KapakÖne Çıkan

Libya’da Ezberleri Bozmak Türkiye’nin Askeri Varlığı

Türkiye, krizin başından beri Libya halkının taleplerini ve siyasal çözümü önceleyen uzun vadeli, hukuki ve diyalog üzerine bir politika izlemiştir. 2014 yılında Hafter’in darbe girişimi ve askeri operasyonlarıyla başka bir boyuta evrilen Libya krizinde, BM’nin üstlendiği arabulucu ve müzakere yönetici rolünü desteklemiş ve tarafları da bu yöne kanalize etmeye çalışmıştır.

Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin tezkerenin 2 Ocak’ta TBMM’den geçmesinin ardından Türk askeri, peyderpey Libya’ya gitmeye başladı. Türkiye ve Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası ve Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtıralarının TBMM’de onaylanmasının ardından Libya Hükümeti’nin talebi üzerinde atılan bu adım, Türkiye’nin Libya politikasındaki yeni bir evre olarak nitelendirilebilir.

Nitekim, Hafter milislerinin 4 Nisan 2019’dan başlayarak Trablus’u hedef almaları ve son olarak da 12 Aralık 2019’da yeniden Trablus’a yönelik askeri operasyon ilan etmeleri, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ABD, İngiltere, Cezayir, İtalya ve Türkiye’den askeri yardım talebinde bulunmasını beraberinde getirdi. Diğer ülkeler bu çağrıya sessiz kalırken Türkiye, meşru hükumetin talebine olumlu yanıt vererek bu ülkeye asker gönderdi.

HAFTER’İ DESTEKLEYENLER, UMH’Yİ TANIYOR

Türkiye, krizin başından beri Libya halkının taleplerini ve siyasal çözümü önceleyen uzun vadeli, hukuki ve diyalog üzerine bir politika izlemiştir. 2014 yılında Hafter’in darbe girişimi ve askeri operasyonlarıyla başka bir boyuta evrilen Libya krizinde, BM’nin üstlendiği arabulucu ve müzakere yönetici rolünü desteklemiş ve tarafları da bu yöne kanalize etmeye çalışmıştır.

Nitekim 2015 sonuna doğru imzalanan Suheyrat ya da diğer ifadeyle Libya Siyasi Anlaşması (LSA), yani bugünkü Libya siyasetinin ana omurga anlaşması, Türkiye tarafından desteklenmiş, nihayetinde günümüz Ulusal Mutabakat Hükümeti de bu anlaşmadan doğmuştur. Yalnızca Türkiye değil, aksine bugün Hafter’ı destekleyen BAE, Fransa, Suudi Arabistan gibi ülkeler dâhil olmak üzere ABD, AB ve Rusya gibi aktörler de bu anlaşmayı tanımış ve böylelikle UMH’nin tek meşru otorite olduğu kabul edilmiştir.

TÜRKİYE BU KRİTİK ADIMI NEDEN ATTI?

Türkiye’nin bu zorunlu askeri adımı atmasının en büyük nedeni, BM ve ilgili kurumları ile birlikte uluslararası toplumun Libya krizinin çözümünde başarısız olması ve hatta Hafter’in Trablus’a yönelik saldırılarına sessiz kalarak bir nevi onaylamasıdır. Mart 2016’da UMH’nin göreve başlamasına rağmen Hafter, ‘terörle mücadele’ tamtamları altında askeri operasyonlara girişerek, bir süre sonra direkt olarak UMH’yi hedef alan saldırılara yönelmiştir. Nitekim Derne’den yol açarak DEAŞ unsurlarının Sirte’ye geçmesine göz yumarak, bu noktada da DEAŞ ile mücadele eden UMH’yi hedef almıştır. 2018 yılı itibarıyla Cufra, Fizan gibi bölgelere yönelik saldırılar gerçekleştirmiştir. BM, tüm bu yaşananlar karşısında sessiz ve işlevsiz kalmakla kalmamış LSA’ya göre illegal olan Hafter’i adeta meşru bir aktör gibi muhatap almıştır. Libya krizindeki garabeti ortaya koyması adına şu örneklem yerinde olacaktır: BM Genel Sekreteri, LSA’da yeri dahi olmayan milis lideri Hafter’i ziyaret ettiği sırada (4 Nisan 2019) Hafter’in BM’nin ve tüm taraf ülkelerin tanıdığı UMH’ye yönelik ‘terörle mücadele’ kisvesi altında Trablus’a yönelik saldırıları başlamıştır. Bu trajedik durumu çaresizlikle yorumlamayı imkânsız hale getiren ise BM’nin saldırılarının ilk bir ayı boyunca Hafter’in Trablus saldırılarında başarı yakalayacağını umarak sessiz kalmış olmasıdır.

HAFTER’İN ARKASINDAKİ ÇOKLU KOALİSYON…

Esasen BM’nin içinde bulunduğu bu durumun altyapısında Hafter’in arkasındaki çoklu koalisyonun olduğunu ifade etmek yerinde olacaktır. BM binasından Washington’a oradan Abu Dabi’ye, Tel Aviv’e, Kahire’ye ve Riyad’a uzanan ‘karşı devrim bloku’ oluşumunun Hafter’in arkasında hizalandığı açık. Daha doğru ifadeyle söz konusu başkentlerin Libya’daki oyuncusu olarak Hafter yer almaktadır. Nitekim Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilerek yerine askeri rejimin gelmesinde, Hafter’in darbe girişimin arkasında, Suud Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın amcası Muhammed bin Nayif’e darbe yapmasının ardında ve Tunus’taki siyasi krizlerin oluşumunda bu eksen bulunmaktadır. Hatta bu eksenin Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişimine destekleyici rolü de bilinmektedir. Söz konusu blok, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi bypass edilmesi çabalarının da ortağıdır.

Türkiye’nin bu zorunlu askeri adımı atmasının en büyük nedeni, BM ve ilgili kurumları ile birlikte uluslararası toplumun Libya krizinin çözümünde başarısız olması ve hatta Hafter’in Trablus’a yönelik saldırılarına sessiz kalarak bir nevi onaylamasıdır.

Bu eksene ek olarak Fransa’da Hafter’in yanında yer almaktadır. UMH güçlerinin Gıryan’ı ele geçirdiğinde elde Fransa menşeili silahlar somut delil olurken, Hafter’in Elize Sarayı’nda karşılanması ve dahası Trablus’a saldırdığında UMH ile aynı kefede ele alınması, söz konusu desteği görünür kılmaktadır.

Hafter Trablus’a saldırdığında, ABD Başkanı Trump’ın telefonda ‘’terörle mücadelede iyi işler çıkaracağız’’ ifadesini kullanması, Trump’ın damadı ve Orta Doğu danışmanı Jared Kushner’inetkisini göstermektedir. BAE’nin veliaht prensi Muhammed bin Zayed ile Kushner’in arasındaki derin ilişkileri ve Orta Doğu’ya yönelik geliştirdikleri ortak perspektifi bu noktada hatırlamakta fayda bulunuyor.

Devamı M5 Dergisi Ocak 2020 Sayısında…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı