Düşmana karşı 'Kardeş Kalkanı' - M5 Dergi
KapakMakalelerÖne ÇıkanSayı 351 Ekim 2020

Düşmana karşı ‘Kardeş Kalkanı’

Türkiye, gerek ordusunu güçlendirirken gerekse de savunma sanayiinde gelişirken, kardeş ve dost ülkeleri adeta bir kalkanla koruma altına alıyor. Küresel güçlerin çözümsüzlüklerden/çatışmalardan fayda sağlama amacıyla uyguladığı politikalara karşı alternatif olarak çözüm odaklı politikalar üreten Türkiye’nin bu pozisyonu, yeni hegemonya mücadelesindeki küresel güçleri rahatsız ediyor.

Türkiye’nin etrafı cehennem gibi. Küresel güçler 100 yıl sonra yeni bir paylaşım ve hegemonya mücadelesi yürütürken, bu güçlerin doğal olarak gözünü diktiği ilk coğrafya bölgemiz. Çünkü, geçen yüzyılın en önemli hakimiyet teorilerinde en kritik coğrafya olarak gözüken ve Avrasya olarak adlandırılan coğrafya, günümüzdeki hakimiyet mücadelesinin de merkezi haline geldi.

Amerika Birleşik Devletleri, tek süper güç olarak girdiği 21. yüzyılın başından itibaren, özellikle “Kenar Kuşak Teorisi”ne uygun olarak yaptığı konumlanmada, Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkeler ve Anadolu’dan başlayarak Ortadoğu, Hazar Havzası, Türk dünyası güzergâhı üzerinden bir hakimiyet kurma ve rakip olarak gördüğü Çin ve Rusya’ya karşı konumlanmasını geliştirmeye çalıştı. Rusya ve Çin de ayrı ayrı biri askeri diğeri ekonomik ağırlıklı olarak güçlerini tahkim etmeye devam etti. Çin ayrıca askeri güç olma yolunda ciddi ilerleme kaydetti. Çin’in dünyadan dengeleri değiştir-me iddiasındaki Kuşak ve Yol projesinin ana güzergahı da hem denizden hem de karadan aktardığımız coğrafyadan geçiyor.

Yüzyılın başında şiddetli savaşlara, askeri mücadelelere de sahne olan hegemonya mücadelesinde filler tepişir çimenler ezilir misali, bölgemizdeki dost ve kardeş milletlerin, halkların yaşadığı katliamlar, kırımlar, hatta yer yer soykırımlara küre-sel güçlerin kamuoyları kulaklarını, gözlerini kapatmışken Türkiye Cumhuriyeti, politikaları ile bu milletlere ve halklara nefes olmaya çalıştı.

21. Yüzyılın başında şiddetli savaşlara, askeri mücadelelere de sahne olan hegemonya mücadelesinde filler tepişir çimenler ezilir misali, bölgemizdeki dost ve kardeş milletlerin, halkların yaşadığı katliamlar, kırımlar, hatta yer yer soykırımlara küresel güçlerin kamuoyları kulaklarını, gözlerini kapatmışken Türkiye Cumhuriyeti, politikaları ile bu milletlere ve halklara nefes olmaya çalıştı. Son olarak Ermenistan işgali altındaki Karabağ bölgesinde Azerbaycan ordusu tarafından gerçekleştirilen harekatın perde arkasında da Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ciddi bir eğitim ve askeri araç-gereç tedariğini görmek mümkün. Peki bu sürece nasıl gelindi? Bu girişten sonra bu meseleyi biraz detaylandıralım.

BAKAN AKAR: GÜÇLÜ ORDU, GÜÇLÜ SAVUNMA SANAYİİYLE OLUR

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2 Ekim’de Kayseri’de ASPİLSAN Enerji AŞ. Tarafından Pil Üretim Tesisi’nin temel atma töreninde çok önemli bir konuşma yaptı. Akar’ın yaptığı konuşmada savunma sanayiinin önemine atıf yaparak, başta savunma sanayii olmak üzere ehemmiyet arz eden tüm alanlarda yerli ve milli üretim yapmanın bir tercih değil, zorunluluk olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Bu coğrafyada var olabilmek etkin, caydırıcı ve saygın bir ordu-ya sahip olmaktan geçer. Güçlü ordu için, güçlü savunma sanayiine sahip olmamız gerektiği de apaçık ortadadır. TSK bugün Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde, Libya’da, mavi vatanda, semalarımızda ve dünyanın birçok coğrafyasında hak, alaka ve menfaatlerimizi güçlü bir şekilde koruyorsa, dost ve müttefiklerimize yardım edebiliyorsa, bunda personelimizin kahramanlık ve fedakârlığının yanı sıra yerli ve milli savunma sanayii ürünlerimizin de payı büyüktür.”

TEK DERDİMİZ BARIŞ, KARDEŞLİK, DOSTLUK, İYİ KOMŞULUK İLİŞKİLERİ

Akar’ın sözlerinin bam telini ise şu sözler oluşturmaktaydı: “Yerli ve milli ürünlerimizin sağladığı yüksek özgüven ve motivasyonla TSK, bugün umudunu Türkiye’ye bağlamış olan mazlum ve mağdurlara yardım elini uzatmakta, faaliyet gösterdiği tüm bölgelerde barış, huzur ve istikrara katkı sağlamakta. Her ne kadar birileri istikrarsızlık, huzursuzluk çıkarma peşinde olsa da Türkiye bölgesinde ve dünyada her zaman barış, huzur ve istikrar için çalışmaya devam edecektir. Bizler bunun için Suriye’deyiz, Irak’tayız, Libya’da, Somali’de ve Afganistan’dayız. Tek derdimiz; barış, kardeşlik, dostluk ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde, güven ve huzur içerisinde yaşamak ve komşu coğrafyaların da barış ve istikrar ortamında yaşamasına katkı sunmaktır. İşte bu azim ve kararlılıkla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi karşısında Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olduğumuz gibi, işgalci Ermenistan’ın saldırganlığı karşısında da Azerbaycanlı kardeşlerimizin sonuna kadar yanındayız.”

“Tarihte ve günümüzde maruz kaldığımız tehdit ve riskler çok açık bir şekilde ortaya koymuştur ki Türkiye’nin her alanda güçlü olmaktan başka çaresi yoktur” vurgusu yapan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, hem ülkemizin hak ve hukuku hem de kardeş halkların ve mazlumların huzuru için kendi harp araç-gereçlerini üretebilen, her alanda ihtiyaç duyulan teknolojilere sahip bir ülke olmak zorunda olunduğunu belirtti.

İşte Hulusi Akar’ın sözlerindeki kritik nokta bu sözlerde saklıydı. Türkiye güçlü olmak zorundaydı. Ancak güçlü oldukça bölgemizde ve dünyada birçok yerde kardeş ve dost milletlere yardım ve destek elini uzatabilirdi. Zaten yıllardır bu çerçevede askeri işbirliği ve eğitim desteği vermekteydi. Örneğin TSK, dost ve müttefik ülkelerle imzalanan anlaşmalar kapsamında yürütülen askerî eğitim iş birliği faaliyetleri çerçevesinde;

• Birlik, Karargâh ve Kurumlara Askerî Ziyaretler,

• Tatbikatlara Gözlemci Gönderilmesi,

• Türkiye’de; Milli Savunma Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Sınıf Okulları ve Astsubay Meslek Yüksek Okullarında verilen eğitimler,

• Kısa Süreli Kurslar,

• Birlik, Karargâh ve Kurumlarda Görev Başı Eğitimi,

• Aile/Birlik/Personel Mübadelesi ve Yerinde Eğitim Desteği,

• Müşterek Tatbikatlar,

• Askerî Tarih ve Müzecilik Alanında Eğitim ve İş Birliğigibi konularda öne çıkmıştı.

Yine Türk Silahlı Kuvvetlerinde Eğitim Görmüş ve Halen Eğitim ve Öğretimleri Devam Eden Misafir Askeri Personel Bilgileri de şöyle:

Dost ve Müttefik ülkelerle imzalanan anlaşmalar kapsamında bahse konu ülkelere mensup Misafir Askerî Personele (MAP) Türk Silahlı Kuvvetleri eğitim kurumlarında; eğitim, öğretim ve çeşitli kurslar verilmekte.

İşte Hulusi Akar’ın sözlerindeki kritik nokta bu sözlerde saklıydı. Türkiye güçlü olmak zorundaydı. Ancak güçlü oldukça bölgemizde ve dünyada birçok yerde kardeş ve dost milletlere yardım ve destek elini uzatabilirdi. Zaten yıllardır bu çerçevede askeri işbirliği ve eğitim desteği vermekteydi.

Bugüne kadar 57 dost ve müttefik ülkeye mensup 32.923 MAP’a eğitim/kurs verildi. 2018-2019 döneminde 29 ülkeden 3.349 MAP’a eğitim/kurs verilmesi planlanmıştır. Ayrıca, mobil eğitim timleri vasıtasıyla kendi ülkelerinde; eğitim, öğretim ve çeşitli kurslar verilmekte.

Askerî eğitim iş birliği faaliyetleri kapsamında, Afganistan Komuta Kurmay Kolejine, Afganistan Milli Savunma Üniversitesine, Afganistan Kara Harp Okuluna, Kabil Askeri Lisesine ve Afganistan Yabancı Diller Okuluna danışman/eğitici desteği sağlanmakta.

Somali Silahlı Kuvvetleri’nin yeniden yapılandırılması kapsamında 30 Eylül 2017 tarihinde, Mogadişu/ Somali’de Harp Okulu, Astsubay Okulu ve Birlik Eğitim Merkezi eğitim/öğretim faaliyetlerine başlanmış durumda.

Görüldüğü üzere Türk Silahlı Kuvvetleri çok sayıda dost ve kardeş ülkeyle önemli bir eğitim ve danışmanlık da dahil olmak üzere çok sayıda alanda işbirliği yapmakta.

Türk Silahlı Kuvvetleri ayrıca dünyanın çok çeşitli yerlerindeki kriz ve çatışma bölgelerinde uluslararası görevlerde yer almakta. Bu görevler çerçevesinde mazlum milletlerin Türk askerine yaklaşımı diğer ülke askerlerine göre daha farklı. Bu satırların yazarı, Afganistan’a yaptığı bir gezide bu durumu gözlemlemiştir. Afgan halkı, özellikle Batılı güçlere karşı Türk ordusunu koruyucu olarak görmekteydi. Bu durum günümüzde de devam etmekte. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halen görev yaptığı Barışı Destekleme Harekatlarından bazıları şunlar: AB Althea Harekâtı (EU Operation Althea): Bosna-Hersek’te barış gücü harekâtı görevi, BMGK’nın 1551 (2004) ve 1575 (2004) sayılı kararlarına istinaden 02 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği’nin teşkil ettiği Avrupa Birliği Gücü (Europe-an Force-EUFOR)’ne devredildi. Türkiye; AB liderliğinde 02 Aralık 2004 tarihinden itibaren icra edilen Althea Harekâtına hâlihazırda personel sayısı açısından en çok katkı yapan ikinci ülke konumunda. Türkiye harekâta bir manevra bölüğü ve beş irtibat-izleme timi ile toplam 183 personel katkısı sağlamakta. Türk Birliği, Saraybosna’da konuşlu bulunmakta.

NATO Kosova Gücü (Kosovo Force – KFOR): BM Güvenlik Konseyi’nin 12 Haziran 1999’da aldığı 1244 sayılı karar ile NATO önderliğinde Kosova’da güvenliğin tesis edilmesi amacıyla Kosova Gücü (KFOR) oluşturulması sonrasında Türk Tabur Görev Kuvvet Komutanlığı (KTTGK), 01-13 Temmuz 1999 tarihleri arasında intikalini tamamlayarak, bugünkü Kosova Türk Temsil Heyet Başkanlığı (KTTHB)’nın çekirdeğini oluşturdu. O tarihten günümüze kadar TSK’nın Kosova`ya desteği her alanda sürekli oldu. Halen Prizren’de konuşlu 368 personelden oluşan Kosova Türk Temsil Heyeti Başkanlığı kendisine bağlı bir motorlu piyade bölüğü, altı adet irtibat ve izleme timi ve destek unsurları ile Kosova genelinde görev icra etmekte. Türkiye, ayrıca başkent Priştine’de konuşlu KFOR karargâhında etkin kadroları ile ha-rekâtın sevk ve idaresine katkıda bulunmakta.

Afganistan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (International Security Assistance Force-ISAF) ve Kararlı Destek Misyonu’na (Resolute Support Mission-RSM): Güvenliğin sağlanmasında Afgan Geçici Yönetimi’ne destek sağlamak maksadıyla, 05 Aralık 2001 tarihli Bonn Anlaşması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 20 Aralık 2001 tarih ve 1386 sayılı kararı ile Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (UGYK-ISAF) teşkil edilmiş ve 16 Ocak 2002 tarihinde İngiltere’nin liderliğinde göreve başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri, başlangıçtan beri, ISAF Harekâtına aktif katkıda bulunan ülkelerden biri olarak başarılı bir şekilde görev icra etmekte. Türkiye Afganistan’da; etnik kökeni ne olursa olsun halkın tamamına eşit yakınlıkta olacak şekilde, Afgan yönetimini desteklemek, Afganistan Milli Güvenlik Kuvvetlerini eğitmek ve Afganistan halkına güvenlik, istikrar ve gelişme konusunda yardım etmek maksadıyla bulunmakta. Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (International Security Assistance Force-ISAF) harekâtı 31 Ocak 2014 tarihinde sona ermiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 12 Aralık 2014 tarihli ve 2189 (2014) sayılı kararı ile 01 Ocak 2015 tarihinde başlatılan Kararlı Destek Misyonu (Resolute Support Mission-RSM) ise muharip olmayan bir görev. Türkiye RSM çerçevesinde de ciddi görevler icra ediyor.

BM Lübnan Geçici Kuvveti (UN Interim Force in Lebanon-U-NIFIL): BM Güvenlik Konseyi’nin 11 Ağustos 2006 tarihli 1701 sayılı kararı gereği Lübnan’da barışın tesisi ve idamesi maksadıyla uluslararası bir güvenlik gücü oluşturulmasına karar verildi. Türkiye, UNIFIL harekâtına 15 Ekim 2006 tarihinden itibaren, UNIFIL Deniz Görev Kuvvetine, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza ait bir fırkateyn görevlendirilerek katkı sağlamaya başladı. Bu görev günümüzde de sürmekte.BM Somali Yardım Misyonu (United Nations Assistance Mis-sion in Somalia -UNSOM): BM Somali Yardım Misyonunda (United Nations Assistance Mission in Somalia-UNSOM) BMGK’nın 02 Mayıs 2013 tarihinde aldığı 2102 (2013) sayılı karara istinaden kurulmuştur. BM tarafından yapılan talebe istinaden, Türkiye’den bir personel, 2015 yılından itibaren UNSOM Askeri Danışman kadrosunda görev yapmaktadır.

DENGELERİ DEĞİŞTİREN SAVUNMA SANAYİİ

Türkiye’nin savunma sanayiindeki özellikle son 20 yıldaki atılımı, Türkiye’nin kardeş ve dost ülkelerine de yansıması oldu. Özellikle son yıllarda Libya, Katar ve son olarak Azerbaycan’ın yaşadığı tehditlerin bertaraf edilmesi ve bu ülkelerin hak ve menfaatlerinin korunmasında Türk Silahlı Kuvvetleri ve savunma sanayinin katkısı büyük oldu.

AZERBAYCAN: SON ON YILDA DENGE DEĞİŞTİREN İŞBİRLİĞİ

Bu işbirlikleri ile ilgili son günlerin gündem maddesi Türkiye-Azerbaycan ilişkileriyle başlamakta fayda var. Özellikle Azerbaycan ordusunun Karabağ’daki işgali sonlandırmak için yapılan harekatta Türk üretimi İHA/SİHA’ların aktif etkisi dikkat çekti. İki ülke arasındaki askeri ve savunma işbirliğinin tarihçesine baktığımızda bu sonuç şaşırtıcı olmadı. Ankara ile Bakü arasında yıllardır “İki Devlet Bir Millet” temeline oturan ilişkilerde, 1990’larda başlayan savunma ve askeri işbirliği özellikle son 10 yılda ciddi bir ivme kazandı. Bunda 2010 yılında imzalanan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması etkili oldu.

Bu anlaşma ile hukuki zeminde iki ülke arasındaki ilişki askeri ittifak düzeyine yükseldi. Zira, ilgili anlaşmanın ikinci maddesi, Birleşmiş Milletler Şartı’nın meşru müdafaa hakkını düzenlediği 51. maddesi-ne de atıfta bulunarak, taraflardan (Türkiye ve Azerbaycan) birinin üçüncü ülke ya da ülkeler tarafından saldırıya maruz kalması halinde ortak bir güvenlik ve savunma perspektifi oluşturulacağını belirtiyor.1Bu anlaşma çerçevesinde iki ordunun koordinasyonunun sağlıklı gerçekleşmesi için çok sayıda çalışma ve tatbikat da gerçekleşti.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu yılın Şubat ayında düzenlediği ortak basın toplantısında iki ülke arasındaki işbirliğini şu sözlerle açıklamıştı: “Türkiye’nin gücü bizim gücümüzü artırıyor. Güçlerimizi birleştirmemiz bizi daha da güçlü yapı-yor. Bundan sonra da birbirimizin yanında olacağız, birbirimizin başarılarına sevineceğiz.

”25 Şubat’ta Bakü’de gerçekleşen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 8’inci Toplantısı’nda imzalanan “Askeri Mali İşbirliği Anlaşması” kapsamında Türkiye, Azerbaycan’a 200 milyon Türk lirası değerinde mali destekte bulundu.

Son olarak Karabağ’ın işgaline yönelik uluslararası adımların gecikmesiyle krizin adım adım yükselmesi ile beraber savunma alımı da ciddi bir yükseliş gösterdi. Azerbaycan’ın İHA/SİHA alımına karar vermesiyle, Azerbaycan ordusunun Ermenistan güçlerine karşı etkisi ciddi bir artış gösterdi. Azerbaycan’ın, bu etkiyi gördükten sonra İHA/SİHA’nın yanı sıra Atak helikopteri ve Altay tankı almak için de harekete geçtiği belirtiliyor.

KATAR: DÜNYA YÜZ ÜSTÜ BIRAKTI, TÜRKİYE EL VERDİ

İki ülke arasında 2007 yılında imzalanan anlaşma ile başlayan askeri işbirliği, zaman ilerledikçe gelişti. Bu sürecin devamında 2012 yılında Askerî Eğitim İş Birliği Anlaşması ve Savunma Sanayii İş Birliği Mutabakat Muhtırası imzalandı. Kurulan bu askerî iş birliğinin bir ittifaka dönüşmesi ise, 19 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da yapılan mutabakat ile sağlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Tamim tarafından imzalanan ve taraflar arasında askerî-savunma iş birliğinin dönüm noktasını oluşturan ise “Türkiye Cumhuriyeti ile Katar Devleti Arasında Yüksek Stratejik Komite Kurulmasına İlişkin Ortak Mutabakat Anlaşması”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Katar’a konuşlandırılması, askerî eğitim, ortak askerî tatbikat ve savunma sanayi alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesini sağlayacak bir mekanizma kurulması oldu.

İlişki geliştikçe Katar, Türk Savunma Sanayii ürünlerine ilgi-sini göstermeye başladı. Bu çerçevede çok sayıda anlaşma yapıldı. Ayrıca Baykar Makine ile yapılan sözleşme çerçeve-sinde de Katar’a altı adet Bayraktar TB2 Hava Aracı Platformu, üç yer kontrol istasyonu sistemi ve ekipmanı ile İnsansız Hava Aracı (İHA) teslim edileceği duyuruldu. Sözleşme gereği ilk teslimatlar 2019 yılında başladı. 2019 yılında Türkiye ve Katar arasında yeni bir savunma iş birliği anlaşması daha yapıldı. Katar’ın Türkiye’den 100 adet Altay Ana Muharebe Tankı (AMT) almasını öngören bu anlaşmayla Türkiye, ilk yerli tank ihracatını da gerçekleştirme fırsatı buldu.

Türkiye’nin anlaşmalar çerçevesinde bu ülkede bir de askeri üssü bulunuyor. İki ülke arasında ilişki, Katar’ın özellikle Körfez ülkelerinin ve ABD’nin bu ülkeye yönelik baskısı sırasında Türkiye’nin açıkça tavrını Katar’dan yana koymasıyla çok net bir şekilde dünyaya ilan edilmişti. Herkes Katar’a tavır koyarken, Türkiye bu ülkenin yanında yer aldı. Benzer şekilde Türkiye’ye yönelik tehditlere karşı da Katar yönetimi Ankara’yı hiçbir zaman yalnız bırakmadı.

LİBYA: 100 YIL SONRA TÜRK ASKERİ TRABLUS’TA

Tarihler 27 Kasım 2019’u gösterdiği Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac arasında imzalanan “Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nın bütün dengeleri değiştireceği ilk aşamada tam olarak anlaşılamamıştı. Ancak bu muhtıra ile birlikte, 2011 yılında başlayan Arap Baharı neticesinde karışan ve adım adım iç savaşa giden, meşru olmayan yapıların meşru iktidarı sıkıştırdığı bir dönemde bu ülkede ve Doğu Akdeniz’de bütün dengeler değişti. Aynı şekilde iki ülke arasında imzalanan Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması, Libya’daki askeri dengelerin meşru hükümet lehine gelişiminde etkili oldu. Bu anlaşma çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Trablus’taki meşru hükümetin ordusuna danışmanlık ve eğitimler vermeye başladı. Bu eğitimler neticesinde, anlaşma öncesinde Trablus çevresinde sıkışan meşru hükümet güçleri, adeta kuşatmayı yardı ve karşılarındaki Halife Hafter’e bağlı güçleri püskürtmeye başladı.

Ayrıca meşru hükümet, savunma alımları da yapmaya başladı. Bu süreçte Libya’da bulunan meşru hükümete bağlı GNA güçlerine BMC Kirpi/Kirpi II ve BMC Vuran gibi zırhlı araçlar ihraç edilirken, Baykar Savunma tarafından üretilen Bayraktar TB2 SİHA da ihraç edildi.

İşbirliği neticesinde Libya’da askeri denge kurulurken, Türkiye’nin bu ülkede bir hava üssü ve bir de deniz üssü kurması konusunda iki ülke yönetimleri arasında anlaşmaya varıldığı basına yansımıştı. Böylece ilişkilerin derinleşmesi ve bu ülkenin de Türkiye’nin desteğiyle, çözüme ilerlemesi öne çıktı.

Sonuç olarak;

Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri, yazımızın başında aktardığımız Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ifade ettiği gibi, güçlü oldukça kardeş ve dost ülkelere destek vermeye devam edecek bir strateji izliyor. Bu da, dünyaya ve sözünü ettiğimiz ülkelere yaklaşık 150 yıldır sömürgeci mantıkla yaklaşan küresel güçleri kızdırıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın çok çeşitli yerlerindeki kriz ve çatışma bölgelerinde uluslararası görevlerde yer almakta. Bu görevler çerçevesinde mazlum milletlerin Türk askerine yaklaşımı diğer ülke askerlerine göre daha farklı. Bu satırların yazarı, Afganistan’a yaptığı bir gezide bu durumu gözlemlemiştir.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

Back to top button
Close
Close