DergiMakalelerSayı 347 Haziran 2020Son sayı

Libya’da “Gölgelerin Efendisi” için yolun sonu görünüyor

Libya’da Türkiye’nin dengeleri değiştiren hamlelerinin ardından, Rusya’nın da bölgede varlık göstermesi neticesinde ABD, bu ülkedeki destek yönünü Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne çevirdi. Hafter, hem askeri anlamda ciddi kayıplar verirken, öbür yandan siyasi olarak da köşe sıkıştı.

Ortadoğu’nun, büyük devletlerin muharebe meydanına dönüşmesi bugüne mahsus bir durum değil. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra gerilim ve krizler maalesef bu coğrafyanın kaderi oldu. Arap Baharı’nın ardından yeni sürece giren bölge için kaos, içerisinden çıkılması güç bir noktaya geldi. Suriye’de yaşananlar malum. 2011’de başlayan devrim hareketi kelimenin tam anlamıyla kanlı bir savaşa evrildi. Şam yönetiminin Rusya’nın güdümünde hareket etmesi, Kremlin’i ülkenin perde ardındaki hakim gücü haline getirdi. Yemen’de ABD’nin yönlendirdiği Suudi Arabistan’ın müdahaleleriyle, şiddetin boyutları her geçen gün artıyor. Ve Kaddafi’nin devrilmesiyle “huzuru” bulacağını zanneden Libya halkı, şimdilerde eski bir rejim komutanı Halife Hafter’in saldırılarıyla cedelleşmek zorunda kalıyor.

Sovyetler Birliği’nde askeri eğitim almış, babası gibi gördüğü Kaddafi’yle yaşadığı anlaşmazlık üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nde yıllarca CIA’in himayesi altında yaşamış Hafter, 2011’de Mısır’a geldi ve doğudaki isyancı güçlerin komutanı oldu. Kaddafi’nin devrilmesiyle birlikte 2 yıl boyunca yargılandı. 2014’te de televizyondan “Libya’yı kurtarma planı”nı açıklayarak Trablus’ta kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı ayaklanma çağrısı yaptı. Mesaj, Libyalılar tarafından dikkate alınmayınca önce Bingazi’yi kuşatan radikal terör örgütleriyle dirsek teması kurdu, sonrasında da onlara karşı “Onur Operasyonu”nu başlattı. Bu süreçte de Tobruk’ta kurulan Temsilciler Meclisi’nin “onayı”yla Libya Ulusal Ordusu Komutanı ilan edildi. Bingazi’deki bir takım kritik yerleri işgal eden Hafter’in o dönemde de CIA ile eşgüdümlü çalıştığına dair ciddi iddialar ortaya atılmaktaydı.

Fransa’nın desteği de dillendiriliyor ve muhataplar bu iddiaya ilişkin olumlu ya da olumsuz açıklama yapma gereği bile duymuyorlardı. Sarkozy’nin seçim kampanyası için Muammer Kaddafi’den 8 milyon dolar aldığı ve ölümünün ardından söz konusu paranın ortadan kaybolduğu söylentileri de düşünüldüğünde Fransa’nın Libya’ya olan ilgisinin nedenleri az çok gün yüzüne çıkmış oluyor. Amerika Birleşik Devletleri Hafter’e göstere göstere destek vermeye başlamıştı. 24 Kasım 2019 tarihinde aralarında ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika İşleri Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Victoria Coates, Libya Büyükelçisi Richard Norland, Enerji Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Bakan Yardımcısı Vekili Matthew Zais ve ABD Afrika Komutanlığı Strateji, Katılım ve Programlar Direktör Yardımcısı Tuğgeneral Steven de Milliano’nun bulunduğu bir heyet “ülkedeki çatışmaların sona erdirilmesine katkı sunulması ve barış atmosferinin tesis edilmesi” gayesiyle Halife Hafter’le bir araya gelmişti! Mezkur görüşmede sanki ülkede bölünmenin fitilini ateşleyen CIA’in omuz verdiği Hafter değilmiş gibi, Amerika’nın Libya’nın toprak bütünlüğünü önemsediği vurgulanmıştı!

DENKLEME RUSYA DAHİL OLUYOR

Suriye’de egemenliğini iyiden iyiye tesis eden Rusya, Libya için de harekete geçti. 2020 yılının Ocak ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Hafter’i Moskova’da ağırladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 8 Ocak 2020’deki ateşkes çağrısının ardından yapılan görüşmede “istikrarı sağlama çabaları” istişare edildi. Ancak her ne hikmetse bu tarihten sonra Kremlin Libya’daki varlığını iyiden iyiye hissettirerek Hafter’e silah, mühimmat ve asker vererek destek olmaya başladı. Hafter, ABD ve Fransa ile baştan itibaren sürdürdüğü münasebetlerini Rusya’nın denkleme girmesiyle askıya aldı ve Libya’da kartlar yeniden karılmaya başlandı. Türkiye’den bağımsız bir analiz yapılacaksa, Libya’yla ilgili söylenecek olan şeyler kabaca böyle. Ancak Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Mavi Vatan politikası çerçevesinde imzalanan deniz yetki alanları sınırlandırılması mutabakatı, yalnızca Akdeniz’de birlikte hareket etmeyi ihtiva etmiyordu. Türkiye, Libya’nın Birleşmiş Milletler’ce de tanınan hükümetiyle sivil halkı için askeri eğitimci ve danışman ile silah gönderdi. Bu hamle ile tıpkı Suriye’de olduğu gibi Libya’da da artık denge belirleyen bir Türkiye zuhur etti. Ayrıca, gelinen noktada Türkiye’nin; hem tarihi ve kültürel ortak paydada buluştuğu milletlere vefa politikasını icra ettiği, hem Akdeniz’de Yunanistan-İsrail-Mısır öncülüğünde kurulmak istenen kumpası bertaraf ettiği, hem de ilerleyen günlerde Libya’nın meşru hükümetiyle ortak enerji iş birlikleri yaparak ekonomik anlamda önemli adımlar atacağı söylenebilir. Yani Türkiye tabir caizse bir taşla tam 3 kuş vurmuş oldu.

HAFTER ORTADA KALDI

Başta CIA’in öne sürmesiyle Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden maddi ve lojistik destek alarak Libya’da kontrolü ele geçireceğini düşünen Halife Hafter, yanlış bir manevralarla ABD’yi karşısına aldı. Amerika, çok değil daha geçen Kasım ayına kadar arkasında durduğu Hafter’le ilgili olarak kınama mesajları yayınlamaya başladı. Kendisini Libya’nın Devlet Başkanı ilan etmesinin kabul edilemez olduğunu ifade eden ABD’nin Trablus Büyükelçiliği, kısa bir süre sonra da Libya’nın güvenliğini tehdit edenleri cezalandırmak için Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle birlikte çalışacağını deklare etti. Dahası, Amerikalı avukat Kevin Carroll, Hafter hakkında savaş suçu davası açtığını açıklayarak “yaptıklarının bedelini ödeyecek” dedi. Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi eliyle sahaya sürdüğü canavarı imha etmeye çalışmasında onun Rusya ile beraber yürümesinin temel sebep olduğu su götürmez bir gerçek. Suriye’de de, Rusya ve rejim güçlerini karşısına zaman zaman DAEŞ’i, bazen PYD/YPG’yi diken Washington, Libya’ya attığı bomba başka güçlerin eline geçince ondan kurtulmanın yollarını arıyor. Rusya da Suriye’de olduğu gibi bir “düzen” tesis edemedi. Kremlin Sarayı’yla kurduğu sıkı ilişkilerle tanınan Yevgeny Prigozhin’e ait Rus güvenlik şirketi Wagner’in para karşılığı Hafter’in hizmetine sunduğu 1600 asker, bilinmeyen bir noktaya tahliye edildi. Peki ne oldu da Rusya, avucunun içerisine almaya ramak kaldığı Libya’da geri adım atıyor?

Rusya, önce Libya’nın tamamını Hafter’e teslim etmek niyetindeydi. Fakat, askeri operasyonların başarısızlıkla sonuçlanması, NATO’nun Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni tanıdığını yüksek sesle dillendirmesi, Hafter’in yanındaki bölgesel aşiretlerin ibrenin Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Faiz Es-Serrac lehine dönmesi üzerine saf değiştirmeleri, Rusları endişelendirdi. Amerikan Dışişlerinin de savaş suçu işlemekle itham ettiği Hafter’e Rusya’nın savaş uçakları gönderdiğini uluslararası kamuoyunun gündemine getirmesi Rusları köşeye sıkıştırdı. Hal böyle olunca Rusya, Fransız Haber Ajansı AFP’nin paylaştığı bilgilere göre Hafter’e derhal ateşkes ilan etmesini salık verdi. Neticede ABD’nin ve Fransa’nın gölgesi konumundayken Rusların kucağına düşen Hafter, ortada kaldı.

TÜRKİYE’NİN MÜDAHALESİ DENGELERİ DEĞİŞTİRDİ

Kuşkusuz Batı’nın Hafter’i himaye etmekten vazgeçmesi, Rusya’nın başarısız olması kendiliğinden yaşanan gelişmeler değil. Türkiye’nin yaptığı anlaşmaya sadık kalarak Trablus yönetiminin mücadelesine yaptığı katkı, ABD ile Rusya’nın Suriye’den sonraki arenasına dönecek olan Libya’daki bütün planları bozdu. Son dönemde askeri teknolojide çığır açan Türkiye’nin ürettiği İHA ve SİHA’lar Hafter’in paralı ordusuna diz çöktürüyor.

Washington Post gazetesinde Türkiye’nin operasyonel etkisi “Türk insansız hava araçları ve hava savunma sistemleri, BM’nin tanıdığı hükümetin batı Libya’nın neredeyse tamamını, Rusya tarafından beslenen ve geçen yıldan itibaren başkent Trablus’u aşmaya çalışan Halife Hafter güçlerinden geri almasına yardımcı oldu” ifadeleriyle aktarıldı. Rusların Suriye’ye de yerleştirdiği Pantsir S1 hava savunma sistemleri tıpkı Bahar Kalkanı Harekatı’nda olduğu gibi SİHA’larla vuruldu. Ulusal Mutabakat Hükümeti, Türkiye’nin yardımıyla Hafter’in 2014’ten bu yana elinde bulunan Vatiyye askeri hava üssünü geri aldı. Ayrıca Trablus’un batısındaki bazı sahil kasabalarını da ele geçirdi. Kazanımlar yalnızca askeri başarıları değil, moral üstünlüğü de ihtiva ediyor.

HAFTER ÇIKMAZ SOKAKTAN KURTULABİLECEK Mİ?

ABD’nin, Fransa’nın ve peşi sıra Rusya’nın Libya’daki lejyoneri Halife Belkasım Hafter, öyle görünüyor ki dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacak. Çinliler “bir kaplana bindiğinde aşağı inmesi zordur” derler. Bu atasözünün dayanağı olduğu iddia edilen hikayede milattan sonra 288 ile 329 arasında yaşayan Wen Jiao, İmparator Sima Yan’a çok sadık bir siyaset adamıdır. Bir gün üst düzey askerlerden Sun Jun imparatora isyan eder ve başkenti kuşatır. Aynı zamanda Doğu Jin valisi de olan Wen Jiao kalkışma nedeniyle hayli endişelenir. İsyanı bastırmak için ittifak arayışlarına girer. Tao isimli yetkin bir komutan söz konusu ittifaka dahil olup olmama konusunda emin olamaz.

Asi askerler çok güçlü durumdadır, ittifak birliklerini bir kaç kez dağıtırlar. Jiao, Tao’yu ikna etmek üzere yanına gittiğinde ittifaktan başka çıkar yolu olmadığını ve Sun Jun’un kesinlikle öldürülmesi gerektiğini anlatırken “bu tıpkı bir kaplanın sırtına binerken, bir daha aşağı inilememesi gibidir” der. Tao anlaşmayı kabul eder, ittifaka dahil olur ve Sun Jun bozguna uğratılarak öldürülür. Halife Hafter inemeyeceğini bile bile bir kaplanın sırtına binmişken, aynı anda başka bir kaplanın üzerine atlamaya çalışıyor. Mevcut manzaraya bakarak ne Amerika ne de Rusya tarafından kullanılabileceğini söylemek zor. Film henüz bitmiş değil tabi, lakin görünen o ki “gölgelerin efendisi” yolun sonuna geldi. Türkiye’nin kararlı çabası devam ederse Libya, ikinci Suriye olmayacak. Ve yazılacak yeni senaryoların hiçbirinde Hafter yer almayacak.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

Back to top button
Close
Close