Öne ÇıkanSon sayı

Bahar Kalkanı Harekatı ve Milli Muharip Uçak Projesi İçin Bazı Dersler

Bahar Kalkanı Harekâtı ile bir kez daha görülmüştür ki, ulusal güvenliğin ve toprak bütün-lüğünün sağlanması yalnızca savunma sanayiinde ve silah sistemlerinde yerlilik oranının artırılması ile değil, aynı zamanda doktrin, felsefe ve strateji boyutlarında da özgün ve yerli düşünce ile mümkündür. Türkiye’nin, kendi ihtiyaçları için, kendi imkânlarıyla geliştirdiği sistemleri, kendi tasarladığı fikir ve stratejiler doğrultusunda kullanması, ulusal güvenliği-nin sağlanmasında tek yoldur.

 

27 Şubat akşam saatlerinde Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib ilçesinin güneyinde bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait birliğe düzenlenen saldırıya karşılık olarak başlatılan ve 1 Mart itibariyle Bahar Kalkanı Harekâtı adı altında gerçekleşen bombardıman, pek çok açıdan askeri literatüre girmeye hak kazanmıştır. Harekât, TSK’ya ait silahlı insansız hava araçlarının (SİHA), topçu unsurlarının ve hava kuvvetlerinin elektronik harp ile eşgüdümlü kullanımı ile dikkat çekmiştir.

Harekâtta kuşkusuz, TUSAŞ üretimi Anka S ve Baykar Savunma üretimi Bayraktar TB2 SİHA’lar başrolü oynamıştır. ROKETSAN üretimi MAM-L tipi lazer güdümlü bombalarla donatılan bu SİHA’ların hedeflere kaydettikleri isabetlerin görüntülerinin paylaşılması, harekâtın psikolojik boyutunda da önemli etki yaratmıştır. Bu platformlar ile birlikte kara kuvvetlerine ait obüs ve topçu roketleri ile hava kuvvetlerine ait savaş uçaklarının eşgüdümlü kullanımı ile yaklaşık bir hafta gibi kısa bir süre içinde Esad rejiminin, ülkenin kuzeyindeki askeri kapasitesine ağır bir darbe indirilmiş olmuştur. Nitekim Türkiye tarafından açıklanan resmî verilere göre, Bahar Kalkanı Harekâtı ile rejime ait 3,400 asker etkisiz hale getirilirken üç uçak düşürülmüş; sekiz helikopter, sekiz hava savunma sistemi, 156 tank, 108 top, 24 zırhlı araç, 49 adet uçaksavar monteli pikap, 99 adet askeri araç ile 10 mühimmat deposu imha edilmiş, iki hava üssüne de ağır hasar kaydedilmiştir.

SİHA’ların yanı sıra, Türk Hava Kuvvetlerine ait F-16 ve F-4E 2020 tipi savaş uçaklarının hassas güdümlü mühimmatlar ile taarruzi görevler icra ettikleri görülmüştür. Suriye ve Rusya’nın hava savunma ve elektronik harp tehdidine karşı zaman zaman menzil dışından ve sınırın Türkiye tarafından gerçekleştirilen, zaman zaman da elektronik harp ve çeşitli sakınma taktikleri ile sınırı geçerek yapılan bu taarruzlarda, Hassas Güdüm Kiti (HGK), Kanat Güdüm Kiti (KGK) ve AGM- 154 JSOW gibi hassas isabet yeteneğine sahip mühimmatların kullanıldığı görülmüştür. Bu bakımdan Bahar Kalkanı Harekâtı, TSK’nın yoğun düşman hava savunma ve elektronik harp tehdidinin olduğu bir ortamda uzun menzilden hassas ve sonuç alıcı vuruş yeteneğini sergilediği, karmaşık taktikleri test ettiği bir tecrübe olmuştur. Bu tecrübeleri, harekâtta öne çıkan imkân ve kabiliyetleri ve askeri bakımdan arz ettikleri önemleri şu şekilde sıralamak mümkündür.

Bahar Kalkanı Harekâtı, TSK’nın yoğun düşman hava savunma ve elektronik harp tehdidinin olduğu bir ortamda uzun menzilden hassas ve sonuç alıcı vuruş yeteneğini sergilediği, karmaşık taktikleri test ettiği bir tecrübe olmuştur. Türkiye tarafından açıklanan resmî verilere göre, Bahar Kalkanı Harekâtı ile rejime ait 3,400 asker etkisiz hale getirilirken üç uçak düşürülmüş; sekiz helikopter, sekiz hava savunma sistemi, 156 tank, 108 top, 24 zırhlı araç, 49 adet uçaksavar monteli pikap, 99 adet askeri araç ile 10 mühimmat deposu imha edilmiş, iki hava üssüne de ağır hasar kaydedilmiştir.

