2021: “Milli Beka” için zor yıl… “Kaos” üreteceğiz, çare yok… - M5 Dergi
Öne ÇıkanStrateji Analiz

2021: “Milli Beka” için zor yıl… “Kaos” üreteceğiz, çare yok…

Şekillenen Biden yönetimi, Suriye-Libya hattındaki Türkiye varlığını hırpalama, Türk donanmasını da Doğu Akdeniz’den uzaklaştırma zeminli stratejiye sahip… Türkiye’nin girmeye zorlandığı ucunda ışık görülmeyen tüneli fark eden Rusya, Kafkasya-Suriye/Libya hattında rahatlamış görünüyor.

Türkiye karşıtı cephe; 1- Suriye’de PKK devletine onay almadan, 2-TSK’nın Libya’dan Rusya ile birlikte çekilmesini görmeden, 3-Mavi Vatan stratejisi rafa kaldırılmadan durmayacak. İlk saldırı noktası: TÜRK EKONOMİSİ…

M5 Dergisi Genel Yayın Danışmanı Ardan Zentürk’ün 2021 Yılı Değerlendirme Analizi:

20 Temmuz 2021 günü gerçekleşecek yemin töreniyle Beyazsaray’ın ünlü Oval Ofisi’ne oturacak Joe Biden’ın önümüzdeki dört yıla dönük dış politika boyutlarını merak edenlerin, biri mütevazi bir “düşüncü kuruluşu”, diğer ise yeni kurulmuş “sırlar taşıyan” bir danışmanlık şirketi, iki kurumu mutlaka incelemesi gerekiyor.

Her ikisi de, Obama döneminde Pentagon’un politikalarına yön vermiş, Michele Flourney ve Kurt. M. Campbell tarafından 2007’de kurulmuş düşünce kuruluşu Center for a New American Security düşünce kuruluşu ile, yine, Michele Flourney, Anthony Blinken tarafından 2017’de kurulmuş WestExec Advisors danışmanlık şirketi geleceğe dönük bütün soruları cevaplayacak birikime sahip iki kurum kuşkusuz…

Çok kısa özetlemek gerekirse, Center for a New American Security düşünce kuruluşu, Obama döneminde, Oval Ofis, Kabine Toplantı Odası, Durum Değerlendirme Odası ve Roosevelt Odası’ndan oluşan Beyazsaray’ın yönetim binası, ünlü West Wing’e ABD’yi sekiz yıl yöneten kadroyu taşıdı. Aynı kadro birbirinden hiç ayrılmadan West Wing’ten esinlenerek WestExec’i kurdu, şimdi aynı kadro yeniden West Wing’e taşınmaya hazırlanıyor.

WestExec Advisors kadrosundan Anthony Blinken Dışişleri Bakanı, Jake Sullivan Beyazsaray Güvenlik Başdanışmanı, Linda-Thomas Greenfield ABD’nin BM Daimi Temsilcisi, Avril Heines Ulusal İstihbarat Direktörü olarak ilan edildiler bile…

Aynı ekibin “kurucu” kimlikli güçlü ismi Michele Flourney ABD Savunma Bakanlığı’na bir numaralı adaydı, fakat Biden, son dört yılda önde gelen savunma sanayi şirketlerinin bazılarının danışmanlığını üstlenmiş olması nedeniyle, çok istemesine rağmen bu makama CENTCOM eski komutanı emekli Gen. Lloyd J. Austin III’ü tercih etti.

Austin, Suriye’deki meşru muhalif grupları Esed rejimine karşı askeri olarak yeniden yapılandırmayı öngören Türk-Amerikan “Eğit-Donat Anlaşması”nı tek taraflı olarak rafa kaldırıp PKK’dan müttefik üreten bir asker…

Biden, bu atamayla da kalmadı, ABD-PKK ittifakının siyasi uygulayacısı Brett McGurk’u de ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörü yaptı…

  • SURİYE-LİBYA HATTI’NDA BÜYÜK SORUN…

Lloyd J.Austin ile Brett McGurk’un üstlendikleri görevler , CIA ‘ın başına ataması yapılan William J.Burns’un Donald Trump Suriye’den Amerikan askeri çekeceğini açıkladığında ifade ettiği “Bizimle birlikte DAEŞ’e karşı savaşmış Kürt müttefiklerimizi Türkiye’ye karşı yalnız bırakamayız” sözleri birleşinceTürkiye’nin Suriye-Libya hattında en az “Rus sorunu” kadar büyük “Amerikan sorunu” ile karşılaşacağı açıktır…

Biden’in Ulusal Güvenlik Başdanışmanlığı görevine getirdiği Jake Sullivan ise 2018 yılında Suriye’nin kuzeydoğusundaki YPG varlığıyla ilgili Ankara-Washington hattında yaşanan gerilim sırasında yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin YPG’ye Amerikan desteğini kabul etmesi gerektiğini söylemişti.

“Türkiye’nin, ABD’nin Suriye’nin doğusunda YPG ile birlikte çalışmaya ve IŞİD’e karşı süren mücadelede destek sağlamaya devam edeceğini kabul etmesi gerekiyor” diyen Sullivan, buna karşılık ABD’nin de “Suriyeli Kürtlerin Türkiye’ye karşı doğrudan askeri bir tehdit oluşturmamasını sağlamak için elinden geleni yapma” güvencesi vermesi gerektiğini kaydetmişti. Sullivan, “ABD’nin Türkiye’ye ‘Türkiye’deki Kürtlere el uzatmak, masaya, diplomatik müzakerelere geri dönmek sizin işiniz’ demesi gerekiyor. Biz kendi açımızdan YPG ile PKK’yı birbirinden ayırmak ve Türk-Kürt diplomatik görüşmelerini teşvik etmek için ciddi çaba göstereceğiz” demişti.

Bu yaklaşımlar, Biden’in ulusal güvenlik ekibinin Irak-Suriye hattından Libya’ya uzanan bir alanda Türkiye’nin “beka hassasiyetlerini” ciddiye almayan politika izleyeceğinin açık işaretidir…

Brett MCGurk’un, Amerikan ulusal politikalarını yeniden yapılandırırken, Libya’da da, Birleşik Arap Emirlikleri-İsrail+ Yunanistan ittifakının öngördüğü düzenlemeleri yapması beklenebilir. Bu, Biden yönetiminin Türkiye ile Rusya’nın şu anda Libya’da var olan belirleyici kimliklerini ortada kaldırmada uygulayacağı politikalarla bağlantılı bir gelişme olacaktır.

  • DOĞU AKDENİZ VE MAVİ VATAN İÇİN ALARM

Türkiye, Joe Biden’ın şahsında “kararlı ve geri adım atması düşünülemez” bir “Yunan-Rum yanlısı Başkan”la tanışacak. Bugün Türkiye’nin Doğu Akdeniz-Mavi Vatan stratejik hamlelerine dönük saldırılar ile ilgili alarm zilini 10 Kasım 2014 tarihli, “Sınırımızda biri cambaza bak diyor” başlıklı STAR yazımda şöyle belirtmiştim:

“Takvimlerin, Ağustos 1974’ün ortalarını gösterdiği gün, Amerikan Senatosu’nun en genç üyesi Joe Biden’in sekreteri, senatörle mutlaka yüz yüze görüşmek isteyen bir seçmeni ileri bir tarihe atlatmanın yolunu arıyordu. Adam ısrarlıydı, aksanlı İngilizcesi ile Türkiye’nin Kıbrıs’ın yarısını işgal ettiğini ve bu çok önemli konuda en kısa zamanda senatörle görüşülmesi gerektiğini savunuyordu. Telefondaki şahıs, bugünün Amerikan Helen Enstitüsü Halkla İlişkiler Başkanı Dr.Dean C.Lomis’di… Lomis’in o günkü görevi, Biden’in seçim bölgesi olan Delaware’nin Helen Enstitüsü Başkanlığı’ydı… Delaware, 19’ncu yüzyıldan bu yana en çok Yunan/Rum göçmen alan Amerikan bölgesiydi… 

Sekreter pes etti, Dr.Dean C.Lomis, ertesi gün Joe Biden’le buluştuğunda yanında, eyaletin önde gelen Yunan asıllı 13 ismi daha vardı… Amerikan Helen Enstitüsü Başkanı Nick Larigakis, 30 Temmuz 2014 tarihli yazısında, “Eğer Lomis ve arkadaşlarının Ağustos 1974’teki o buluşması olmasaydı, biz Yunanlılar, Amerikan Kongresi’nde, Senatör Paul Sarbanes (Maryland’in Rum asıllı senatörü) kadar davamıza yakın bir senatöre ulaşamamış olacaktık. Biden’in, Kıbrıs konusunda Rum tarafının haklılığına inanması, işgalden (1974 Kıbrıs Harekatı’nı kast ediyor) hemen sonra Türkiye’ye konulan silah ambargosunu mümkün kıldı. Biden’in tam 52 yıl sonra Kıbrıs’ı ziyaret eden ilk Amerikan Başkan Yardımcısı olmasının perde arkasında da bu buluşma vardır” diyordu.

Gözden kaçan açıklamalar…

Biden’in Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşma, Suriye zemininde ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan özür dileme tartışmasıyla kamuoyuna yansıdı. Oysa, o konuşmanın, Kıbrıs’la ilgili bir soru üzerine şekillenen rotası daha dikkat çekiciydi: “Kıbrıs sorunuyla 1970’li yılların ortalarından bu yana yakından ilgilenirim ve yakın arkadaşlarım bana, Joe Bidenapolis derler, bunun nedeni, seçim bölgemdeki Yunan toplumuyla olan yakınlığımdır…”

Aslında, Biden, tartışmalara konu olan 2 Ekim 2014 Harvard konuşmasında Kıbrıs sorunuyla ilgili söylediklerinin benzerini, Kuzey Amerika Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposluğu’nun Filedelfiya’da 10 Temmuz 2014’de düzenlediği yıllık büyük dini toplantıda söylemişti, yansımalarını bugünlerde görüyoruz:

“Kıbrıs ve İsrail açıklarında bulunan doğalgaz ve petrol yataklarıyla, Yunanistan ve Lübnan’da tespit edilen benzer rezervler, Doğu Akdeniz’i dünyanın yeni bir enerji kaynağı haline getirdi. Biz Amerika olarak bölgenin gelişmesi için devredeyiz ve Kıbrıs’ın uluslararası hukuk çerçevesinde kendi ekonomik bölgesinde çalışmalarını sürdürmesini destekliyoruz. Kıbrıs, Amerika için önemli bir stratejik müttefiktir. Bu nedenle Kıbrıs, özgür, egemen ve birleşik olmalıdır. Erdoğan ile yaptığım görüşmede kendisine bu politikamızı net olarak aktardım. Amerika için Türk askerlerinden arındırılmış birleşik bir Kıbrıs ve bu Kıbrıs’ın Rum çoğunluğunun kontrolündeki hükümeti önemlidir.”

Bu yaklaşım,  Amerika’nın darbesine darbe diyemediği Sisi ile, Yunan Başbakanı Samaras ve Rum lider Anastasiades’in Kahire buluşmasını, Rum liderin aralık ayı başında yapacağı İsrail ziyaretini çok iyi anlatıyor.”

Bu yazıdan sonra yaşanılanlar bellidir: Türkiye’ye karşı Doğu Amdeniz’de kurulmuş Yunan+İsrail askeri ittifakı, Amerikan Kongresi’nde Rum-Yunan/Ermeni lobileri ile Yahudi lobisinin yanlarına FETÖ kaçaklarını da alarak oluşturdukları “anti-Türkiye cephe” ve Biden’in seçilmesiyle birlikte Doğu Akdeniz’deki Türkiye karşıtlığı güçlenen Avrupa Birliği…

  • FETÖ İÇİN ÖNEMLİ İSİM DEVREDE

15 Temmuz 2016 darbe görünümlü Amerikan saldırısında, CIA’nın dış operasyonlardan sorumlu olan ve darbenin başarısızlığının bedeli olarak görevinden ayrılmak zorunda kalan David Cohen’in de Biden yönetiminde önemli bir görev alması bekleniyor. David Cohen, ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı görevindeyken, kamuoyunda Halkbank Davası olarak tanımlanan, Türk siyasi yaşamına ise 17-25 Aralık Hukuk Darbesi olarak geçmiş dosyaları hazırlamış bir portre olarak tanınıyor.

David Cohen halen WestExec Advisors’da üst düzey yönetici ve FETÖ ile yakın çalışma geçmişi olan bir isim…

Biden’ın Ukrayna’daki Rusya yanlısı devlet başkanı Yanukoviç’in devrilmesine yol açan darbenin mimarlarından kabul edilen, dönemin ABD’nin Kiev’deki temsilcisi Büyükelçi Victoria Nuland’ı ABD Dışişleri Bakalığı Siyasi İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı yapması, Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken bir tercihi…

ABD Hazine Bakanlığı ve CIA’deki görevleri sırasında Türkiye’ye karşı geliştirilen 2 önemli darbede parmak izleri olan David Cohen ile darbeler konusunda deneyimli diplomat Victoria Nuland’ın yakın işbirliğinden neler çıkabileceği kısa zamanda görülecektir.

Bu kadronun yönetimi ise, FETÖ’nün Amerikan topraklarında ve güç alanlarında rahatlamasına yol açacak bir gelişme olarak değerlendirilmeli…

  • TÜRKİYE 2021’DE NELER YAŞAYABİLİR…
  1. TÜRKİYE KARŞITI bir ekiple karşılaştık, Ortadoğu-Doğu Akdeniz-Kuzey Afrika hattında Türkiye’nin beka sorunu hassasiyetlerini törpülemek ve Yunanistan-İsrail ittifakının merkezinde BAE-Suudi Arabistan-Mısır’ın bağlantısında yer aldıkları oluşumun hedefleri için ilk saldırıyı EKONOMİ’den başlatacaklardır. Türk ekonomisinin günümüzde taşıdığı kırılgan yapı, buna zemin hazırlayacak kimlik taşımaktadır. ORTADOĞU DENKLEMİNDE TÜRKİYE-KATAR İLİŞKİSİNE DÖNÜK KUMPAS VE İKİLİ İLİŞKİLERİ SOĞUTMA GAYRETLERİNİN ARTMASI, EKONOMİK SALDIRININ DA GELECEĞİNİN ÖNEMLİ İŞARETİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİDİR…
  2. Yunanistan ve İsrail, EKONOMİK AÇIDAN DİZLERİNİN ÜZERİNE ÇÖKMÜŞ bir Türkiye ile masaya oturur. Biden yönetiminin de yol vermesiyle UZLAŞMA DEĞİL TAVİZ ARAYIŞLARININ TÜRK DIŞ POLİTİKASINI KUŞATACAĞI bir dönemi yaşamak kaçınılmaz görünüyor.
  3. Türkiye, 2021 itibariyle Suriye sınırın öte yakasında güçlendirilen PKK DEVLETİ gerçeği, Libya’daki varlığını Rusya varlığı ile eşit gören bir NATO yaklaşımı ve Doğu Akdeniz’de sert bir askeri kuşatma riskiyle yaşayacak gibi görünüyor…
  4. Türkiye’nin zorlandığı bu tüneli erken gören Rusya’nın gerek Kafkasya, gerek Suriye-Libya hattındaki Türkiye karşı manevraları yaşanılacak zorlukların ikinci cephesini tarif etmesi açısından önemlidir.

Türkiye’nin bu kuşatmayı, bütün alanlarda kaosu yükselterek kırabileceği bir stratejik değerlendirme olarak ele alınmalıdır. Önkoşulsuz görüşme teklifleri, ısrarlı uzlaşma arayışları ve kendini gösteren “zeytin dalı” diplomasisinin karşı cephede etkisinin olmadığı, açıktır.

Ankara’nın “geleceğimizi Avrupa Birliği’nin içinde görüyoruz” açıklamasından hemen sonra Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala baskılarına muhatap olması, aslında, Türkiye’nin günümüzde yaşamakta olduğu gerçek koşuları göstermesi bakımından önemlidir…

 

 

İlgili Yazılar

Back to top button
Close
Close