkesinin büyükelçiliği bulunurken bu sayı 2019 itibarıyla 32’ye yükseldi.

Afrika ile ilişkilerde Türkiye’yi hem görünür kılan hem de kıtada sömürgeci olarak algılanmasını engelleyen en önemli faktörlerden birisi de; tarihi ve dini bağlarının yanı sıra gerek devlet kurumları gerekse sivil toplum kuruluşları aracılığı ile yapılan yardımlar oldu. Türkiye yardımlarda ABD ve İngiltere’nin ardından en çok yardım yapan üçüncü ülke. Ancak yapılan yardımların gayri safi milli hasılaya oranına bakıldığında Türkiye en cömert ülke olarak öne çıkıyor.

Büyükelçiliklerin yanı sıra Anadolu Ajansı (AA), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye Maarif Vakfı (TMV) ve Türk Hava Yolları (THY) gibi kurumlarının kıtadaki varlığı yaygınlaştırıldı.

Afrika ülkeleri ile kültürel ve insani ilişkileri geliştirmek isteyen Türkiye, kıtada özellikle Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile faaliyetlerini yoğunlaştırmıştır.

Türkiye bu kurumlar aracılığı ile Afrika’nın neredeyse her noktasında ekonomik faaliyetlerden ulaşıma, alt ve üst yapı faaliyetlerinden haberleşmeye, sağlıktan eğitime kadar bir çok alanda aktif olarak rol almaya devam etmektedir.

Örnek olarak Türkiye, Afrika ile etkileşimini güçlendirmek için ulaşım araçlarının gelişimini de teşvik etmiş ve halihazırda THY’nin Afrika’da 35 ülkede 53 destinasyona erişimi bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, göreve başladığından bu yana gerek Başbakanlığı gerekse Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde 30’a yakın Afrika ülkesine ziyaret gerçekleştirdi.

Erdoğan’ın ziyaret ettiği ülkeler, Cezayir, Cibuti, Çad, Ekvator Ginesi, Etiyopya, Fas, Fildişi Sahili, Gabon, Gambiya, Gana, Gine, Güney Afrika Cumhuriyeti, Kenya, Libya, Madagaskar, Mali, Mısır, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Senegal, Somali, Sudan, Tanzanya, Tunus, Uganda, Zambiya şeklindedir.

Ticari ve Ekonomik İlişkiler

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) raporlarına göre; son 18 yılda, Türkiye ve Afrika ülkeleri arasındaki siyasi ve ekonomik güven çok ileri seviyelere taşındı. 18 yıldan beri, Türkiye’nin Afrika ülkeleri ile ikili ticaret hacmi farklı başlıklarda çeşitlilik gösterse de ortalama olarak 6 kat arttı.

Ticaret Bakanlığı Uluslararası Anlaşmalar ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’nün raporlarına yansıyan verilere göre ise; Türkiye’nin Afrika ile ticaret hacmi 2003 yılında 5,3 milyar dolar iken şu an da 30 milyar dolarlara kadar yükseldi. Türkiye’nin Afrika’daki devlet eli direk yatırımları 6 milyar dolara kadar ulaşmışken Türk girişimcilerin Afrika’da yürüttüğü projelerle birlikte bu rakam 65 milyar doların üzerine çıkıyor.

Türkiye son 15 yılda; 39 Afrika ülkesiyle ticari ve ekonomik işbirliği, 22 ülkeyle yatırımların korunması, 11 ülkeyle de çifte vergilendirilmenin kaldırılması ile ilgili anlaşmalar imzalamıştır.

Ayrıca Afrika’nın önemli sorunlarından biri olan göçe karşı Türk yatırımcı ve müteahhitlik firmalarının burada geliştirdikleri projelerde diğer ülkelerin aksine yerel işçi istihdam ederek kıtadaki işsizlik sorunu ile mücadele etmesi Afrika hükümetleri tarafından olumlu karşılanmış ve Türkiye’nin bölgedeki performansının ve potansiyelinin her geçen gün artmasında etkili olmuştur.

78 binden fazla Afrikalıya iş imkanı sağlayan Türkiye kıtada bin 152’den fazla altyapı projesini tamamlamıştır. Ve birçok projede halen devam etmektedir.

Somali ve Libya örnekleri ile Afrika’da Türkiye İle Değişen Dengeler ve Değişen Manzara

Somali Örneği;

Cumhurbaşkanı olarak iki sefer, Başbakan sıfatıyla da bir kere Somali’ye resmi ziyaretler gerçekleştiren Recep Tayyip Erdoğan aynı zamanda G20 liderleri arasında bu ülkeye bu düzeyde ziyaretler gerçekleştiren tek lider durumundadır.

Türk Dış Politikası’nda Afrika’ya yönelik uygulanan insani diplomasi politikalarında Somali en güçlü örneğidir. Nitekim Somali’nin 1991 yılından bu yana yaşadığı iç savaş probleminin çözümü noktasında Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerine öncülük etmesi; söz konusu iç savaşın açtığı yaraların sarılmasında Türkiye’nin ve sivil inisiyatiflerinin kalkınma yardımları ve daha pek çok uygulama bu savın kanıtıdır.

Bununla birlikte Uluslararası Kriz Grubu başta olmak üzere pek çok düşünce kuruluşunun hazırladığı raporlarda Türkiye’nin “korkulması gereken değil, taklit edilmesi gereken bir aktör” tanımlamaları oldukça mühimdir. Dolayısıyla Somali’de Türkiye’nin müstesna bir konumu ve önemi vardır. Ve diğer ülkelerde olduğu gibi Somali’de de Türkiye’nin TİKA gibi kurumları aracılığı ile insana yönelik faaliyetleri büyük etki bırakmakmıştır.

Somali’de hidrokarbon rezervleri arama faaliyetleri, ülkenin sömürge döneminde olduğu 1945 yılında başlamıştı. Ancak 1990’lı yıllara kadar geçen süreçte sadece 6 kuyuda çalışmalar yürütülebilmişti.

Günümüzde Somali’de Somaliland, Puntland bölgelerinde Eş Şebab terör örgütü ve Somali Federal Cumhuriyeti olmak üzere 4 farklı grup minvalinde ayrıştırılmış; fakat uluslararası toplumun Somali Federal Cumhuriyetini tanıdığı bir yapı vardır. Türkiye’den Çukurova Grubu’nun çoğunluk hissesine sahip olduğu ve Genel Enerji çatısı altında Somaliland ile imzalanan anlaşma kapsamında 40 bin 300 kilometre karelik bir alanda petrol arama faaliyetleri sürdürülmektedir.

Somali açıklarından da bu doğrultuda arama faaliyetleri planlanmaktadır. Eğer söz konusu faaliyetler olumlu sonuçlar vermeye başlarsa Türkiye’nin etki ve nüfuzu Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na kadar uzanacaktır.

Söz konusu petrol arama faaliyetleri Türkiye için önemli bir kazanım ve özellikle son 10 yılda Somali’de yürütülen insani kalkınma yardımı faaliyetleri başta olmak üzere ekonomik ve askeri eğitim angajmanları bağlamında yürütülen siyasetin önemli bir meyvesidir.

Somali’nin uluslararası kamuoyu nezdindeki “imaj sorunu” Türkiye’nin katkılarıyla değişime uğramıştır. Geçen Kasım ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarette Somali Dışişleri Bakanı Ahmed İsa Avad: “Türkiye, Somali için çok şey yaptı. Somali halkının kalbi ve aklı Türk halkıyla” diyerek ilişkilerden duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir. Bir başka açıklamasında ise Avad, Somali’nin en büyük stratejik ortağının Türkiye olduğunu vurgulamıştır. Türkiye’nin geçtiğimiz aylarda Somali’nin Uluslararası Para Fonu IMF’ e olan borcunu ödemesi de bu sürecin bir parçasıdır.

Türkiye’nin Libya, Somali, Mali, Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti gibi bir çok Afrika ülkesinde askeri üs ve askeri eğitim anlaşmaları dışında ekonomik faaliyetlerden ulaşıma, alt ve üst yapı faaliyetlerinden haberleşmeye, sağlıktan eğitime kadar bir çok alanda aktif olarak rol almaya devam etmektedir.

Türkiye’nin Afrika’daki Stratejik ve İnsani Anlayışı Büyük Kabül Gördü

İstikrar ve barışın sağlanması, bölge ülkelerinin kalkınmasına katkı sunulması, insani yardım, yeniden yapılanma, güvenlik, kamu diplomasisi ve ara buluculuk alanlarında karşılıksız yardım, bölge kaynaklarının Afrikalı toplumların yararına kullanılması, ikili ilişkilerin eşit ortaklık ve karşılıklı fayda temelinde geliştirilmesi üzerine inşa edilen Türkiye’nin Afrika politikası, stratejik, uzun vadeli ve karşılıklı gelişime odaklanmış bir anlayışla devam etmektedir.

Afrika Kıtası’nda bulunan elli dört ülkenin yirmi sekizi İslam İşbirliği Teşkilatı üyesidir. Türkiye ile dini, kültürel ve sosyal olarak birçok ortak noktanın oluşumuna imkan veren bu durum Afrika ülkeleriyle iyi ilişkilerin tesisinde etkili bir zemin hazırlamıştır. Sömürgeci geçmişi, kölelikle mücadele tarihi, yoksulluğun sürekli yapısı ve altyapı yatırımlarına ihtiyaç duymasıyla Afrika ülkeleri günümüzde Türkiye’nin yaklaşımlarına karşı büyük bir sempati duymakta ve kapılarını açmaya devam etmektedir.

Kaynak: M5 Özel içeriğidir. (TİKA, Ulaştırma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, DEİK, ASAM, AA, El Cezire, Reuters, BBC)

İlgili Yazılar

Back to top button
Close
Close