1. İHA VE SİHA’LARIN KULLANIMI

Arka Plan
İnsansız hava araçlarının (İHA), muharebe sahasında yaygın olarak kullanılmaya başladıkları 1970’lerden bu yana aslî görevleri keşif, gözetleme ve istihbarat toplama olmuştur. İlk olarak havadan topçu ileri gözetleyici olarak atış tanzimi ve atış sonrası hasar tespit ve kıymetlendirme görevlerinde kullanılmıştır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte daha uzun süre havada kalabilen, daha ağır yükler taşıyabilen İHA’lar geliştirilmeye başlamıştır. Bu alanda özellikle 1990’larda, Irak, Bosna ve Kosova deneyimlerinin ışığında büyük bir atılım kaydedilmiştir.

Özellikle elektronik ve yazılım alanlarındaki ilerlemelerin İHA’lara doğrudan bir yansıması, taşınan algılayıcı sistemlerin nitelik ve performansındaki gelişme olmuştur: Daha küçük boyutlu kameralar taşıyan İHA’lar, daha uzak mesafelerden görüntü istihbaratı toplayabilir hale gelmiştir. Minyatürizasyon ile birlikte küçük boyutlu lazer mesafe bulucular (Laser Range Finder – LRF) ve lazer hedef işaretleyici (Laser Designator – LD) sistemler ile İHA’lar, topçu unsurları ve hava kuvvetleri için hassas hedef tespit ve işaretlemesi yapabilir hale gelmiştir. Öte yandan sentetik açıklıklı radar (Synthetic Aperture Radar – SAR) gibi farklı sistemler ile İHA’lar, yalnızca taktik ölçekte değil, operatif ve stratejik seviyede de görüntü istihbaratı (Imagery Intelligence – IMINT) görevlerinin aslî unsuru haline gelmişlerdir.

İHA’ların silahlandırılmasına yönelik ilk yaygın denemeler Vietnam Savaşı’nda yapılmıştır. Ryan Aerunautical üretimi AQM-34 model insansız keşif uçağının, AGM-65 Maverick modeli güdümlü füzeler ile donatılan türevi olan BGM-34 FireBee’ler kısıtlı ölçekte kullanılmıştır. Bu tarihten sonra İsrail ve İran tarafından da bazı denemeler yapılmış olsa da silahlı İHA’ların (SİHA) bir aktör olarak sahaya çıkmaları 2000 yılını bulacaktır. ABD Hava Kuvvetleri tarafından 2000 Haziran ayında başlatılan bir program kapsamında RQ-1 Predator tipi bir İHA ilk kez 2001 Şubat ayında AGM-114 Hellfire tipi bir güdümlü füze ateşlemiştir. Aynı yıl, 11 Eylül Saldırıları’nın ertesinde başlatılan Afganistan harekâtında silahlı RQ-1’lerin elde ettiği başarı, bu alana odaklanılmasını sağlamıştır.

Bahar Kalkanı Harekâtı’nda TSK, SİHA’ları bugüne kadar benzeri görülmemiş bir tarz ve taktikte kullanmıştır. İdlib gibi oldukça dar bir sahada aynı anda çok sayıda SİHA’nın uçurulması ile bir hava konuşlu seyyar hafif topçu bataryası olarak nitelendirilebilecek bir kabiliyet tesis edilmiştir. Bu kabiliyetin somut etkileri, süratle görülmüştür: Kısa süre içinde rejime ait yüzlerce tank, zırhlı araç, kundağı motorlu obüs ve çok namlulu roketatar imha edilmiştir.

