Öne ÇıkanStrateji Analiz

Batı Sahra’da yeniden savaş endişesi

Batı Sahra’da 30 yıllık ateşkesin ardından Fas Ordusu ile Polisario Cephesi arasında başlayan çatışmaların geniş çaplı bir savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor

Mağrip’te uzun bir aradan sonra bir hayli hareketli günler yaşanıyor. Fas Krallığı’nın güneyindeki topraklarını içeren bölge, uluslararası kamuoyunda bilinen ismiyle Batı SahraFas silahlı kuvvetleri ile Polisario Cephesi milisleri arasında sıcak çatışmalara sahne oluyor.

Eski bir İspanyol sömürgesi olan bölge, 1975’te İspanya’nın çekileceğini ilan etmesinin akabinde Fas Kralı II. Hasan’ın halkına çağrısı sonucu gerçekleşen “Yeşil Yürüyüş” neticesinde büyük oranda Fas Krallığı’nın kontrolüne girmişti. Dekolonizasyon döneminden bu yana herhangi bir sonuca bağlanamamış çetrefilli mevzulardan birini teşkil eden Sahra meselesi, Polisario milislerinin, Fas’ı Moritanya’ya bağlayan otoyol üzerinde gerçekleştirdiği bir dizi sabotaj neticesinde yeniden uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu. Fas ile Moritanya arasındaki Gergerat tampon bölgesinde gerçekleştirilen sabotajların akabinde Fas Kraliyet Ordusu’na bağlı birlikler hızlı bir harekât neticesinde bölgeyi güvene alıp, Moritanya ekonomisinin can damarı niteliğindeki karayolunu yeniden işler hale getirdiler. Bu harekâtın hemen akabinde ise Polisario Cephesi, 1991 senesinden beri devam etmekte olan ateşkesin ihlal edildiğini gerekçe göstererek Fas’a resmen savaş ilan etti. Bugün yüzde 80’e tekabül eden bir bölümü Fas Krallığı’nın kontrolünde bulunan Sahra’da, 1991’deki ateşkesin ardından ilk defa çözüm savaşta aranacak gibi görünüyor.

Fas, Sahra meselesindeki argümanlarını uluslararası camiada gittikçe daha fazla kabul ettirirken, Polisario ise artık politik bir çözümden umudunu kesmenin eşiğinde gibi görünüyor.

Batı Sahra sorununun tarihsel arka planı

Sahra, tarihsel olarak Fas’ın bir parçası olagelmiştir. Nitekim bugün dahi Fas’ın bölge üzerinde hak iddia ederken kullandığı temel argüman, bölgenin tarihsel ve hukuki olarak kendisine tâbi olduğudur. Fas saltanat geleneğinde tahta çıkan sultan, tebaasından “biat” almak durumundadır. 11. yüzyıldan itibaren Murabıtlar, Muvahhidler, Saadiler ve nihayet Fas’ın mevcut yönetici hanedanı olan Aleviler (Filaliler) tarafından idare edilen ve hukuki olarak “biat” ile bu hanedanlara bağlı olan Sahra, sömürge döneminde 1884’te İspanyollar tarafından ele geçirildi. İspanya-Fransa arasında sömürgecilik rekabetine sahne olan bölgede, bu iki devletin 20. yüzyılın hemen başında anlaşması ve bu anlaşmanın diğer büyük sömürgeci güçlerce kabul edilmesi neticesinde Sahra, İspanya’nın bir sömürgesi haline gelse de Fas, Sahra üzerindeki hakimiyet iddiasından asla vazgeçmedi. Hatta 1956’da bağımsızlığını kazanmasının hemen akabinde Fas bu toprakları geri alabilmek için askeri operasyonlar gerçekleştirse de başarılı olamadı.

1963’te Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde Sahra için girişimlerde bulunan Fas, 1969’da İfni şehrinin İspanyollarca boşaltılması dışında somut bir kazanım elde edemedi. General Francisco Franco’nun 1975’teki ölümünden önce İspanya, Sahra’yı aşamalı olarak boşaltma kararı almıştı. Yine aynı yıl Uluslararası Adalet Divanı, Sahra’nın Fas ile hukuki ve tarihi bağları olduğu fakat Fas’ın Sahra üzerinde herhangi bir hükümranlık iddiasında bulunamayacağı yönünde görüş bildirdi. Bunun üzerine Fas Kralı II. Hasan hiç vakit kaybetmeyerek muhtemelen önceden beri üzerinde çalıştığı projesini hayata geçirdi ve halkına Sahra’ya yürümeleri çağrısında bulundu. 6 Kasım 1975’te 20 bin Fas askeri eşliğinde, ellerinde sadece Kur’an-ı Kerim ve Fas bayrağı olmak suretiyle aralarında muhtelif Arap devletlerinin vatandaşları da bulunan 350 bin kişilik Fas kafilesi, Sahra’ya doğru bir yürüyüş gerçekleştirdi. “Yeşil Yürüyüş” olarak tarihe geçen ve Fas milli kimliğinin inşasında çok önemli bir yere sahip olup milli bayram olarak kutlanan bu hadisenin sonrasında ise Fas, İspanya ve Moritanya arasında 14 Kasım’da imzalanan Madrid Anlaşması neticesinde Sahra’nın üçte ikilik bölümü Fas’ın, kalan kısmı ise Moritanya’nın kontrolüne bırakıldı.

Polisario Cephesi, 1973’te Sahra’da amacı öncelikli olarak sömürgeci devlet durumundaki İspanya’ya karşı mücadele etmek olan bir örgüt olarak kuruldu. Fakat 1975’teki Madrid Anlaşması neticesinde İspanya’nın yerini bir nevi Fas ile Moritanya almış oldu. Her ne kadar Fas yukarıda değinilen tarihsel ve hukuki bağların altını çizse de savını uluslararası seviyede kabul ettirememişti. Bu atmosferde 1976 yılında Polisario destekçileri tarafından Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti resmen ilan edildi. Sahra’nın Fas tarafından ilhakını kabul etmeyen Polisario, Moritanya’nın 1979 yılında Sahra Demokratik Arap Cumhuriyetini tanımasıyla sadece Fas’a karşı mücadele vermeye başladı. 1975-1991 döneminde Batı Sahra, Polisario ile Fas arasında sayısız savaşa sahne oldu. 1991’de ise BM’nin müdahil olmasıyla ateşkes imzalandı. Ateşkesin akabinde BM Barış Gücü MINURSO (BM Batı Sahra Referandum Misyonu) tesis edilerek bölgede görev yapmaya başladı.

Olası bir savaş durumunda Polisario ve Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin en önemli destekçisi Cezayir’in sergileyeceği tavır krizi farklı boyutlara taşıyabilir.

Son çatışmalar ve Fas’ın Sahra diplomasisi:

13 Kasım Cuma günü Fas’ı Moritanya’ya bağlayan ve Moritanya ekonomisi için hayati öneme sahip olan karayolu, Polisario Cephesi milisleri tarafından trafiğe kapatılarak birçok kamyon şoförü alıkonuldu. Bunun üzerine Fas, olayın gerçekleştiği Gergerat’a operasyon düzenleyerek durumu kontrol altına aldığını açıkladı. Bu açıklamanın ardından aynı gün içerisinde Polisario Cephesi ile Fas Ordusu arasında çatışmalar başladı. Polisario lideri İbrahim Gali, önce BM’ye çağrıda bulundu, ardından da Fas’a resmen savaş ilan etti. Böylece 1991’den beri yürürlükte olan ateşkes de sona ermiş oldu. Yine Polisario tarafından BM Barış Gücü olarak bölgede bulunan MINURSO kuvvetlerine 12 saat içerisinde bulundukları bölgeleri terk etmelerine yönelik bir ültimatom verildiği bilgisi sosyal medyada kısa sürede yayılsa da bizzat MINURSO Özel Temsilcisi Colin Stewart bu bilgiyi yalanladı. Peki Polisario’yu 30 yıldır yürürlükte olan ateşkesi resmen terk etmeye sevk eden amiller neler?

1975’teki Yeşil Yürüyüş ile Sahra’ya yeniden yerleşmeye başlayan Fas, 1975-1991 arasındaki savaş döneminde önceliğini bölgedeki çatışmalarda kendisini üstün kılacak olan 2 bin 700 km uzunluğundaki kumdan duvarları inşa etmeye verdi. Fakat bilhassa 1999’da babası II. Hasan’ın vefatıyla kral olan VI. Muhammed’in yenilikçi politikalarıyla Fas, Sahra’ya ciddi manada yatırım yapmaya başladı. Öyle ki bugün El Ayun ve Dahle gibi şehirler ticaret ve turizm açısından birer cazibe merkezi haline geldiler. Fas Krallığı Planlama Yüksek Komisyonu tarafından 2017 senesinde yayınlanan verilere göre kişi başına düşen milli gelirden, okuma yazma oranına kadar birçok kategoride Sahra bölgesi ülkenin orta ve doğu bölgelerine nazaran üst sıralarda yer alıyor. Sahra’ya yapılan bu gibi yatırımların yanı sıra Fas, 2007’de BM’ye Sahra’ya dair bir otonomi planı sunmak gibi açılım politikalarına da imza atarak uluslararası kamuoyuna çözüm taraftarı olduğunu göstermeye çalıştı. Fakat diğer taraftan ise yoğun bir diplomasi trafiği ile gerçekleştirdiği ikili anlaşmalar neticesinde üçüncü devletlerin Sahra’da konsolosluk açmasını sağlayarak Sahra’daki hakimiyetini uluslararası zemine taşımaya gayret etti. Bu politikanın sonucu olarak bugün birçok Afrika ülkesinin Sahra’da konsoloslukları bulunuyor.

Son olarak geçtiğimiz hafta Birleşik Arap Emirliği (BAE), El Ayun şehrinde konsolosluk açarak Sahra’nın “Faslılığını” tanımış oldu. Polisario için bu hadise bardağı taşıran son damla olmuş olacak ki olayların yeniden tırmanmasına sebep olacak sabotajları icra ederek Fas’ı askeri operasyona zorladılar. Hem BM tarafından belirlenen tampon bölgede saldırgan tutumlar sergileyip, Moritanya için ziyadesiyle önemli olan karayolunu keserek bölgede güvenliği ve ticareti tehdit eden hem de Fas’ın bölgede ulaşımı ve ticaret akışını yeniden tesis etmek için gerçekleştirdiği operasyonun, neredeyse 30 yıldır devam eden ateşkesin ihlali olduğunu iddia eden taraf Polisario Cephesi’nden başkası değil. 1991’den beri yapılması beklenen ama bir türlü gerçekleştirilemeyen Sahra referandumu ve Fas’ın, Dışişleri Bakanı Nasır Burita ile son yıllarda yürüttüğü aktif diploması sonucu her yeni gün bir başka devletin Sahra şehirlerinde konsolosluk açarak Sahra’nın “Faslılığını” tanıması gibi faktörler göz önünde bulundurulursa Polisario artık politik bir çözümden umudunu kesmenin eşiğinde gibi görünüyor. Zira son hadiselerin de gösterdiği üzere Fas, Sahra meselesindeki argümanlarını uluslararası camiada gittikçe daha fazla kabul ettirirken, Polisario ise marjinalleşen ve hamleleri önceden kestirilemeyen bir örgüte dönüşmekte. Bunun yanında Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti lideri İbrahim Gali’nin İspanya’da savaş suçu ve soykırım gibi suçlamalarla gıyaben yargılanıyor olması, Moritanya’nın ülkedeki illegal silah trafiğinin bir numaralı sorumlusu olarak Polisario’yu işaret etmesi ve Polisario Cephesi’nde önemli görevlerde bulunmuş Ebu Velid es-Sahravi’nin 2015’te DEAŞ’a bağlılığını bildirerek, terör örgütünün Sahel bölgesindeki liderlerinden biri konumuna gelmesi gibi daha da çeşitlendirilebilecek örnekler, Polisario’nun ve Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin uluslararası camiada kredisini azaltarak destekçi kaybetmesine neden oluyor. Nitekim son olayların ardından 14 Kasım’da Guyana, artık Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’ni tanımadığını bildirdi.

Son durum itibarıyla Fas Ordusu’nun Gergerat’ta operasyon başlatmasının hemen ardından Türkiye, Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Katar gibi birçok devlet ve BM, Avrupa Birliği (AB), Afrika Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi birçok uluslararası kuruluş Fas’ın bölgeyi insan ve araç trafiğine yeniden açmak için yaptığı operasyonun önemini ifade ettiler. Türkiye ayrıca Batı Sahra’da adil ve kalıcı bir politik çözüm için BM Güvenlik Konseyi’nin çabalarını desteklediğini bildirdi.

Sonuç olarak son günlerde bölgede yaşanan sıcak çatışmaların bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği merak konusu. Bundan da önemlisi olası bir savaş durumunda Polisario ve Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’nin en önemli destekçisi Cezayir’in bu savaşa dahil olup olmayacağı. Fakat Cezayir’in Sahra meselesinde doğrudan taraf değil de Sahralıların haklarını gözeten üçüncü bir taraf olduğu da göz önünde bulundurulursa kendisini doğrudan ilgilendirmeyen böylesi bir savaşa bilfiil iştirak etmeyeceği kanaati ağır basıyor. Cezayir’in bizzat müdahil olmaması durumunda da Polisario’nun Fas Ordusu karşısında ciddi bir başarı elde etmesi mümkün görünmüyor. Zira gerek Cezayir ile arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklanan “güvenlik ikilemi” ve mevcut Polisario tehdidi sebebiyle Fas’ın son yıllarda bilhassa Amerika ve İsrail menşeli askeri teçhizata yatırım yapması, gerekse Fas için bir kırmızı çizgi niteliğinde olan Sahra meselesi üzerinde ülke dahilinde tam bir mutabakat bulunması sebebiyle Fas Krallığı olası bir savaşta tüm imkanlarını seferber edecektir.

[Halil Kaya Uluslararası Rabat Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam etmektedir]

İlgili Yazılar

Back to top button
Close
Close