Avustralya yeni AH-64E Apache taarruz helikopterlerini teslim aldı

Avustralya Ordusu’nun envanterine geçen hafta iki adet daha Boeing AH-64E Apache taarruz helikopteri katıldı.
Son teslimatla birlikte ülkenin toplam Apache filosu altı helikoptere ulaşırken, Avustralya’nın kapsamlı döner kanat modernizasyon programı da önemli bir aşamayı geride bıraktı.
Helikopterler, Avustralya Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait C-17A Globemaster stratejik nakliye uçağıyla ülkeye getirildi. Teslimat süreci, ilk iki Apache’nin 28 Eylül 2025 tarihinde Townsville Hava Üssü’ne ulaşmasıyla başlamıştı.
Teslimatlar, Avustralya’nın ABD’den Foreign Military Sales (FMS) kapsamında gerçekleştirdiği 4,5 milyar dolarlık LAND 4503 Projesi çerçevesinde yürütülüyor. Program kapsamında toplam 29 adet AH-64E Apache taarruz helikopterinin tedarik edilmesi planlanıyor.
2022 yılında kesinleşen anlaşma, aynı zamanda Boeing Defence Australia ile imzalanan 306 milyon dolarlık ilk destek paketini de içeriyor. Söz konusu paket bakım, lojistik, eğitim ve idame hizmetlerini kapsıyor. Tüm helikopterlerin 2029 yılına kadar Avustralya’ya teslim edilmesi hedefleniyor.
Avustralya, 2021 yılında farklı platformları değerlendirdikten sonra AH-64E Apache’yi tercih etmişti. Canberra yönetimi, seçimde özellikle ABD kuvvetleri ve NATO müttefikleriyle yüksek müşterek operasyon kabiliyetinin yanı sıra platformun küresel lojistik destek ağına sahip olmasının belirleyici olduğunu vurgulamıştı.
Tiger filosunun yerini Apache alıyor
AH-64E Apache, yaklaşık yirmi yıldır Avustralya Ordusu bünyesinde görev yapan Eurocopter Tiger silahlı keşif helikopterlerinin yerini alıyor.
Tiger filosu, hizmet süresi boyunca performans ve idame alanlarında ciddi sorunlarla gündeme gelmişti. Bu nedenle Tiger’ın değiştirilmesi uzun süredir Avustralya savunma planlamasının öncelikli başlıklarından biri olarak değerlendiriliyordu.
Yeni Apache filosunun ise hemen her alanda Avustralya Kara Kuvvetleri’nin operasyonel kapasitesinde ciddi sıçrama yaratacağı ifade ediliyor.
Avustralya Kara Kuvvetleri Havacılık Komutanı Tümgeneral David Hafner, AH-64E’nin “dünyanın en gelişmiş taarruz helikopteri” olduğunu belirtti. Hafner, beşinci ve altıncı helikopterlerin teslimatını “entegre kuvvet yapısının erişim, menzil ve vurucu gücünü artıran yeni bir dönüm noktası” olarak tanımladı.
Hafner ayrıca yeni platformun, askerlerin “en zorlu operasyonel ortamlarda daha bağlantılı, daha korunaklı ve daha ölümcül” hale gelmesini sağlayacağını söyledi.
Gelişmiş sensör ve silah sistemleri
AH-64E, Boeing tarafından Arizona’nın Mesa kentindeki tesiste üretilen Apache ailesinin en gelişmiş seri üretim versiyonu olarak öne çıkıyor.
Platform, AN/APG-78 Longbow atış kontrol radarına sahip bulunuyor. Bu radar sistemi, düşük irtifa ve kötü hava koşullarında aynı anda yüzlerce hedefi tespit edip sınıflandırabiliyor ve önceliklendirebiliyor.
Helikopterin silah seçenekleri arasında AGM-114 Hellfire tanksavar füzeleri, APKWS hassas güdüm kitine sahip roketler ve 30 mm zincir top yer alıyor. Avustralya’nın tedarik paketinde Hellfire füzeleri ile APKWS güdüm sistemlerinin de bulunduğu daha önce doğrulanmıştı.
Bunun yanı sıra AH-64E, gelişmiş dijital haberleşme altyapısı, artırılmış hayatta kalma sistemleri ve insanlı-insansız sistem iş birliği kabiliyetiyle dikkat çekiyor. Bu özellik sayesinde Apache mürettebatı, doğrudan tehdit ortamına girmeden İHA’lardan hedef bilgisi alabiliyor ve ortak görev icra edebiliyor.
Avustralya Ordusu planlamacıları, bu kabiliyeti gelecekte insanlı ve insansız platformların daha yoğun şekilde entegre edileceği operasyon konseptlerinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor.
Hint-Pasifik’te ortak operasyon avantajı
LAND 4503 Projesi’nin ölçeği, Avustralya’yı Apache platformunu ana taarruz helikopteri olarak kullanan sınırlı sayıdaki Hint-Pasifik ülkeleri arasına taşıyor.
Bölgede Japonya, Güney Kore ve Endonezya da Apache’nin farklı versiyonlarını kullanıyor. Bu ortak platform yapısı, müşterek harekât açısından önemli avantajlar sağlıyor.
Aynı sistemlerin kullanılması; ortak taktiklerin geliştirilmesi, bakım-idame süreçlerinde uyum ve ortak tatbikatlar sırasında daha yüksek koordinasyon anlamına geliyor. Uzmanlara göre bu durum, olası kriz veya çatışma senaryolarında müttefik ülkeler arasında daha etkin birleşik operasyon kabiliyeti oluşturabilir.
Kaynak: Defence Blog



