Avustralya’nın yeni fırkateynlerine SeaRAM sistemi

Raytheon, Avustralya’nın Sea3000 Genel Maksat Fırkateyni programı kapsamında kullanılacak SeaRAM gemi öz savunma sistemleri için Mitsubishi Heavy Industries ile sözleşme imzaladığını açıkladı.
Anlaşma kapsamında Raytheon; SeaRAM lançerleri, Blast Test Vehicle sistemleri ve ilk üç geminin entegrasyon-test süreçlerine yönelik teknik destek hizmetleri sağlayacak.
Söz konusu gemiler Japonya’da Mitsubishi Heavy Industries tarafından inşa ediliyor. Teslimatların 2028 yılının sonlarında başlaması planlanırken, üretim faaliyetlerinin Raytheon’un Kentucky eyaletindeki Louisville tesisinde gerçekleştirileceği belirtildi.
Sea3000 programı kapsamında Avustralya, yaşlanan Anzac sınıfı fırkateynlerini 11 adet geliştirilmiş Mogami sınıfı fırkateyn ile değiştirmeyi hedefliyor. Bu proje, Kraliyet Avustralya Donanması’nın son yıllardaki en önemli suüstü savaş gemisi tedariklerinden biri olarak görülüyor.
SeaRAM’ın menzili dikkat çekiyor
Raytheon tarafından tedarik edilecek SeaRAM sistemi, iki farklı deniz savunma çözümünü tek platformda birleştiriyor.
Sistemin temelini, ABD Donanması ve müttefik ülkelerde 1980’lerden bu yana kullanılan Phalanx Yakın Hava Savunma Sistemi oluşturuyor. Radar güdümlü 20 mm Gatling topuna sahip Phalanx sistemi, birkaç kilometrelik menzil içerisinde yaklaşan füze ve hava tehditlerini otomatik olarak imha edebiliyor.
SeaRAM ise Phalanx’ın top sistemini çıkararak yerine 11 hücreli Rolling Airframe Missile (RAM) lançeri entegre ediyor. Bununla birlikte Phalanx’ın radar, sensör ve atış kontrol altyapısı korunuyor.
Bu yapı sayesinde SeaRAM, klasik Phalanx sistemine kıyasla çok daha uzun menzilde angajman sağlayabiliyor. RAM füzesinin yaklaşık 9 kilometre menzile sahip olduğu belirtilirken, Phalanx top sisteminin etkili menzilinin yaklaşık 2 kilometre seviyesinde kaldığı ifade ediliyor.
İHA ve gemisavar füze tehdidine karşı çözüm
Raytheon Deniz Gücü Başkanı Barbara Borganovi, SeaRAM sisteminin gemilerin savunma menzilini geleneksel yakın savunma sistemlerinin ötesine taşıdığını söyledi.
Borganovi, sistemin Avustralya Donanması’nın yeni savaş gemilerine entegre edilmesiyle birlikte filonun gelişmiş terminal hava ve füze savunma katmanına sahip olacağını ifade etti.
SeaRAM’ın sunduğu bu kabiliyetin; gelişmiş gemisavar seyir füzeleri, süpersonik deniz yüzeyi yakın uçuş gerçekleştiren tehditler ve sürü İHA saldırıları karşısında kritik önem taşıdığı değerlendiriliyor.
Sistemin merkezinde bulunan RAM füzesi, ABD-Almanya ortaklığında geliştirilen kompakt bir kızılötesi güdümlü füze olarak öne çıkıyor.
Güncel Block 2 konfigürasyonundaki RAM, pasif radyo frekans ve kızılötesi çift modlu güdüm sistemi kullanıyor. Böylece hedefe yönelmek için geminin kendi radarını aktif şekilde hedefe kilitlemesine ihtiyaç duymuyor. Bu durum, çatışma sırasında geminin elektromanyetik görünürlüğünü azaltıyor.
Kompakt yapısı sayesinde SeaRAM sistemi, daha büyük dikey lançer sistemlerine kıyasla daha küçük savaş gemilerine de kolaylıkla entegre edilebiliyor. Özellikle fırkateyn sınıfı platformlarda bu durum önemli bir operasyonel avantaj olarak değerlendiriliyor.
Hint-Pasifik’te değişen güvenlik ortamı
Avustralya’nın Sea3000 programı, ülkenin Hint-Pasifik bölgesindeki değişen güvenlik ortamına yönelik en önemli savunma yatırımlarından biri olarak görülüyor.
Çin donanmasının büyümesi, Kuzey Kore’nin füze programları ve gelişmiş gemisavar silahların yaygınlaşması, Avustralya’nın mevcut Anzac sınıfı platformlarının yetersiz kalabileceği yönündeki değerlendirmeleri artırmış durumda.
Bu kapsamda Mogami sınıfı yeni fırkateynlerin SeaRAM gibi otonom terminal savunma sistemleriyle donatılması, bölgedeki mevcut ve gelecekteki füze ile İHA tehditlerine karşı son savunma hattını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kaynak: M5, Defence Blog



