Sakat Doğan NPT Ölüme Mahkûm

BM, Nükleer silahlardan arınmış bir dünya için yeni bir antlaşma önermiş ve tüm devletlere “Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşmasını” (TPNW)’ imzalamak için çağrı yapmıştır. NPT’nin “sakatlığına” yol açan nedenlerden birini gidermeye yönelik olan bu antlaşmayı henüz 69 ülke imzalamış ve bunlardan 19’u onaylamıştır.

1945 yılında Trinity nükleer silah denemesi ile Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) nükleer silah dönemi başlamıştır. ABD’nin aynı yıl İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagazaki’de bu silahları kullanması, kitle imha aracı olarak kullanılan ilk ve son nükleer silahlardır. Nükleer silahların kullanılmasıyla İkinci Dünya Savaşı sona ermiş ve bu silahların caydırıcı gücü gözler önüne serilmiştir.

1949 yılında Sovyetler Birliği, 1952 yılında İngiltere, 1960 yılında Fransa ve 1964 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ilk nükleer silah denemeleri gerçekleştirmiştir. Nükleer silahların yaygınlaştığını gören ABD Başkanı Kennedy’nin isteği üzerine, 1980’lere kadar bu silahlara sahip olabilecek devletlerin listesi oluşturulmuştur. Bu listeye göre yaklaşık kırk ülkenin nükleer silah geliştirebileceği öngörülmüştür.[1] Bunun üzerine ABD soğuk savaş sırasında Sovyetler Birliği ile anlaşarak nükleer silahların yaygınlaşmasının önlenmesine yönelik uluslararası bir antlaşma yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Birleşmiş Milletler (BM)’de konu, İrlanda’nın önerisi üzerine “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma (NPT)” 1 Temmuz 1968[2] tarihinde imzaya açılmıştır. Antlaşmaya göre 1 Ocak 1967’den önce nükleer silah denemesi yapan devletler dışında hiçbir devlet, nükleer silah sahibi olamayacaktır. Antlaşmayı 4 devlet haricinde BM ülkeleri imzalamıştır. İmzalamayan devletler; Hindistan, Pakistan, Güney Afrika ve İsrail’dir. Ancak Güney Afrika daha sonra NPT’ye taraf olmuştur.

Antlaşmanın imzaya sunulmasından bugüne, 50 yıl geçmiştir. Ancak antlaşmanın maddelerinin uygulanmasına yönelik imzaya açıldığı tarihte de olmak üzere tartışmalar olmuş ve devam etmektedir. Karmaşaya yol açmamak adına tartışmalı antlaşma maddelerini sırayla incelemek yerinde olacaktır.

NPT’nin tartışmalı maddelerine baktığımızda 1. madde;

Antlaşmaya taraf nükleer silah sahibi her devlet, nükleer silahları veya diğer patlayıcı nükleer araçları ya da bu gibi silahların veya diğer patlayıcı araçların kontrolünü, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kime olursa olsun, devretmemeyi ve nükleer silah sahibi olmayan herhangi bir devlete, nükleer silahları veya diğer nükleer patlayıcı araçların kontrolünü elde etmesi için herhangi bir şekilde yardım, özendirme veya isteklendirmede bulunmamayı üstlenir.”[3]

Nükleer silah sahibi devletler, nükleer silah sahibi olmayan devletleri bu silaha sahip olmaları konusunda özendirmeyecek ve isteklendirmeyecektir. Ancak tarihsel süreçte bu maddeyi irdelediğimizde, silaha sahip olan devlerin güç gösteri yaparak konvansiyonel savaş araçlarını kullanmadan nükleer silah kullanabileceğine dair yetkili kişiler tarafından tehditkâr söylemlerde bulunması, nükleer silaha sahip olmayan devletleri nükleer silaha sahip olmaya özendirmiştir. Bunun için Kuzey Kore örneğini verebiliriz.

11 Eylül olayları sonrasında ABD Başkanı George Bush Kuzey Kore, İran ve Irak’ı şer ekseni olarak nitelendirmiş ve bu ülkelerin uluslararası güvenlik açısından ciddi tehdit oluşturduğunu belirtmiştir. Sonrasında ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle tedirgin olan Kuzey Kore, küçük ülke psikolojisi ile hareket ederek hem caydırıcı güç unsuru olması hem de mutlak silah olarak tanımlanan nükleer silaha sahip olmak adına 2003 yılında antlaşmadan çekilmiş ve nükleer silah sahibi olmuştur.[4]

[1] Sarah J. DIEHL and James C. MOLTZ, Nuclear Weapons and Non-proliferation: A Reference Handbook, 2. Baskı, Santa Barbara: ABC-Clio Information Services, 2008, ss. 14-16.

[2] age, ss. 4-6.

[3] http://www.taek.gov.tr/attachments/134_npt_tr.pdf Erişim Tarihi: 20.12.2018

[4] Mustafa KİBAROĞLU,  “Kuzey Kore’nin  Nükleer  Silah  Programı:  Sebepler  ve Sonuçlar”, Uluslararası İlişkiler, Cilt  1, Sayı 1 (Bahar 2004), ss. 155-157.

Devamı M5 Dergisi Nisan 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir