Yemen’de çatışmaların tırmanışı askeri dengeleri dönüştürüyor

Yemen’deki savaşın ağırlık merkezi dönüşürken, sahadaki bu askeri değişimin diplomatik sürece yansımaları, tüm Körfez jeopolitiğinin geleceğini belirleyecek temel faktörlerden birisi olacaktır.
Yemen krizinde son haftalarda yaşanan askerî tırmanış ve Suudi Arabistan destekli meşru hükümet güçlerinin başlattığı kapsamlı ilerleyiş, sahadaki güç dengelerini temelinden sarstı. Bundan birkaç ay öncesine kadar çatışmanın ana omurgasını, tarafların birbirini asimetrik yöntemlerle test ettiği bir yıpratma süreci oluşturuyordu. Husiler, doğrudan cephe taarruzları yerine Babulmendeb Boğazı ve Kızıldeniz hattındaki seyrüseferi hedef alarak Körfez’i ve küresel lojistik zincirlerini baskılayan bir strateji izlediler. Ancak sahadan gelen son haberler, çatışmaların tekrar tüm şiddetiyle yoğunlaştığını ve sahadaki askerî inisiyatifin meşru hükümet lehine güçlü bir şekilde değiştiğini gösterdi.
Çatışmaların güncel tablosu
Yemen’de cephe hatlarındaki statüko, yaşanan şiddetli çatışmalarla birlikte meşru hükümet lehine bozuldu. Husilerin geçtiğimiz haftalarda batı kıyılarında stratejik tedarik koridorlarını tehdit eden hamleleri, Suudi Arabistan destekli güçlerin karadan başlattığı geniş çaplı ve kararlı taarruzla kırıldı. Meşru otorite Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi (CLK) Başkanı Reşad el-Uleymi’ye bağlı nizami birlikler, savunma pozisyonundan çıkarak taarruza geçti; Hayfan ve Tur el-Baha ekseninde ilerleme kaydederek Husileri geri püskürttü.
Son günlerdeki çatışmaların boyutu ise yerel mevzi muharebelerinin çok ötesine geçti. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon unsurları, operasyonel sessizliği sonlandırarak Sana ve Saada’daki stratejik komuta kontrol tesisleri ile telekomünikasyon altyapılarını hedef aldı. Suudi Arabistan ve meşru hükümet, Yemen’de uzun süredir ilk defa Husilere ciddi kayıplar verdirdi. Koalisyonun havadan sağladığı bu yoğun ateş desteği, sahada yaşanan şiddetli kara çatışmalarında meşru hükümetin hızlı ilerleyişinin yolunu açtı. Bu askerî tırmanış, Birleşmiş Milletler (BM) insani yardım kuruluşlarının verilerine göre, yüz binlerce sivili etkileyen yeni bir yerinden edilme krizini de tetikledi.
Dağlık bölgeler ve kıyı şeridi
Askerî operasyonların etkinliği, Yemen’in sert ve parçalı topoğrafyası tarafından şekillendiriliyor. Husilerin geçmişte Kızıldeniz sahilinde yer alan Muha ekseninden Haniş Adaları, Meyyun Adası ve Zubab hattına doğru yayılma gayreti, uluslararası deniz taşımacılığı üzerindeki gözetleme ve vuruş kabiliyetlerini azami düzeye çıkarma arayışından kaynaklanıyordu. Ancak yaşanan şiddetli muharebeler neticesinde Suudi Arabistan destekli meşru hükümet güçleri, büyük bir ilerleme kaydederek Muha ve Zubab’ı Husilerden tamamen geri aldı. Sahil bandında küresel deniz trafiğini doğrudan rehin alma potansiyeline sahip olan Husi baskısı, meşru hükümetin bu stratejik noktaları ele geçirmesiyle kırıldı.
Kıyı şeridinin askerî açıdan sürdürülebilirliği, bu şeridin gerisindeki yüksek rakımlı topoğrafik bariyerlerin denetimine bağlıdır. Lahic vilayetinin dağlık uzantıları, kıyı birliklerine operasyonel derinlik sunan doğal savunma mevzileri olarak görülüyor. Yemen meşru hükümet güçleri, kıyıda sağladığı bu yeni ilerlemeyi Jabal Habashi gibi kritik yükseltileri elinde tutarak destekliyor ve geçici başkent Aden’e uzanan ikmal arterlerini muhafaza ediyor. Kıyı ile dağ arazisi arasındaki bu keskin operasyonel bağlılık, kara hakimiyetinin önemini bir kez daha ortaya koydu.
Kara hakimiyeti ve deniz kontrolü dengesi
Savaşın nihaî istikametini, deniz üzerindeki baskı kapasitesi ile karasal kontrol arasındaki zorunlu ilişki belirliyor. Husilerin kıyıda tesis etmeye çalıştıkları varlık, iç bölgelerden gelen tedarik hatlarıyla tahkim edilemediği için son derece kırılgan bir yapıda kalıyor. Bu çerçevede, hükümet birliklerinin Zubab ve Muha’yı geri almasıyla sonuçlanan taarruzları, Husilerin deniz üzerindeki baskı mekanizmasını karadan felç etmeyi başardı. Bir taraf küresel deniz ticaretini aksatarak uluslararası sistemden taviz koparmaya odaklanırken, meşru hükümet karadaki bu stratejik düğüm noktalarını kontrol altına aldı ve Husilerin asimetrik üstünlüğünü ciddi biçimde sınırlandırdı. Kıyıdaki taktik kazanımlar, gerideki karasal derinlikle desteklenmediği takdirde hızla eriyor; Husilerin kıyıdan sürülüp buraların meşru hükümete geçmesi de sahada bu gerçeği doğrudan kanıtlıyor.
Bölgesel güvenlik hesapları
Husilerin füze ve insansız hava araçlarının menzil ile vuruş hassasiyeti artışı, Körfez’in konvansiyonel hava savunma mimarisini yapısal bir açmazla karşı karşıya bıraktı. Bu çerçevede, kritik petrol tesisleri, havalimanları ve sivil yerleşimlere yönelen Husi tehdidi, Körfez başkentlerinin savunma harcamalarını sürdürülemez bir maliyet baskısıyla karşı karşıya bırakıyordu. Ancak sahadaki son tırmanış ve Suudi Arabistan’ın desteklediği kararlı ilerleyiş, denizin sunduğu jeoekonomik şantaj gücünün, karasal coğrafyanın dayattığı askerî gerçeklikler karşısında gerilediğini gösterdi. Yemen krizi, askerî inisiyatifin yeniden şekillendiği, bölgesel güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen yeni bir aşamaya geçti.
Bu yeni askerî gerçeklik, Yemen’de kalıcı bir siyasi çözüm arayışlarını da doğrudan şekillendirecektir. Meşru hükümetin sahada yeniden inisiyatif kazanması ve stratejik kıyı şeritlerindeki hakimiyetini pekiştirmesi, Husilerin masadaki müzakere pozisyonunu zayıflatma potansiyeli taşıyor. Husiler, bugüne kadar askerî kapasitelerini bir diplomatik şantaj aracı olarak kullanırken, artık ellerindeki en önemli baskı unsurlarından biri olan deniz erişiminin daralması riskiyle karşı karşıyalar. Suudi Arabistan açısından ise bu ilerleyiş, sınır güvenliğini sağlama ve bölgesel caydırıcılığı yeniden tesis etme noktasında kritik bir eşiği temsil ediyor. Sonuç olarak, Yemen’deki savaşın ağırlık merkezi dönüşürken, sahadaki bu askerî değişimin diplomatik sürece yansımaları, tüm Körfez jeopolitiğinin geleceğini belirleyecek temel faktörlerden birisi olacaktır.
Kaynak: AA / Dr. Gökhan Ereli