Bahar Kalkanı’nda İHA ve SİHA’ların Kullanımı

Bahar Kalkanı Harekâtı’ndan önce de Türk Silahlı Kuvvetleri SİHA’ları terörle mücadele operasyonlarında yoğun şekilde kullanmıştır. 1990’ların ortalarında envantere giren ABD menşeili GNAT ve I-GNAT tipi İHA’larla elde edilen ilk deneyimlerin ardından, 2000’lerin başlarından itibaren hazır alım ile temin edilen Heron (Gözcü 1) İHA’lar ile bu alanda altyapı teşkil edilmiştir. Paralel olarak başlatılan ve TUSAŞ’ın ana yükleniciliğinde yürütülen Türk İnsansız Hava Aracı (TİHA) geliştirme projesinin meyvesi, Anka olmuştur. Müteakiben, pistten iniş kalkış özellikli taktik sınıf İHA projesi ile de Baykar Savunma ürünü Bayraktar TB2 hizmete girmiştir. 2013 yılında Anka’dan Cirit güdümlü füzesi ile 2015 sonunda da TB2’dan MAM-L güdümlü bomba ile yapılan atışlarla Türkiye, kendi ürettiği İHA’ları silahlandırarak bu alanda dünyada sayılı ülkeler arasına girmiştir. Her iki tip İHA’nın da TSK hizmetine girmesi ve sayılarının hızla artması, operasyonel olarak etkisini hızla göstermiştir. Özellikle terör örgütünün sözde lider kadrosu ve büyük önem taşıyan depo vb. hedeflere karşı düzenlenen taarruzlarla, terör örgütünün bilhassa yurt içindeki manevra kabiliyeti büyük oranda yok edilmiştir.

Ancak Bahar Kalkanı Harekâtı’nda TSK, SİHA’ları bugüne kadar benzeri görülmemiş bir tarz ve taktikte kullanmıştır. İdlib gibi oldukça dar bir sahada aynı anda çok sayıda SİHA’nın uçurulması ile bir hava konuşlu seyyar hafif topçu bataryası olarak nitelendirilebilecek bir kabiliyet tesis edilmiştir.

Bu kabiliyetin somut etkileri, süratle görülmüştür: Kısa süre içinde rejime ait yüzlerce tank, zırhlı araç, kundağı motorlu obüs ve çok namlulu roketatar imha edilmiştir. SİHA’lar, İdlib ve civarında “avcı” rolü ile uçarken bir yandan da TSK’nın topçu birlikleri ve hava kuvvetlerine hedef tespit ve işaretlemesi görevlerini de icra etmişlerdir. SİHA’larda bulunan elektrooptik kameraların elde ettikleri görüntü ve LD’ler ile işaretledikleri koordinatlar, Anka S’lerde bulunan uydu muhabere (Satellite Communications – SATCOM) sistemi; TB2’lerde ise görüş hattı (Line of Sight – LoS) telsiz iletişimi ile gerçek zamanlı olarak atış bataryalarına ve hava kuvvetleri unsurlarına aktarılmıştır. Bu veri iletiminde tamamen milli imkânlarla geliştirilip güncel tutulan, Batarya Atış İdare Sistemi (BAİKS) ve hepsinden önemlisi TSK Entegre Muhabere Sistemi (TAFICS) başrolü oynamışlardır.

Bu da SİHA’ların İdlib semalarında topçu ileri gözetleyici ve ileri hava kontrolörü olmasını sağlamıştır.

Üçüncü olarak da SİHA’lar, rejim unsurlarının konuşlanma, manevra ve intikallerine ilişkin gerçek zamanlı istihbarat toplanmasında kritik roller üstlenmişlerdir. Böylelikle, bilhassa üst düzey komutanların etkisiz hale getirilmesi, birliklerin toplanma ve konvoy gibi faaliyetlerinin önlenmesi gibi anlık, zamana bağlı vuruş görevleri gerçekleştirilebilmiştir.

Silahlı taarruz, hedef tespit ve işaretlemesi ile gerçek zamanlı görüntü istihbaratı toplama başlıkları altında toplanabilecek bu görevlerin gerçekleştirilmesinde dikkat çeken husus, tüm bunların çok dar bir alanda, çok sayıda SİHA ile eşgüdümlü gerçekleştirilmiş olmasıdır.

Bu ise, dikkatli çalışılmış bir görev planlama ve icra kabiliyetinin sonucudur. Burada da farklı sistem ve platformların birbirleri ile gerçek zamanlı veri alış verişi yapabilmelerini sağlayan, “ağ merkezli harekât” kabiliyetinin önemi ortaya çıkmaktadır.

Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde Sovyetler Birliği tarafından “Keşif – Taarruz Kompleksi” olarak kavramsallaştırılan ve ABD’nin “Air – Land Battle” (Hava – Kara Muharebesi) kavramına bir yanıt olarak geliştirilen doktrinin, ironik bir biçimde en yetkin olarak Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiş olduğu iddia edilebilir.

