Türkiye yalnızlaştırıldı mı? - M5 Dergi
MakalelerÖne ÇıkanSayı 350 Eylül 2020

Türkiye yalnızlaştırıldı mı?

Türk dış politikası geçmişten günümüze aynı dostluk ve işbirliği ilkesini devam ettirmekte ancak geçmişte henüz yeterince güç biriktiremediğinden bazı haksızlıklara yeterince ses çıkaramazken bugün hem kendi hem de dost ve komşularının hak ve menfaatlerini korumak için sesini yükseltmekte hakkını korumak için gerektiğinde güç kullanma dahil her türlü diplomatik yönteme başvurmaktadır.

Son dönemlerde, özellikle iç muhalefetin dile getirdiği “Dış politikada izlenen siyaset nedeniyle Türkiye yalnızlaştırıldı” ifadesi, her dış gelişmede önümüze konulur oldu. Bu ifadeye yanıtımızı, sınırımızın hemen ötesinde ve bölgemizde yer alan ülkelerle ilişkilerimizi irdeleyerek vermek isterim. Önce Türkiye’nin çevresinde yer alan birinci kuşak ülkelerden ilişkimiz iyi olanlara bakalım;

1 .GÜRCİSTAN; Rusya karşısında konumlanmış ve müttefik arayan bir ülke bu nedenle Türkiye ile iyi ilişkileri olmak zorunda ancak arada bir sorun yok. Yani bizden kaynaklanan bir sorunda yok.

2 .BULGARİSTAN; Komünist Blok ayaktayken Todor Jivkov döneminde Türkiye’den kaçan aşırı sağ ve sol herkese kucak açan bir ülke idi. Ülkemize sürekli silah soktu. Ekonomiyi karıştırmak, darbelemek için devlet eliyle kaçakçılığa yol verdi. Ülkedeki Türklerden 300 binini sürdü. Doğu Bloku çökmeye başlayınca Bulgaristan’daki rejim de çöktü. Bulgaristan’ın NATO’ya girmesine Türkiye “olur” verdi. Şu an ilişkilerimiz gayet iyi. Geçmişte yapılanları problem haline getirmedik.

Azerbaycan ile ikili ilişkiler mükemmel olarak tanımlanabilir. Hatta son olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Yunanistan’ın Bakü Büyükelçisinin yüzüne söylediği “Doğu Akdeniz’de biz açıkça Türkiye’yi destekliyoruz. Biz Türkiye ile kardeşiz” sözleri bunun kanıtıdır.

Ama aşırı Slav milliyetçileri Bulgaristan’daki Türklere yönelik negatif bir tutum alırlar ve Bulgar yönetimi de buna göz yumarsa o zaman ilişkiler zehirlenebilir.

3 . AZERBAYCAN; Aramızda sorun olmayan ülkelerden biri. Halkı Oğuz Türkü. Mezhep itibariyle ağırlıklı olarak İran’daki gibi Caferi ancak laik bir anlayış hakim olduğu için mezhepçilik ön planda değil. İlişkiler bir millet iki devlet anlayışı üzerinden sürüyor. Bu ilişkinin iki handikapı var;

– Birincisi Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde belirleyici.

– İkincisi İran Azerbaycan’ında yaşayan Türkler ile ilişkiler. Yani Güney Azerbaycan’da yaşayanlar. İleriki yıllarda bu konuda İran-Türkiye ilişkilerinde belirleyici olabilir.

Azerbaycan ile ikili ilişkiler mükemmel olarak tanımlanabilir. Hatta son olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Yunanistan’ın Bakü Büyükelçisinin yüzüne söylediği “Doğu Akdeniz’de biz açıkça Türkiye’yi destekliyoruz. Biz Türkiye ile kardeşiz” sözleri bunun kanıtıdır.

Birinci kuşak ülkelerden ilişkimizin iyi olmadığı ülkelere bakacak olursak;

1 .YUNANİSTAN; Tarihsel olarak kurulduğu 1821 yılından günümüze Türk ve Türkiye düşmanlığını hedefine koymuş ve halkını bu nefret öğretisiyle eğiten bir ülke. Aramızda Kıbrıs, adaların karasuları-kıta sahanlığı, adaların silahlandırılması ve fır hattı gibi meselelerin yanı sıra Batı Trakya’daki azınlık statüsündeki soydaşlarımıza anlaşmaya aykırı olarak yaptığı baskılar var. Kıbrıs ve Batı Trakya’yı söylemeye anlatmaya bile gerek duymuyorum. Lozan’da 3 mil olan adaların karasuları önce 6 mile çıkartıldı. Bunu kabullendik. Sonra 12 mile çıkarmak istedi. Bu, Türkiye’nin Çanakkale boğazından dışarı çıkamaması anlamına geldiği için böyle bir durumu savaş sebebi saydık. Diğer taraftan Ege hava sahasında cereyan eden ve it dalaşı olarak adlandırılan husus Yunanistan’ın adaların karasularını 6 mil olarak kabul ederken havada 10 mil olarak uygulamak istemesinden kaynaklı.

Ayrıca Uluslararası Deniz Hukuku’nda adaların kıta sahanlığı kabul edilmediği halde ve Adriyatik Denizi’nde İtalya ile yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması’nda Adriyatik’teki Yunan Adası dikkate alınmadan ana karadan denizde ortay hat esas alınarak, adanın ise sadece karasuyu dikkate alınarak yapılan anlaşmaya rağmen Türkiye’ye dayatma yapmaya çalışması anlaşmazlığın Yunanistan kaynaklı olduğunu göstermeye yeterlidir.

2 . SURİYE; Yıllarca Türkiye’nin başına bela olan başta PKK olmak üzere her türlü radikal örgütlere ev sahipliği yapmış, barınma, eğitim, lojistik imkanlar sunmuş bir ülke. Doğu Bloğunun dağılması, Sovyetlerin parçalanması üzerine yalnız ve desteksiz kalan Suriye rejimi Türkiye’nin baskısı ile önce Abdullah Öcalan’ı ülkeden çıkardı ardından dış ilişkilerini yumuşatmak için arayışa başladı. Baba Hafız Esad’ın ölmesi üzerine ülkenin başına geçirilen oğlu Beşar Esat zamanında Türkiye-Suriye ilişkileri ticari, sosyal ve siyasi olarak hızla gelişmeye başladı ancak dar kadrocu ve mezhep siyasetini esas alan rejim gereken reformları yapmadığı için huzursuzluk artmaya başladı. Başta İsrail, Arz-ı Mev’ud hedefi çerçevesinde Amerika ile birlikte muhalefete destek verdi, huzursuzluğu körükledi. Arap ve Batılı kamuoyu Suriye’deki rejimin reform yapması yönünde baskı yapmalarına rağmen rejim herhangi bir adım atmadı. Türkiye, meselenin dış müdahale ile Irak’taki gibi bir yola dönüşmesini önlemeye çalıştıysa da Esad rejimi nezdinde yaptığı girişimlerden netice alamadı. İç çatışmaların ağır silahlar kullanılarak tırmanması, Suriye ordusunun bölünmesi nedeniyle halkın bir kısmı komşu ülkelere, büyük çoğunluğu da Türkiye’ye sığınmaya başlayınca Türkiye’de tavrını değiştirerek muhalefetten yana tutum takındı ve bilinen gelişmeler (DAEŞ, PYD/ YPG) nedeniyle bugünlere gelindi. Yani Suriye-Türkiye ilişkilerinde dün ve bugün yaşanan olumsuz gelişmeler Suriye Rejimi kaynaklıdır olumlu dönemler Türkiye kaynaklıdır.

3 .IRAK; Saddam Hüseyin öncesi dönemde kısa bir süre devlet başkanlığı yapan Hasan El Bekr zamanında Kerkük-Yumurtalık boru hattı ile başlayan iyi ilişkiler 70’li yılların sonuna doğru Saddam Hüseyin’in iktidarı devralması ve sonrasında İran-Irak savaşının çıkmasıyla farklı bir çizgi izlemeye başladı. Irak’ın savaş nedeniyle ülkenin kuzeyinde kontrolü kaybetmesi nedeniyle terör örgütleri Kuzey Irak’ta yuvalanmaya başladı. 1990 yılındaki ilk Körfez savaşından sonra Bağdat yönetimi, kuzeydeki hakimiyetini Kürtlere, güneydeki hakimiyetini de Şiilere karşı kaybetti. PKK ise 1997 yılından itibaren Kandil’e yerleşmeye başladı. 2. Körfez savaşından sonra ise ABD hem Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ne hem de örtülü olarak PKK’ya destek verdi. ABD öncülüğündeki koalisyonun hazırladığı Irak Anayasası da bu ülkenin bölünmesini hızlandırdı. Hepimizin bildiği emperyalist-siyonist plan Irak ile İran’ı savaştırıp İslam dünyasında Sünni-Şii çatlağını derinleştirirken, öbür yandan Irak’ı bölüp enerji havzasına kalıcı olarak yerleşti. ABD, Obama döneminde İran’ın Irak’ta nüfuzuna artırmasına göz yumarak Irak’ın yapısal bozulmasını hızlandırdı.

Türkiye ile Irak arasındaki sorunlar Irak’ta barınma ve üslenme alanı bulan PKK’ya göz yumulması nedeniyledir yani Türkiye kaynaklı değildir. Irak yönetiminde Amerika ve İran etkisi ağırlıklıdır. Bu nedenle Irak ile olan ilişkilerde Amerika ve İran etkisi görülmektedir.

4 .ERMENİSTAN; Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde belirleyici unsur Ermeni diasporasıdır. Ermeni diasporası da sürekli olarak tehcir konusunu işleyerek Türkiye düşmanlığını beslemektedir. Diaspora farklı zamanlarda başta Amerika, Fransa, Rusya, İsrail, İngiltere, Almanya gibi ülkelerce desteklenmekte ve kullanılmaktadır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rus askeri üslerinden silah temin eden Ermeniler, daha silahlı kuvvetlerini oluşturmamış olan Azerbaycan’a saldırarak Azerbaycan’a bağlı Özerk Dağlık Karabağ’ı ve Azerbaycan ilçelerini işgal ettiler. Türkiye bu işgalleri tanımadı ve işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilinceye kadar Ermenistan ile ilişkilerini asgari seviyeye düşürdü. Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde olumsuzluk Ermenistan ve Ermeni diasporasından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca

İSRAİL; Bekası için bölge ülkelerini istikrarsızlaştırmayı ve bölmeyi siyasetinin ana unsuru yapmış bir ülke. Büyük İsrail Projesi gereği, bölge ülkelerini bölme planını adım adım uygulayan İsrail, planlarının uygulamasının önünde tek engel olarak Türkiye’yi görmekte ve bekası için İran’dan daha tehlikeli bulmaktadır. İsrail ile olan ilişkilerimiz one minute ve Mavi Marmara olayı sonrası bozulmuş olarak görülse bile aslında olan şey, bozuk olan ilişkinin dışa vurumudur. İsrail-Türkiye ilişkilerinde sorun İsrail’in uluslararası hukuk tanımazlığı ve bölgede istikrarsızlık unsuru olması nedeniyledir.

İRAN; Ayetullah Humeyni’nin İran’ın başına gelmesine göz yuman emperyalist-siyonist akıl, İslam dünyasında Şii-Sünni çatlağını büyütmek için teokratik bir İran yönetimine giden yola taş döşemiştir. Bölgede Şia mezhebini yaymak ve nüfuzunu artırmak isteyen İran çevresindeki ülkelere devrim ihraç etme planını uygulamaya koymuş, Şii azınlığın yaşadığı her ülkeye nüfuzunu yaymaya başlamıştır. Bu durum bölgede rahatsızlık yaratmış mezhep çekişme ve çatışmalarına zemin oluşturmuştur. Türkiye’yi bölgede kendi planlarının önünde engel olarak gören İran politikasını Türkiye’yi engellemeye yönelik olarak dizayn etmiştir.

MISIR; Bölgenin etkili ülkelerinden biri olan Mısır, İsrail ile yaptığı barış anlaşması sonrası İslam dünyasınca dışlanmasına rağmen Türkiye, Mısır’ın İslam dünyası ile arasının düzelmesi için çaba göstermiş ve bu konuda oldukça başarılı da olmuştur. Mübarek döneminin son zamanlarında Mısır ve Türkiye arasındaki ticari ilişkiler ve Mısır’a yönelik Türk yatırımları oldukça artmasına ve arada hiçbir diplomatik sorun bulunmamasına rağmen Mısır, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması imzalamıştır. Mübarek’in devrilmesi sonrası yapılan seçimlerde işbaşına gelen Mursi GKRY ile Mısır arasında imzalanan MEB anlaşmasını askıya almış, Türkiye ile kapsamlı ilişkiler kurma hazırlığında iken iktidarda daha bir yılını doldurmadan darbe ile iktidardan uzaklaştırılmıştır. Baas Partisi siyasetini kendisine zararlı görmeyen oryantalist batı ve emperyalist-siyonist çevre Müslüman Kardeşler (İhvan) fikriyatını tehlikeli bularak yerli işbirlikçileri ile müşterek darbe ve kumpaslarla tasfiye etmiştir. Halbuki Müslüman Kardeşler fikriyatının Gazze’de faaliyet gösteren Hamas gurubu haricinde hiçbir ülkede silahlı bir çatışmaya girdiği görülmemiştir. Gazze’de de hangi şartlarda silaha başvurulduğu görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye-Mısır ilişkilerinin iyi olmasından rahatsız olan çevreler bu ilişkiyi doğal olmayan yöntemlerle bozmuşlardır.

BALKAN ÜLKELERİ İLE SORUN YOK

İkinci kuşak diyebileceğimiz ülkelerden Balkan ülkelerinin tamamı ile ilişkilerimiz mükemmel diyebileceğimiz bir seviyededir. (Bosna, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Karadağ) Ayrıca Romanya, Moldova, Ukrayna, Macaristan, hatta Rusya (jeostratejik bakış ve görüş farklılıklarına rağmen), Pakistan, Kuzey Afrika ülkeleri (Fas, Cezayir, Tunus ve Libya UMH) Lübnan, Ürdün ile ilişkilerimiz iyidir.

Görüldüğü gibi Türk dış politikası geçmişten günümüze aynı dostluk ve işbirliği ilkesini devam ettirmekte ancak geçmişte henüz yeterince güç biriktiremediğinden bazı haksızlıklara yeterince ses çıkaramazken bugün hem kendi hem de dost ve komşularının hak ve menfaatlerini korumak için sesini yükseltmekte hakkını korumak için gerektiğinde güç kullanma dahil her türlü diplomatik yönteme başvurmaktadır.

Dolayısıyla Türkiye sorunun değil bizzat çözümün bir parçasıdır, pragmatistdir.

Türkiye’nin büyümesinden her geçen gün güçlenmesinden, düşman ve rakiplerimizin yanı sıra dost ve müttefiklerimiz de endişelidirler. Türkiye’nin önünün kesilmesi ve engellenmesi için her türlü yönteme başvurmakta ve birbirleriyle anlaşamasalar dahi konu Türkiye olunca işbirliği yapmaktadırlar. Buna en çarpıcı örnek olarak, PYD/PKK terör örgütüne karşı yürüttüğümüz operasyon sırasında ABD’nin boşalttığı alanları Ruslara bırakmasını gösterebiliriz.

Bölgede çıkarı olan emperyalist ülkeler Türkiye’nin bölgesinde izlediği kendi hak ve hukukunu korumaya yönelik politikasından rahatsızdır. Türkiye’nin bölgesinde yükselen bir yıldız olmasından nüfuzunu artırıp bölgeye yayılmasından rahatsızdır ve diğer bölge halklarına örnek olmasından rahatsızdır. Halkının iradesini yönetime yansıtamamış birçoğu batılı emperyalist ülkelerce iş başına getirilmiş kukla yönetimlerin Türkiye’ye karşı konumlanması Türkiye’nin izlediği siyaset hatasından kaynaklanan bir yalnızlık değildir. Türkiye karşıtı siyasetleri satılmış kukla yönetimlerin uyguladıkları kararlardır ve kendi halklarına değil onları işbaşına getiren efendilerine hizmetten başka bir işe yaramaz.

Türkiye’nin büyümesinden her geçen gün güçlenmesinden, düşman ve rakiplerimizin yanı sıra dost ve müttefiklerimiz de endişelidirler. Türkiye’nin önünün kesilmesi ve engellenmesi için her türlü yönteme başvurmakta ve birbirleriyle anlaşamasalar dahi konu Türkiye olunca işbirliği yapmaktadırlar.

Konjonktürün ayağımıza gelmesi beklenmez. Beklersek de gelmez. Bugün Mavi Vatan diye adlandırdığımız ve sonuna kadar tezlerimizde haklı olduğumuz davadan vazgeçip daha uygun bir konjonktür beklersek hidro-karbon devri kapanır gider. Sondaj ve sismik gemilere bu kadar yatırım yapılmasaydı Karadeniz’de bu rezervi tespit edemezdik. Bunun arkasının geleceğine eminim. Karadeniz’de bulacağımız rezervler elimizi çok güçlendirecek ve Akdeniz havzasında da rahatlatacak buna inanıyorum.

Bunun bilincinde hareket edersek Türkiye’nin yalnızlığının yanlış dış politika siyasetinden veya kişilerden değil tercihlerimiz ne olursa olsun bizzat ülkemizden olduğunu anlamış olacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

Back to top button
Close
Close