Ardan Zentürk yazdı... O fotoğrafa ABD'den iki cevaptır yaşanılanlar - M5 Dergi
GündemÖne Çıkan

Ardan Zentürk yazdı… O fotoğrafa ABD’den iki cevaptır yaşanılanlar

Abone Ol 

Kabul edelim, Türkiye’nin yaşamakta olduğu “kutuplaşma”, herhangi bir “mahallenin” mensubu olmadan, salt, memleket için fikir üreten, genel geçer sloganların ötesinde gerçekleri yakalamaya çalışanların ifade özgürlüğünü kısıtlar mahiyette.

Kendini belli bir mahallenin kum torbaları arkasına çekmiş, tek işi karşı mahalleye slogan salvolamak olanlar için işler hayli kolay. Karşı taraf ne dediyse, tersini söyler, “safları sık tutalım, arkadaşlar” havasında hayli de destek alabilirsiniz…

Oysa, “gerçeklerin peşinde” olan ve yaptığı tahlillerde “uyarı” görevini yerine getirmeye çalışanlar açısından zorluk var.

Mesela…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Semerkant’ta Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde bir sohbet buluşmasında gösteren o fotoğrafa benim bazı çekincelerim mevcuttu.

Erdoğan’ın arkasında yer alan İlham Aliyev’i sözümün meclisinden ayırarak söylüyorum, Erdoğan’ın sohbet ettiği diğer üç lider İmamali Rahman, Vladimir Putin ve Aleksander Lukaşenko, ilerinin tarihçileri tarafından, “21’nci yüzyılın belli bir dönemine küresel ve bölgesel düzeyde etki yapmış diktatörler” olarak değerlendirilecektir.

(Son sözü baştan söyleyeyim, İmamali Rahman ve Aleksander Lukaşonko ülkelerinin bağımsızlığından üç yıl sonra, 1994 yılında yapılan seçimleri kazandılar, 30 yıldır bir daha o koltuktan inmediler, Belarus ve Tacikistan’da ne muhalefet kaldı, ne demokrasi adına konuşan tek bir isim, ya cezaevi, ya da mezardalar. Putin’i zaten tanıyorsunuz…)

  • BİR FOTOĞRAF, DIŞ POLİTİKAYI BELİRLEMEZ…

Türkiye, şu sıralarda, Batı’nın güvenmediği, Doğu’nun da ilişkilerinde “ihtiyatlı” olduğu görüntü sergiliyor. Batı güvenmiyor, çünkü, Erdoğan-Putin dostluk ilişkisinin nerelere uzanacağını bilemiyor, Doğu ihtiyatlı, çünkü, NATO’nun son iki zirvesinde Rusya ve Çin’i doğrudan ittifakın hedefine oturtan ortak açıklamalarının imzacılarından biri de Erdoğan…

Bu belirsizlik, bazı uzmanlara göre vahim olabilir ama, dünyaya Kuvayı Milliye geleneğinde baktığımda, pek de olumsuz bir durum olmadığını söylerim.

Türkiye açısından en kötü diplomasi senaryosu, Batı ile bir sorunu olduğunda Doğu’ya, Doğu ile kriz yaşadığında Batı’ya koşan devlet görünümüdür.

Küresel strateji fay hatlarını tarihi zeminde araştıran beyinlerin üzerinde hassasiyetle durduğu Moskova-Kudüs hattının tam ortasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize başkent olarak bıraktığı Ankara durur…

Türkiye’ye yakışan kendi ekseninde dik durmaktır…

Geleyim o fotoğrafa…

Tam, bu tür görüntülerin, Türkiye’ye karşı Batı tarafından özellikle, 2009 Ocak ayında Davos’ta yaşanılan “one minute”ten sonra planlanmış “kuşatma stratejisine” yeni gerekçeler hazırlayabileceğini söyleyeceğim, malum kutuplaşmanın laf kalabalığının arasında kaldım!..

Hükümete yakın kalemlere göre fotoğraf, “büyük bir dünya liderini” gösteriyor, muhalif kanat ise, aynı görüntüyü “diktatörler toplantısı” olarak görüyordu…

Aslında, o fotoğraf ikisi de değildi…

Şangay Zirvesi çerçevesinde ikili temaslarda bulunan liderlerin bir mola anında gerçekleştirdikleri samimi bir sohbeti (bu arada aynı fotoda yer alan ama nedense pek kadraja konulmayan İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin de buz gibi bir suratla Lukaşenko’nun hemen yanında yer aldığını da belirteyim) belgeliyordu.

Bu tür zirvelerde her zaman farklı fotolarla karşılaşmak mümkündür.

ABD Başkanı Joe Biden’ın –sözde- Ermeni soykırımını tanımasından birkaç hafta sonra Haziran 2021’de Brüksel’de çekilen bu fotoğraf da o zaman aynı mahallelerin mensupları tarafından tartışmaya yol açmıştı. 

O tartışmayı hatırlayan var mı?

Yok.

Niye?..

Çünkü dış politika üzerinden gerçekleştirilen iç siyaset tartışmaları yapısı itibariyle “sabun köpüğü”  kimliği taşır. 

İç siyaset, esas olarak “vatandaşın cebini ilgilendiren zeminde” rotalanır, bölgesel/küresel düzeyde meydan okumalar, hamaset veya muhalefetin ihanet açıklamaları, vatandaşın yaşadığı gerçekler karşısında kısa zamanda eriyip gider…

Vatandaş, belki de, son derece samimi görüntü veren Erdoğan-Biden ikilisinin o buluşmasında –sözde-Ermeni soykırımı tartışmasından çok, ikili ilişkilerin düzelmesiyle, ülke ekonomisinin yaşamakta olduğu zorlukların aşılıp aşılmayacağı ile ilgilidir…

  • BATI’DAN GELEN İNCE AYAR, KIBRIS-ERMENİSTAN HATTINDA ŞEKİLLENDİ…

Şu anda tozu-dumanı yatışmış görünen “Şangay fotoğrafı” için söylemek istediğim, denge politikalarında ayarın kaçması halinde, bunun bir bedelinin olabileceğidir…

Türkiye’nin Rusya ile ilişkisini bağımsız tayin etmesi, önemli ve doğrudur. Ama, bu, küresel sistemde yaşanılan ayrışmanın Batı kanadında kırmızı çizgileri zorlayan kimlik taşırsa, ne sonuç doğuracağının hesabının yapılması gerekir. 

Türkler, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den Kut-ül Amare’ye uzanan bir savaşlar zincirinde son derece başarılı olmalarına rağmen “yanlış ittifakta” olma bahtsızlığı nedeniyle imparatorluklarını kaybetmiş bir millettir.

Kaygım, günlük taktik manevralar ile bir kez daha “kaybedenler kulübünde” yer almaktır… Tarihin çarkları Putin ve yakın müttefikleri için olumlu sesler iletmiyor, 2023’te beklenmedik bir jeopolitik ile karşılaşma ihtimalimiz yüksektir. 

Nitekim, Şangay fotoğrafından yalnız, 3 gün sonra, ABD kanadından gelen iki adım önemle not edilmeli: 1- Kıbrıs Rum yönetimine dönük silah ambargosunu kaldırdılar, 2- ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, 1991 yılından bu yana “Rusya hakimiyet coğrafyasında” kabul edilen Ermenistan’ı ziyaret eden ilk en üst düzey Amerikalı oldu. (Bu ziyaret bence, Erdoğan-Aliyev hattında doğan Şuşa Beyannamesi ile ete kemiğe bürünen Türk ittifakı kadar, zayıflayan Rusya’ya, ABD’nin “artık sen gidiyorsun, yerine ben geliyorum” mesajıdır.)

Nancy Pelosi, Kaliforniyalı bir Demokrat. Eyaleti, Ermeni diasporasının en güçlü olduğu eyalet, bu ziyareti Amerikan iç siyasetinin uzantısı olarak da görebilirsiniz, ama, aynı ismin, Tayvan ziyaretiyle ABD’ye Çin karşısında nasıl güçlü bir manevra alanı yarattığını hatırlamanız kaydıyla…

Belli ki, Amerikan yönetimi, Ukrayna’da çok sıkışan ve özellikle ordusunun düştüğü durum nedeniyle artık yeni bir askeri gerginlik istemeyen Rusya’nın –eski Sovyet coğrafyasında- üzerine gitmenin kapısını Kafkasya’da aralıyor.

Gürcistan’ı, 2008 yılındaki Gürcü-Rus Savaşı’ndan bu yana zaten kendi kontrolüne alan ABD’nin, Rusya’dan son dönemde istediği desteği alamayan Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı da giderek “cepte keklik” gördüğünün işaretidir bu ziyaret. 

Yakın gelecekte, Türkiye-Azerbaycan ittifakı, karşısında yükselen bir Amerikan-Fransız İttifakı ile karşılaşabileceklerdir. 

Pelosi’nin ziyareti, neden, Amerika ve Fransa’daki Ermeni diasporasının Paşinyan’ı kalıcı barıştan uzak durmaya zorladığını, özellikle, halen Ermeni kontrolündeki Karabağ’ın üçte ikilik bölümünde varlığını sürdüren yasadışı yönetim için özel statü aradığını göstermesi bakımından da önemlidir…

  • KIBRIS MERKEZLİ KÜRESEL KUŞATMA…

Hep söyledim: Yunanistan-GKRY-İsrail hattında şekillenmiş, 2017 itibariyle ABD’nin güvenlik şemsiyesi altına alınmış 3+1 ittifakı bir “düşmanımın düşmanı dostumdur” ittifakı değildir.

Yani, Türkiye’nin bu ittifakın içindeki unsurlardan biriyle ikili ilişkisini düzeltmesi, bu kuşatma sürecini durdurmaz.

3+1 ittifakının Türkiye’ye dönük sert politikasının son gelişmesi, ABD Dışişleri Bakanı Blinken’ın Rum yönetimine dönüm silah ambargosunu kaldırması oldu. 

Rum lider Anastasiades’den “Haç Nişanı” aldığı törenin fotoğrafını şuraya koyayım, Robert Menendez, 3+1 ittifakının Washington’daki lideridir…

Amerikan Senatosu Dış ilişkiler Komisyonu Başkanı sıfatıyla, İsrail ve Rum-Yunan lobilerinin en seçkin üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Yani, 2020 yılından bu yana Kıbrıs Rumlarına dönük silah ambargosunun kaldırılması için büyük çaba sarf ediyor…

Bunu Yunanistan için mi, Rumlar için mi, yoksa doğrudan İsrail için mi yapıyor?..

Sorumdan anladınız siz beni…

 

Abone Ol 

İlgili Yazılar

Abone Ol 
Back to top button
Close
Close