Rapor: Nükleer güçler cephaneliklerini genişletiyor

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) yeni değerlendirmesine göre, dünyadaki dokuz nükleer silahlı devlet 2025 yılında nükleer cephaneliklerini genişletti.
Araştırmacılar Hans M. Kristensen ve Matt Korda tarafından hazırlanan raporda, ülkelerin büyük bölümünün yıl içerisinde yeni nükleer silahlı veya nükleer kapasiteye sahip silah sistemlerini konuşlandırdığı belirtildi. Buna karşın dünyadaki toplam nükleer savaş başlığı sayısı düşmeye devam etti.
SIPRI, Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde tahmini 12 bin 187 nükleer savaş başlığı bulunduğunu hesapladı. Bunların yaklaşık 9 bin 745’i potansiyel olarak kullanılmaya hazır askeri stoklarda tutuluyor. Bu sayı, bir önceki yıla göre yaklaşık 130 savaş başlığı artış anlamına geliyor.
Yaklaşık 4 bin 12 savaş başlığının ise füzeler üzerinde ve bombardıman uçaklarının konuşlandığı üslerde operasyonel olarak bulunduğu tahmin ediliyor. Bu rakam, Ocak 2025’e kıyasla yaklaşık 100 savaş başlığı daha fazla. SIPRI, söz konusu artışın önemli bölümünü Rusya’nın konuşlandırdığı nükleer silahlara ilişkin değerlendirmelerin yeniden yapılmasına, Çin ve Hindistan’ın operasyonel kuvvetlerle birlikte konuşlandırdığı savaş başlıklarına yönelik yeni tahminlere bağlıyor.
Dünyadaki toplam savaş başlığı sayısının azalmaya devam etmesinin temel nedeni ise ABD ve Rusya’nın hizmet dışına çıkarılmış nükleer silahları, diğer ülkelerin yeni savaş başlığı üretmesinden daha hızlı şekilde imha etmesi. Her iki ülkenin de imha edilmeyi bekleyen 1000’den fazla emekliye ayrılmış savaş başlığı bulunuyor. SIPRI araştırmacıları, söküm ve imha hızının yavaşladığına dikkat çekerek, yakın gelecekte bu hızın yeni savaş başlıklarının küresel stoklara eklenme hızının gerisinde kalabileceğini belirtiyor.
ABD ve Rusya üstünlüğünü koruyor
ABD ve Rusya, dünyada kullanılabilir durumdaki nükleer savaş başlıklarının yaklaşık yüzde 83’üne, toplam nükleer envanterin ise yaklaşık yüzde 86’sına sahip. Ancak diğer nükleer cephaneliklerin büyümesi nedeniyle bu oran her yıl bir miktar azalıyor.
Her iki ülke de nükleer silahların taşıyıcı sistemlerini, savaş başlıklarını ve üretim altyapılarını kapsayan kapsamlı modernizasyon programları yürütüyor. Bununla birlikte her iki program da gecikmeler ve maliyet artışlarıyla karşı karşıya.
Rapora göre ABD’nin Sentinel kıtalararası balistik füze programı en az dört yıl gecikmiş durumda ve programın tahmini maliyeti başlangıçtaki öngörüye kıyasla yaklaşık yüzde 81 arttı. Rusya’nın ağır sınıf Sarmat kıtalararası balistik füze programı ise planlanandan sekiz yıldan fazla geride bulunuyor. Ayrıca 2025 yılında gerçekleştirilen bir testin fırlatma altyapısına zarar verdiği bildirildi.
Çin’in nükleer cephaneliği ise yıl içerisinde yaklaşık 600 savaş başlığından 620’ye yükseldi. SIPRI, Çin’in nükleer kapasitesinin önümüzdeki on yıl boyunca genişlemeye devam etmesini bekliyor.
Hindistan’ın nükleer stokunun yaklaşık 190 savaş başlığına yükseldiği, Pakistan’ın ise yaklaşık 170 savaş başlığında kaldığı tahmin ediliyor. Kuzey Kore’nin yaklaşık 60 savaş başlığı üretmiş olduğu değerlendirilirken, SIPRI ülkenin en az 90 savaş başlığı üretmeye yetecek miktarda fisil malzemeye sahip olabileceğini belirtiyor.
İsrail’in nükleer cephaneliğinin önceki yılla aynı şekilde yaklaşık 90 savaş başlığından oluştuğu tahmin ediliyor. İngiltere’nin açıkladığı savaş başlığı sayısı 225 seviyesinde kalırken, hükümet daha önce bu üst sınırı 260’a yükseltme planını açıklamış ve konuşlandırılan silahlara ilişkin ayrıntıları kamuoyuyla paylaşmayı bırakmıştı. Fransa’nın nükleer stokunun ise yaklaşık 290 savaş başlığında kaldığı tahmin ediliyor.
Yeni Start sonrası şeffaflık sorunu
Nükleer cephaneliklere ilişkin bağımsız tahminleri zorlaştıran önemli gelişmelerden biri, ABD ile Rusya arasındaki 2010 tarihli Yeni START anlaşmasının Şubat 2026’da yerine yeni bir anlaşma konulmadan sona ermesi oldu.
Anlaşmanın sona ermesi, ABD ve Rusya’nın stratejik nükleer konuşlandırmalarına ilişkin uzun yıllardır kullanılan resmi veri kaynaklarından birinin ortadan kalkmasına yol açtı. SIPRI, genel olarak nükleer silahlara sahip devletlerin cephanelikleri konusunda daha az şeffaf hale geldiğini ve bunun bağımsız doğrulama çalışmalarını giderek zorlaştırdığını belirtiyor.
Raporda ayrıca ülkelerin nükleer silahları hangi koşullarda kullanabileceklerine ilişkin politikalarında da değişimler yaşandığına dikkat çekiliyor. Rusya’nın 2024 yılında nükleer doktrininde yaptığı değişiklikle Moskova’nın nükleer silah kullanabileceğini belirttiği koşulların genişletildiği ve SIPRI’nin bu değişikliği Ukrayna’daki savaşla ilişkilendirdiği ifade ediliyor.
Belarus da Rusya’ya ait nükleer silahların kendi topraklarında konuşlandırıldığını açıklarken, Rusya nükleer veya konvansiyonel savaş başlıkları taşıyabilen Oreshnik füzesinin ülke içerisindeki faaliyetlerine ilişkin görüntüler yayımladı.
Avrupa’da ise İngiltere ve Fransa, Temmuz 2025’te Northwood Deklarasyonu’nu imzalayarak Avrupa’ya yönelik aşırı düzeyde bir tehdit karşısında nükleer kuvvetlerinin koordinasyonunu kabul etti.
İngiltere ayrıca F-35A savaş uçakları satın alma ve NATO’nun nükleer paylaşım misyonuna yeniden katılma planını açıkladı. Bu gerçekleştiği takdirde İngiltere, ABD nükleer silahlarına ev sahipliği yapan altıncı NATO ülkesi olacak. Polonya, Finlandiya ve İsveç de son yıllarda ABD nükleer silahlarının kendi topraklarında belirli bir kapasiteyle konuşlandırılması ihtimalini tartıştı.
Çin ve Güney Asya’da nükleer risk
Çin’in genişleyen füze gücü de nükleer stratejisinde olası bir değişim nedeniyle dikkat çekiyor. Çin’in tarihsel olarak uyguladığı ve nükleer savaş başlıklarını fırlatma sistemlerinden ayrı depolamaya dayanan yaklaşımından uzaklaşabileceği değerlendiriliyor.
ABD Savunma Bakanlığı, Çin’in 2025 yılında üç yeni füze silosu sahasına 100’den fazla füze yerleştirdiğini değerlendirdi. Ancak bu füzelerin nükleer savaş başlıklarıyla donatıldığına ilişkin kamuya açık bir kanıt bulunmuyor. SIPRI ise Ocak 2026 itibarıyla Çin’in operasyonel kuvvetleriyle birlikte az sayıda nükleer savaş başlığı, muhtemelen 34’e kadar savaş başlığı konuşlandırmış olabileceğini tahmin ediyor.
Güney Asya’da da 2025 yılı nükleer gerilim açısından önemli gelişmelere sahne oldu. Hindistan ve Pakistan, mayıs ayında onlarca yıldır yaşanan en ciddi silahlı çatışmalardan birine girdi. Çatışmalarda Hindistan’ın, nükleer görevlerle bağlantılı olduğu değerlendirilen Pakistan askeri üslerini vurduğu belirtildi.
Her iki taraf da çatışmayı nükleer seviyeye taşımaktan kaçındı. Ancak SIPRI, yaşanan çatışmanın bölgesel dinamiklerde önemli bir değişime işaret ettiğini ve hızlı bir tırmanma riskinin Güney Asya’da kalıcı bir endişe olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Kaynak: M5, Defence Blog