Zira Rusya Federasyonu halen muadil bir SİHA kabiliyetine sahip değildir. İHA’ları, klasik manada topçu ileri gözetleyicisi ve taktik ölçekte keşif – istihbarata görevlerinde kullanmaktadır. TSK’nın sahip olduğu Anka – S ve TB2 muadili platformları; performans ve görev bakımından bulunmamaktadır. Öte yandan TSK, Bahar Kalkanı Harekâtı’nda SİHA’ların merkezinde olduğu; elektronik harp ve topçu unsurları ile koordine, gerçek zamanlı istihbarat ve veri iletişi merkezinde yürütülen bir entegre “keşif – taarruz” harekatını başarıyla gerçekleştirmiştir.

Havadan Havaya Muharebe

Bahar Kalkanı Harekâtı sırasında Türk Hava Kuvvetleri, iki adet Su-24 taktik bombardıman ve bir adet L-39 eğitim / taarruz uçağını düşürmüştür. Bu olaylarda kullanılan silah tipi ve olayların cereyan tarzları hakkında resmî kaynaklar tarafından bilgi paylaşılmamıştır. Ancak açık kaynaklarda, her üç olayda da Türk Hava Kuvvetlerine ait F-16 savaş uçakları tarafından, AIM-120 AMRAAM tipi orta menzilli radar güdümlü havadan havaya füzelerin kullanılmış olduğu belirtilmektedir. Bahar Kalkanı Harekâtı sahasının nitelikleri göz önüne alındığında, bu en makul seçenektir: Zira bölgedeki Suriye ve Rusya hava savunma sistemlerinin varlığı, Rus savaş uçakları ile muhtemel bir karşılaşmanın ve çatışmanın doğurabileceği siyasi etkiler ışığında, görüş menzili ötesinden ve belki de sınırın Türkiye tarafından bir vuruş çok daha olası ve güvenli görülmektedir.

Harekâtın tüm aşamalarında TSK unsurlarının, E-7T Barış Kartalı havadan erken ihbar ve komuta kontrol (HEİK) uçakları ile desteklenmiş olması tabiidir. Barış Kartalı uçakları, 24 saat esasına görev Türk hava sahası ve bölgesindeki her türlü hava trafiğini çok uzun mesafelerden denetleyebilecek, kriz ve çatışma durumlarında komuta – kontrol ve erken ihbar fonksiyonları icra edebilecek; savaş uçaklarına Link 16 veri bağı üzerinden hedef istihbaratı sağlayabilecek son derece modern platformlardır. Aynı zamanda taşıdıkları son derece gelişmiş elektronik istihbarat (ELINT) sistemleri ile geniş bir bölgede her türlü RF yayınını tespit, teşhis ve tasnif etme yeteneğine de sahiptirler. Bu özellikleri itibariyle E-7T uçakları, Link 16 veri bağı ile bağlandıkları F-16 ve F-4E 2020’lerin hedef tespit ve angajman menzillerini misliyle artırmaktadırlar. Böyle bir yetenek karşısında, uçuşa hazırlık oranı ve teknolojik gelişmiş seviyesi oldukça düşmüş; muharip kabiliyeti büyük ölçüde yakın hava desteği ve bombardıman ile sınırlanmış Suriye Hava Kuvvetlerinin bir şansı bulunmamaktadır.

SONUÇ YERİNE – MİLLİ MUHARİP UÇAK

Tüm bu gözlemler ışığında, Bahar Kalkanı Harekâtı’nın Milli Muharip Uçak (MMU) bağlamında öne çıkardığı dersleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Hassas güdümlü silah sistemleri: Özellikle meskûn mahal ortamında cereyan eden muharebelerde, düşman hedeflerinin çok hassas şekilde imhası büyük önem taşımaktadır. Bu tip harekâtlarda, tali hasarı (collateral damage) düşük, noktasal vuruş hassasiyetli mühimmatlar öne çıkmaktadır. Bir sortide çok sayıda taşınan bu tip mühimmatlar, tek bir uçuşta çok sayıda farklı hedefe angajmanı mümkün kılmaktadır. Öte yandan, düşmanın hava savunmasının etkin olduğu, kısmen ya da tamamen bir A2AD (Anti Access– Area Denial – Erişimi Engelleme – Bölgeden Men Etme) kabiliyeti tesis ettiği bölgelerde yönelik harekâtlarda, böyle bir vuruş kabiliyetinin uzun menzilden sağlanması gerekmektedir.

Devamı M5 Dergisi Mart 2020 Sayısında…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı