Rusya'nın Doğu Akdeniz Stratejisi: Sıcak Denizlerde Kalmak - M5 Dergi
MakalelerSayı 351 Ekim 2020

Rusya’nın Doğu Akdeniz Stratejisi: Sıcak Denizlerde Kalmak

Rusya, Soğuk Savaş döneminden bu yana öncelikle Suriye’de daha sonra ise Libya ve Güney Kıbrıs ile kapsamlı ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. ABD’nin buralarda fazla proaktif politikalar yürütememesinin ve çekingenliğinin yarattığı güç boşluğunu askeri güç unsurları ve enerji şirketleri vasıtasıyla doldurmaya çalışan Rusya Federasyonu, bölgede bulunan tüm devletler geniş kapsamlı ilişkiler tesis edebilmiştir.

GİRİŞTarihsel bağlamda ele alındığında dünyanın son derece kritik önemdeki bölgelerinden birisi Akdeniz’dir. İçerdiği jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel özelliklerden hem bu bölgede bulunan devletlerin hem de bölge dışı devletlerin dikkatlerini yönelttiği ilgili bölgenin doğusu özellikle 2000li yıllarda yaşanan ve günümüzde de etkilerini sürdüren Arap Ayaklanmaları ve enerji keşiflerinden ötürü son derece stratejik bir öneme haizdir. Bölge dışı büyük bir güç olarak önce Sovyetler Birliği daha sonrasında ise Rusya Federasyonu, tarihsel bir derinliği bulunan sıcak denizlere inme stratejisi bağlamında Doğu Akdeniz’e yönelik kapsamlı stratejiler uygulamaktadır. İlgili çerçevede 1970’li yıllar itibariyle Suriye’de deniz üssü elde etmek suretiyle varlığını güçlü biçimde hissettiren Rusya, daha sonrasında bu etkinliği özellikle 2011 senesinden bu yana süren Arap İsyanları’nın yansımalarının halen devam ettiği Suriye ve Libya’da etkili bir şekilde ortaya koyabilmektedir. Söz konusu çerçevede Rusya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile de yakın ilişkiler tesis edebilmektedir. Rusya’nın ilgili üç devlete yönelik geliştirdiği politikaların yine 2000li yıllarda geliştirdiği ve sürekli olarak ölçeğini büyüttüğü Türkiye ile olan ilişkilerine de dikkat çekici yansımaları olduğu görülmektedir.

Nitekim yukarıdaki çerçeveye bağlı kalınmak suretiyle ilgili analiz yazısında Rusya’nın Doğu Akdeniz politikaları özelinde Suriye, Libya ve Güney Kıbrıs’a yönelik tatbik ettiği politikaların temel unsurları analiz edilmeye çalışılacaktır.

Rusya, Doğu Akdeniz bölgesinde gözetleme, keşif ve harekât yeteneklerini yükseltme yönünde bir strateji icra etmektedir. Örnek vermek gerekirse, Suriye’ye yardım için gelmesini müteakiben ilgili ülkede konuşlandırdığı Cruise füzeleri kanalıyla kara hedeflerini imha edebilme yeteneğine sahip olması neticesinde mevzubahis gelişme Moskova’nın dikkate değer bir harekât yeteneğine erişmesine cevaz vermiştir.

RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ POLİTİKALARI BAĞLAMINDA SURİYE

Rusya’nın ülke sınırlarının bir bölümünü teşkil etmekle birlikte Moskova’nın dış siyasetinde güney sınırlar, “hassas bölge” şeklinde değerlendirilmektedir. Gürcistan ile başlayan Türkiye ile Doğu Akdeniz’e giden söz konusu hat Kremlin açısından Soğuk Harp döneminden miras alınan bir müttefikler ve NATO’cular alanıdır. Mevzubahis alanda meydana gelebilecek en küçük bir askeri ve sosyal hareketlilik, terör ya da iç harp Moskova’nın yakın ve dikkatli takibindedir. Bundan dolayı Rusya açısından genel olarak Orta Doğu özel bağlamda Doğu Akdeniz’de mevcudiyet gösterme, oyuncu olma ve tesis edilecek denklemlerde bulunma devamlı bir siyaset olagelmiştir. Soğuk Harp’in bitimini takiben ve bir takım bloklaşmalar parçalandıktan sonra günümüzde vuku bulan kapsam hâlihazırdaki Rusya’nın sınırlarını muhafazası hususunda Sovyet Rusya ile mukayese edildiğinde daha ok kırılganlık arz etmektedir. Çünkü eski Sovyet Rusya’nın etki sahası zaten Orta Doğu’nun bir kısmını doğal biçimde kapsamaktaydı. Soğuk Harp’ten bu yana kırılganlık içeren Moskova’nın Orta Doğu ve onun özelinde Doğu Akdeniz’de etkinlik tesis etme niyeti 2011 senesinde başlamış olan Suriye İç Harbi ile çok değerli bir fırsat yakalamıştır. Doğu Akdeniz, Rusya bakımından limanlar, hava üsleri, doğalgaz sondaj girişimleri, denizaltı iletişim kablolarına ilaveten istihbarat yönünden önem arz etmektedir. Esasen Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki menfaatleri iktisat ve güvenlik kapsamında irdelenmektedir. Doğal olarak ilgili durum sadece Rusya açısından değil aynı esnada birçok ülke için büyük ehemmiyet içermektedir. 2019 senesi itibariyle Doğu Akdeniz bölgesinde 44 ülkenin donanması mevcuttur.1 Doğu Akdeniz’deki oyuncular şöyle listelenebilmektedir:

Kıyı Ülkeleri: Türkiye, KKTC, GKRY, İsrail, Lübnan, Yunanistan, Mısır, Libya ve Filistin

Bölgesel Aktörler: İran ve Suudi Arabistan

Küresel Oyuncular: Rusya, Çin ve ABD

Rusya, Doğu Akdeniz bölgesinde gözetleme, keşif ve harekât yeteneklerini yükseltme yönünde bir strateji icra etmektedir. Örnek vermek gerekirse, Suriye’ye yardım için gelmesini müteakiben ilgili ülkede konuşlandırdığı Cruise füzeleri kanalıyla kara hedeflerini imha edebilme yeteneğine sahip olması neticesinde mevzubahis gelişme Moskova’nın dikkate değer bir harekât yeteneğine erişmesine cevaz vermiştir. Buna ilaveten Rusya, Orta Doğu coğrafyasına silah satışları gerçekleştirerek çatışmaları yoğunlaştırmakta ve Suriye İç Harbi’nin belirleyici oyuncusu olarak bölgedeki birçok dengeyle arzu ettiği biçimde oynayabilmektedir. Örneklendirmek gerekirse Esad’ın iktidarını koruması İran’a da destek vermek manasına gelmesinden ötürü Şii aksının sağlamlaşmasına ve burada vuku bulan tansiyondan Irak’ın doğrudan etkilenmesine neden olabilmektedir. Tahran’ın güç kazanması ise TelAviv, Riyad ve Ankara’nın bölge siyasetlerini derinden etkilemektedirç

Öte yandan Rusya’nın Doğu Akdeniz’de bayrak gösterme siyasetinin arka planında NATO’nun bölgedeki etkinliği düşürme isteği de yatmaktadır. Çünkü ABD’nin Irak ve Suriye’de başarı sağlayamaması ve bir süper güç hüviyetiyle bölgedeki meseleleri çözüme kavuşturma hususundaki gönülsüzlüğü Moskova’ya küresel öncü bir kuvvet olarak meydana gelen boşluğu kapatma fırsatı vermiştir. Power Vacuum şeklinde isimlendirilen ilgili gelişme Suriye İç Harbi vasıtasıyla Rusya’nın elinin bir hayli güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Enerji bağlamında ise gerilimlerin sık sık vuku bulduğu Orta Doğu coğrafyasında Suudi Arabistan’dan İtalya’ya kadar uzanan birçok oyuncuyu yakından ilgilendiren sondaj çalışmalarına da yakın ilgi göstermektedir. Doğu Akdeniz’deki sondaj girişimlerine uzun bir keşif döneminin ardından enerji fiyatlarında manipülasyon için müdahil olmuştur. Mısır ve Lübnan’da doğalgaz firmalarıyla bayrak gösteren GKRY’de askeri niyetlerle üsse sahip olan Moskova, Suriye’de geniş bir coğrafi bir alanda sondaj ayrıcalığını elinde bulundurmamakta ayrıca geliştirip modernleştirdiği askeri üs ve havalimanları vasıtasıyla de facto mevcudiyetini sürdürmektedir.

Rusya’nın Suriye politikasına baktığımızda ilki ikincisinde 1971’den bu yana Tartus Limanı’nda bir askeri üsse sahip olmuştur. 2015 senesinde ise Suriye’de terör örgütleriyle aktif mücadele bağlamında bu ülkede yaşanan savaşa askeri gücü ile müdahil olmuştur.4 Burada örneğin yine aynı yıl içerisinde Rusya, Hazar Denizi’ndeki hava üssünden Suriye’deki terörist unsurlara saldırı düzenleyerek bu konudaki etkinliğini göstermiştir. Nitekim birçok uluslararası kaynak tarafından şu andaki Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in en önemli danışmanlarından birisi olarak gösterilen Rus Profesör Aleksandr Dugin, Moskova’nın buradaki varlığını terörü kaynağında yok etme ve buradaki terörist unsurların Rus topraklarına yayılmasını engelleme şeklinde tanımlamıştır. Dugin buna ilaveten söz konusu girişimin Rusya’nın bölgedeki hasımlarla mücadelesinde de son derece mühim olduğuna vurgu yapmıştır. Nitekim Rusya, Suriye’deki amaçlarını bölgesel çıkarlarını müdafaa etmek, terörle mücadele etmek şeklinde ifade ederek BM üyesi bir devletin kendisini ülkesindeki durumu düzeltmesi için davet ettiği gerekçesiyle buradaki varlığını meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Bu bağlamda 2011-2016 döneminde birbirine taban tabana zıt politikalar yürüttüğü Türkiye ile daha sonra İran’ın da dâhil olduğu Astana Süreci’ni başlatarak Suriye meselesinin barışçıl çözümüne dönük adımlar atmayı sürdürmüştür. Nitekim bu minvalde Türkiye-Rusya-İran üçlüsü arasında sağlanan nispi güven ortamı sayesinde Ankara tarafından Suriye kaynaklı terörün yok edilmesi maksadıyla Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Kalkanı ve Barış Pınarı askeri harekâtları yapılabilmiştir. Öte yandan Suriye özelinde birtakım gerginlikler yaşansa da Türkiye ve Rusya 5 Mart 2020 tarihinde bir mutabakata varmak suretiyle İdlib bölgesinde ateşkesi sağlamaya çalışmışlardır. Hâlihazırda da ilgili bölgede Türk ve Rus askeri güçlerince ortak askeri devriyeler gerçekleştirilmektedir.

RUSYA’NIN DOĞU AKDENİZ POLİTİKALARI BAĞLAMINDA GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ İLE İLİŞKİLERİ

Rusya’nın bu parametreler bağlamında ilişkileri geliştir-meye çalıştığı bir diğer ülke ise Güney Kıbrıs Rum Yöneti-mi’dir. Moskova istekli bir biçimde Kıbrıs Adası bağlamında GKRY’nin kıta sahanlığı ve doğal kaynaklar üzerindeki iddialarını desteklemektedir. 2011 senesinde bile Türkiye ve Rusya arasında Suriye ve de Kırım kaynaklı gerginlikler yokken ve Türkiye-GKRY arasında deniz yetkilendirme sahaları konusunda ciddi tartışmalar devam ederken, Moskova, Nicosia’yı desteklemek maksadıyla Kıbrıs Adası açıklarına bir grup savaş gemisini göndermiştir ki bunlardan bir tanesi Amiral Kuznetsov Uçak Gemisi’ydi. Rusya’nın bu politikası GKRY tarafından Türkiye’den gelen tehditlere karşı bir güvenlik önlemi olarak algılanmıştı. Rusya’nın bu desteği Yunanistan ve İsrail tarafından bir blok olarak tartışmasız biçimde değerli görülmüştür. Suriye’de devam eden sivil savaş, Rusya’nın yakın bir müttefiki olan Beşar Esad Rejimi’nin geleceği hakkındaki belirsizlikler Moskova bakımından Nicosia’nın stratejik önemini artırmıştır. Uzun süren diplomatik çabalardan sonra Şubat 2015’te Rusya’nın GKRY’nin limanlarından yararlanmasına izin veren bir askeri anlaşma imzalanmıştır. Bunun yanı sıra 2011 senesinde Rusya, GKRY’ye verilen 2,5 milyar avroluk borcun yeniden düzenlenmesi sözünü vermiştir. Ayrıca o dönemde GKRY’nin devlet başkanı olan Nikos Anastasiadis, yukarıdaki söz konusu anlaşmanın imzalandığı görüşmede AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarını eleştirmiş ve iki devlet arasında askeri iş birliğinin arttırılacağı garantisini vermiştir.

Moskova açısından önceliklendirilen bir konu ise Karadeniz’deki etkinliğini göstermektir. Bu anlamda kullanılan en önemli araçlardan birisini silahlanma oluşturmuştur. Moskova’nın bu bölgeye yönelik askeri planları ve silahlanma programları ülkenin Güney Askeri Bölgesi kavramlandırması çerçevesinde ele alınmaktadır. Söz konusu saha Rusya’nın beş büyük askeri bölgesinden birisidir ancak kapsadığı alan bakımından en küçüğü olarak algılanmaktadır.

Güney Askeri Bölgesi; Güneybatı Rusya, Kuzey Kafkasya, Hazar ve 2014 senesinden bu yana Kırım’ı içeren Karadeniz kıyı bölgesini kapsamaktadır. 2014 Ukrayna Krizi’nin evrimi ve daha sonrasında Kırım’ın işgali Rusya’nın Güney Askeri Bölgesi’ne olan ilgisini artırmıştır. Bunu müteakiben, Moskova bölgeyle ilgili askeri planlarında değişiklik yapma politikaları izlemeye başlamışken, Karadeniz Filosu’nun modernleştirilmesine karar vermiştir ki bu Karadeniz Sahili’ndeki donanma üslerinin yenilenmesi ve Kırım’a yeni yatırımları içermektedir. 2017 senesi itibariyle Rusya, Kırım’a 28,000 asker konuşlandırmıştır ki bunların çoğu kendi Karadeniz Filosu altındaki deniz unsurlarıdır. Karadeniz Donanması, Rusya tarafından Sovyetler Birliği’nden miras alınan en önemli askeri unsurlardan birisini oluşturmuştur. Karadeniz Filosu’nun sorumluluğu Karadeniz’e ilaveten Akdeniz’i de içermektedir. Rusya’nın hem Suriye’de hem de Doğu Akdeniz’de konuşlanan deniz güçleri genel olarak Doğu Akdeniz Donanması ve Güney Askeri Bölgesi’yle alakalı unsurlardan müteşekkildir.

Rusya’nın GKRY ile ilişkileri hakkında ayrıca şu hususların da çizmek gerekmektedir. Rusya, GKRY ile hem askeri hem de politik açılardan iyi irtibatlara sahiptir. Bunun dışında bölgedeki diğer ülkelere kıyasla GKRY ve Rusya arasında Ortodoksluk çerçevesinde de geliştirilen kendine özgü bir ilişki söz konusudur. Rusya, Kıbrıs Adası’nın coğrafi pozisyonundan ötürü Yunanistan’a ilaveten GKRY ile münasebetlerini müspet tutma politikasını Soğuk Savaş’tan bu yana sürdürmektedir. Genel olarak mevcut durumda ilgili irtibatı dinsel aidiyet temelinde güçlendirecek girişimlerde bulunmaktadır ki Kıbrıs’ta kuzey-güney şeklinde ikiye ayrılmış ve çözümsüz parçalı ve istikrarsız yapılanma Kremlin açısın-dan yararlı bir durum teşkil etmektedir. İki NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs Meselesi kapsamında birbirleri ile çatışma ve mücadele içinde bulunmaları Moskova’nın bölge siyasaları bakımından kolaylaştırıcı bir etkiye sahiptir. Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve GKRY ile münasebetlerini olumlu bir biçimde sürdürmek isteyen bir diğer aktör ise İsrail’dir. Ancak ilgili gelişme Moskova bakımından bir sıkıntı kaynağıdır. Bunun sebebi ise Tel-Aviv, Suriye’de ABD’den arzu ettiği yardımdan daha çoğunu Doğu Akdeniz doğalgazı hususunda elde edebilecektir. ABD’de kabul edilen Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Kanun Tasarısı Tel-Aviv-Nicosia-Atina arasında iş birliği içermektedir. Washington söz konusu girişim ile Moskova’nın GKRY’deki Pafos ve Limasol limanlarından istifade etmesini engellenmesini hedeflemiştir. Ancak Nicosia (Güney Lefkoşe) Washington’ın tasarısını müteakiben ilgili tasarıyı kabul etmediğini ve Moskova’ya limanlarından yararlanmasını engelleme benzeri bir düşüncesinin olmadığını ifade etmiştir. Bunun ardından konu hakkında açıklamalarda bulunan Rusya Dışişleri Bakanlığı, adı geçen yasa tasarısının doğrudan Moskova-Güney Lefkoşe işbirliğini sekteye uğratma amacını taşıdığını ve Rusya’nın diğer ülkeler arasındaki münasebetlere müdahalede bulunulmaması ilkesine daima güçlü biçimde bağlı kaldığını belirterek hiç kimsenin GKRY ve Rusya arasında uzun zamandan beri devam eden verimli irtibatlara müdahale hakkının bulunmadığını vurgulamıştır. Bu tasarı bağlamında ABD, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 tedariki mevzusunda da çeşitli yaptırımlar benimsemiştir.

Buna benzer şekilde Ankara da Moskova ile S-400 alışverişini bahse konu tasarıya karşın sürdürmüştür. Sadece Güney Lefkoşe’nin değil aynı esnada Ankara’nın Washington’ın yasa tasarısına karşı geliştirdiği tutum Kremlin’in Doğu Akdeniz’de Washington’a nazaran daha büyük bir aktör olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan dolayı Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki mevcudiyeti karşılıklılık içermektedir. Bir başka deyişler bölgesel toplu durum sadece ilgili ülkelerin sağlayacağı verim değil aynı zamanda Moskova’nın geri adım atmayacağı denge sistemi üzerinde yükselmektedir.

Rusya’nın Doğu Akdeniz Politikaları Bağlamında Libya Meselesi’ne Yaklaşımı

2010 senesinde başlayan Arap Ayaklanmaları’nın 2011 senesi itibariyle sıçradığı bölgelerden birisi Libya’dır. Rusya ise 2011 senesinde NATO’nun müdahalesine ve buna olanak veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına tepkisiz kalmıştır. Ancak daha sonrasında Moskova, bölgedeki karışık durumdan ve ivedi olarak Washington’ın edilgen tutumundan istifade ederek güç boşluklarını doldurmaya çabalamaktadır. Kremlin, Soğuk Harp döneminde SSCB’nin müttefiklik münasebeti tesis ettiği bölge ülkelerindeki meselelere aşamalı bir biçimde müdahil olmuştur. Söz konusu gelişme, Moskova’yı Suriye ve Libya üstünden Doğu Akdeniz coğrafyasında belirleyici bir unsur yapmıştır.

Diğer taraftan Kremlin’in Libya’ya yönelik stratejisinde General Halife Hafter’in daha çok milletlerarası destek sağlama ve müttefikler arasında denge politikası yürütme girişiminin de büyük payı vardır. Farklı zamanlarda Moskova’ya ziyaretlerde bulunan Hafter’in ana amacı Libya’ya karşı tatbik edilen silah ambargosunun sona erdirilmesi hususunda Kremlin’in desteğini sağlamaya ilaveten Kaddafi zamanından miras silah ticaretini yeniden harekete geçirmekti.9 İlgili düzlemde Ocak 2017’de taraflar arasında Libya açıklarındaki bir Rus harp gemisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve Hafter’in gerçekleştirdiği müzakerelerde 2 milyar dolarlık bir silah anlaşması imzalandığı bilgisi basında yer almıştır. Bahse konu anlaşmanın ertesinde ivedilikle hava savunma sistemlerini kapsayan mühimmatın biri Bingazi ve ötekisi ise Tobruk olmak üzere iki farklı üsse konuşlandırılmıştır.

Fakat direkt Rus askeri mevcudiyeti 4 Nisan’daki Trablus saldırısının sonrasında alanda tecrübe edilmeye başlanmıştır. Wagner Grup çerçevesindeki takriben 2000 Rus askeri başkentteki cephe hattına giderek mevzubahis bölgelerdeki birtakım önemli noktaların kontrolünün sağlanmasına doğrudan yardımcı olmuştur. Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri’nin tahsis ettiği yardımlarla Cufra’daki hava üssüne konuşlandırılan Rus menşeili Pantsir-S1 hava savunma sistemleri kanalıyla uzun zaman Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı hava güçlerinin etkinlikleri sınırlandırılmıştır.

RUSYA’NIN SURİYE, GÜNEY KIBRIS VE LİBYA POLİTİKALARI BAĞLAMINDA ENERJİ

Ocak 2019’da Mısır’ın başkenti Kahire’de yedi devletin iştirakiyle Doğu Akdeniz Gaz Forumu meydana getirilmiştir. Bundan bir sene sonra ise Ocak 2020’de Tel-Aviv-Güney Lefkoşe-Atina üçlüsü arasında İsrail ve GKRY doğalgazlarını Avrupa’ya aktarması öngörülen 1900 kilometre uzunluğunda bir hat anlaşması gerçekleştirilmiştir. İlgili anlaşma kapsamında yapılması öngörülen “Poseidon” boru hattının dünyanın en derin su altı boru hattı olması ve 7-10 milyar avro maliyete sahip olması düşünülmektedir. Söz konusu boru hattı vasıtasıyla Avrupa’ya yollanacak doğalgazın Avrupa kıtasının enerji gereksiniminin %2sini karşılayacağı idrak edilmekle beraber doğalgazın maliyetinin Rus gazı ile mukayese edildiğinde 2,5 kat daha yüksek maliyetli olacağı öngörülmektedir. Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz kaynakları ve Avrupa’ya bağlantısı yapılması düşünülen boru hattı, doğalgazının %40ını Avrupa’ya ihraç eden Rusya açısından son derece riskli bir durumdur. Doğu Akdeniz keşifleri kanalıyla Moskova’nın doğalgaz sunumuna karşı piyasalar meydana gelirken, Kremlin açısından ilk aşamada mühim olan unsurlardan birisi Doğu Akdeniz’de meydana gelen mevzubahis yeni piyasadan azami avantajı sağlamak ve vuku bulan yeni durum neticesinde fiyatlar üzerinden manipülasyon yapabilmek şeklinde gerçekleşecektir.

Rusya’nın Doğu Akdeniz’deki doğalgaz hakkındaki genel pozisyonu enerji mevzusundaki dış siyaset tutumuna paralellik arz etmektedir.

Kremlin, Gazprom benzeri enerji firmalarının bütünüyle devlet denetiminde bulunmasını tercih etmektedir. Rusya’da ülke içerisindeki doğalgaz piyasasının %90’nını denetim altında tutan Gazprom’un Doğu Akdeniz’deki girişimleri tamamıyla Rus dış siyasetiyle ilişkilidir. Bu kapsamda Gazprom firması piyasayı olabildiğince parçalı bir biçimde tespit etmekte ve oyuncuları farklılaştırmaktadır.

Moskova, Güney Lefkoşe ile daha önceden yaptığı anlaşmalar bağlamında hâlihazırda Pafos ve Limasol limanlarını Washington’ın tüm muhalefetine karşı askeri niyetlerle kullanmayı sürdürmektedir.

Lübnan ve Mısır’daki doğalgaz firmalarıyla Gazprom’un farklı işbirlikleri söz konusudur. Rus Novatek şirketi Lübnan’da TOTAL ve ENİ firmalarıyla ortaklıklar oluşturmuş, diğer bir Rus firması Lukoil, Mısır’ın Zohr Sahasının bir kısmının mülkiyetine sahip olmuştur. Öte yandan, Suriye’de ise Banyas’tan Tartus’a değin uzanan kıyı şeridinde Rus firmaları 25 senelik sondaj ayrıcalığını elinde tutmaktadır.

Adı geçen çerçevede Kıbrıs Adası civarında cereyan eden enerji mücadelesi, Moskova açısından yalnızca enerji rezervine erişme biçiminde kıymetlendirilmemektedir. Moskova, Doğu Akdeniz’de vuku bulan gelişmelere karşı güvenlik meselesi ve iktisadi menfaatlerini koruma pencerelerinden yaklaşmaktadır.

Bu gelişmelere ek olarak Rusya, Doğu Akdeniz enerji güvenliği politikaları Türkiye’ye uygulanan yaptırımların meselenin barışçıl yollardan çözüme kavuşturulmasına yardımcı olmayacağına ilaveten Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının araştırılması ve de ticarileştirilmesi konusunda iş birliği teklifinde bulunmuştur.13 Fakat bununla ilgili herhangi bir biçimde somut adım atılabilmiş değildir.

Rusya Federasyonu, bölgede bulunan tüm devletler geniş kapsamlı ilişkiler tesis edebilmiştir. Suriye, Libya ve GKRY ile olan yakın ilişkileri hasebiyle özellikle Türkiye gibi ülkelerle çoğu zaman sıkıntılar yaşamıştır.

İvedi olarak Suriye ve Libya bağlamında farklı kişilere ve de kurumsal yapılanmalara destek sağlanması kaynaklı birçok kriz yaşanabilmiştir. Günümüzde de söz konusu krizler düşük yoğunluklu olsa da varlığını sürdürmektedir.

GKRY bağlamında Kıbrıs meselesi kaynaklı GKRY ve Türkiye arasındaki anlaşmazlıklarda zaman zaman yanlı zaman nesnel bir tutum takınan Moskova, hem Ankara hem de Güney Lefkoşe ile savunma sanayisinden enerjiye14 kadar uzanan bir ölçekte irtibatlar tesis etmek suretiyle Doğu Akdeniz bölgesindeki çıkarlarını muhafaza edebilmek için güçler dengesini önceleyen stratejileri büyük bir dikkatle yürütmektedir.

Sonuç olarak Rusya bakımından tarihsel temelleri bulunan “sıcak denizlere inme büyük politikası” bağlamında Doğu Akdeniz son derece önemli bir konumda bulunmaktadır. Bu minvalde Doğu Akdeniz’in önümüzdeki yıllarda da Kremlin’deki karar vericiler ve hem dış hem de güvenlik politikaları uygulayıcıları için kritik öneme haiz ve göz önünde sürekli olarak bulundurulması gereken bir bölge olma konumunu muhafaza etmeyi sürdüreceği söylenebilir.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

Back to top button
Close
Close