Atlantic Council: Dijital çağda kara savaşı!

E. Korgeneral Dr. Yavuz Türkgenci tarafından Atlantic Council için kaleme alınmıştır.
2020 yılında Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, yalnızca 44 gün süren savaş sonunda Dağlık Karabağ’ı yeniden kontrol altına almayı başardı.

Bu savaş, ne kadar iyi tahkim edilmiş olursa olsun sanayi çağı anlayışıyla inşa edilen savunma hatlarının, yeni nesil savaş ortamında ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.
Savunma unsurları daha durumu kavrayıp tepki veremeden tespit edildi, takip edildi ve imha edildi. Bu dönüşümün merkezinde ise F-35’ler ya da seyir füzeleri değil, Defense One analistlerinin de ilk dikkat çeken örneklerden biri olarak değerlendirdiği insansız hava araçları yer aldı. Sanayi çağı kara savaşı yalnızca evrim geçirmedi; hazırlıksız yakalanan ordular için fiilen sona erdi.
Savaş alanı artık algoritmaların hâkim olduğu yeni bir döneme girmiş durumda. Özellikle Ukrayna Savaşı, makinelerin hedef tespiti, teşhisi, takibi ve angajman süreçlerinde insanlardan çok daha hızlı hareket edebildiğini gösterdi. Sürekli İHA gözetlemesi, yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri, elektronik harp, siber operasyonlar ve uzay tabanlı haberleşme, kara savaşlarının karakterini kökten değiştirdi.
Buna karşın dünyanın büyük bölümündeki kara kuvvetleri hâlâ 1991 Körfez Savaşı paradigmasına göre eğitim görüyor, teşkilatlanıyor ve teçhizatlanıyor. Sanayi çağına ait düşünce biçimi sadece doktrinlerde değil, komuta yapılarında ve karar vericilerin zihniyetinde de yaşamaya devam ediyor.

Oysa Ukrayna’daki savaş, savaşın doğası değişmese de yürütülme biçiminin kökten dönüştüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu dönüşümün doğru analiz edilebilmesi için hem teknolojiyi hem de taktikleri birlikte değerlendiren kapsamlı bir çerçeveye ihtiyaç bulunuyor. Bu noktada savaş fonksiyonları (Warfighting Functions-WFF) temelinde yapılacak değerlendirme en uygun yaklaşımı sunuyor.
Geleneksel altı savaş fonksiyonu; komuta ve kontrol, manevra, ateş desteği, istihbarat, koruma ve muharebe hizmet desteğinden oluşurken, dijital çağ bu yapıya elektromanyetik spektrum ve siber güvenliği yedinci fonksiyon olarak ekliyor. Bunların tamamını etkileyen ortak değişken ise dijitalleşme, yapay zekâ ve büyük veri olarak öne çıkıyor.
Komuta ve kontrol: Algoritmaların yarışı
Tarih boyunca bütün savaşlar, rakibinden daha hızlı gözlem yapan, karar veren ve harekete geçen tarafın üstünlük sağladığı yarışlar oldu. Albay John Boyd’un geliştirdiği OODA Döngüsü (Observe, Orient, Decide, Act) bu gerçeği sistematik hale getirmişti. Sanayi çağında bu döngünün hızı insan bilişi ve telsiz haberleşmesiyle sınırlıyken, dijital çağda belirleyici unsur algoritmaların kalitesi haline geldi.

Bunun sahadaki karşılığı oldukça nettir. Bir Ukrayna İHA’sının tespit ettiği Rus topçu mevzisi, GIS ARTA gibi yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerinde işleniyor, sinyal istihbaratı ve önceki saldırı verileriyle karşılaştırılıyor, ardından birkaç dakika içerisinde ateş çözümü oluşturuluyor. Geleneksel komuta prosedürleriyle hareket eden birlikler ise ilk mühimmat üzerlerine düşmeden önce tespit edildiklerini dahi fark edemeyebiliyor. Böylece üstün sensör ağına ve daha gelişmiş algoritmalara sahip taraf, komutanlar karar vermeden önce çatışmayı fiilen kazanabiliyor.
Bu yeni ortamda karargâhların hayatta kalabilmesi için çok daha küçük, daha hareketli ve tespit edilmesi zor yapılar haline gelmeleri gerekiyor. Büyük ve sabit komuta merkezleri artık yüksek değerli hedeflere dönüşmüş durumda. Stratejik ve operasyonel karargâhlar gizlenmiş noktalara dağıtılmalı, taktik karargâhlar ise en temel unsurlarına indirgenerek sürekli hareket halinde olmalıdır. Dijitalleşme, yapay zekâ ve büyük veri artık bir tercih değil; daha az personelle daha fazla işlem yapabilmenin ve daha hızlı karar alabilmenin temel şartıdır.
Bunun yanında haberleşme altyapısı da yeniden tasarlanmalıdır. Taktik internet ve “Savaş Alanı Nesnelerinin İnterneti (IoBT)” konsepti; sensörleri, insansız sistemleri, araçları ve komuta merkezlerini gerçek zamanlı bir ağ içerisinde birleştirmektedir. Ukrayna’nın Starlink tecrübesi, karasal altyapının çöktüğü durumlarda uzay tabanlı iletişimin operasyonel sürekliliği nasıl sağladığını göstermiştir. Yeni nesil haberleşme mimarilerinde verimlilikten çok yedeklilik öncelik kazanmalıdır.
Manevra alanları ve İHA gölgesi
Sanayi çağının büyük zırhlı taarruzları ve geniş kuşatma harekatları tamamen ortadan kalkmış değil.

Ancak savaş alanının sürekli İHA gözetimi altında olduğu günümüzde bu anlayış ciddi şekilde uyarlanmadığı takdirde son derece risklidir. Günümüz savaş alanında aynı anda binlerce düşman İHA’sının faaliyet gösterebildiği düşünüldüğünde, büyük birliklerin gizlenmeden hareket etmesi neredeyse imkânsız hale gelmektedir.
Ukrayna’dan çıkan temel ders; dağınık tertiplenme, gizlilik ve insansız sistemlerin manevranın ayrılmaz parçası haline gelmesidir. Piyade ve zırhlı birlikler daha küçük gruplar halinde faaliyet göstermeli, insansız kara araçları ise keşif, lojistik, mühendislik ve tahliye gibi yüksek riskli görevleri üstlenmelidir. Elektronik harp, siber operasyonlar ve İHA sürüleri artık destek unsuru değil, manevranın doğrudan kendisidir.
En dikkat çekici değişimlerden biri ise yakın hava desteğinde yaşanıyor. Tugay ve tabur seviyesinde organik İHA kabiliyetlerinin gelişmesiyle birlikte, geçmişte yalnızca savaş uçaklarının gerçekleştirdiği yakın hava desteği artık küçük taktik İHA ekipleri tarafından da sağlanabiliyor. Bu nedenle insansız sistemler artık sadece destek unsuru değil, piyade, zırhlı birlikler, topçu ve mühendis sınıflarıyla eşit önemde bağımsız bir kuvvet bileşeni olarak değerlendirilmelidir.
Ateş desteği: Algoritmalar tetiği çektiğinde!
Topçu tarih boyunca savaş alanının belirleyici unsuru oldu. Dijital çağda ise topçunun etkinliğini belirleyen unsur artık yapay zekadır.

Uydu görüntüleri, İHA verileri, SIGINT kayıtları ve akustik sensörlerden gelen bilgiler gerçek zamanlı olarak yapay zekâ destekli ateş kontrol sistemlerine aktarılabilmekte, geçmişte 20-40 dakika süren angajman döngüleri beş dakikanın altına inmektedir.
Ancak bu hız ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ sistemlerinin insan onayı olmadan ölümcül kuvvet kullanmasına izin verilmesi; dost ateşi, sivil altyapının vurulması veya kontrolsüz tırmanma gibi sonuçlara yol açabilir. Uluslararası insancıl hukuk, ölümcül kuvvet kullanımında nihai sorumluluğun yetkili bir insanda kalmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle hız ile hesap verebilirlik arasında denge kurulması dijital savaşın en kritik sorunlarından biri olacaktır.
Topçu birliklerinin hayatta kalma yöntemleri de tamamen değişmiştir.

Yoğun batarya konuşlanmaları artık İHA’lar tarafından dakikalar içinde tespit edilerek imha edilebildiğinden, hem Ukrayna hem de Rus orduları “ateş et ve yer değiştir” doktrinini standart hale getirmiştir. Toplar arasındaki mesafenin artırılması, İHA’ların ileri gözetleyici olarak kullanılması ve yapay zekâ destekli atış çözümleri yeni dönemin temel uygulamalarıdır.
İstihbarat: Doğrusal döngünün sonu
Klasik istihbarat döngüsü; görev verme, toplama, işleme, analiz ve yayma aşamalarından oluşuyordu. Ancak bilgi akışının anlık hale geldiği dijital çağda bu doğrusal yapı yerini sürekli çalışan yapay zekâ destekli bir ekosisteme bırakmaktadır.

Yapay zeka; uydu görüntülerini, sinyal istihbaratını, İHA telemetrilerini, açık kaynak sosyal medya verilerini ve siber trafik kayıtlarını aynı anda analiz ederek insan analistlerin fark edemeyeceği ilişkileri ortaya çıkarabilmektedir. Böylece “karar üstünlüğü” adı verilen yeni bir durum oluşmaktadır. Rakibin karar mekanizması bilgi üstünlüğüyle felce uğratılmakta, düşman fiilen kör bırakılmaktadır.
Bu nedenle istihbarat personelinin rolü de değişmektedir. Artık sabah brifingleri hazırlayan personel yerine, sürekli çalışan sensör ağlarını yöneten uzmanlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Koruma yaklaşımı
Dijital savaş ortamında korunma kavramı artık sadece zırh ve tahkimattan ibaret değildir. Birlikler elektronik karıştırma, siber saldırılar, otonom İHA sürüleri ve bilgi operasyonları gibi görünmeyen tehditlere karşı da korunmak zorundadır.

“Komutanın beynini hacklemek” ifadesi artık mecazi değildir. Özellikle refleksif kontrol doktrini kapsamında yürütülen bilgi operasyonları, yanlış bilgiler aracılığıyla karar vericileri kendi aleyhlerine karar almaya yönlendirmeyi hedeflemektedir. Komutanların manipülasyondan korunması artık fiziksel korunma kadar önemli hale gelmiştir.
Aynı şekilde İHA karşı tedbir sistemleri de yalnızca hava savunma birliklerinin değil, bütün taarruz birliklerinin organik parçası olmak zorundadır. Katmanlı hava ve füze savunma sistemi içerisinde FPV dronlardan balistik füzelere kadar tüm tehditlere karşı bütünleşik koruma sağlanmalıdır.
Muharebe hizmet desteği: Şeffaf savaş alanında lojistik
Napolyon’un “Ordular mideleri üzerinde yürür” sözü geçerliliğini korumaktadır. Ancak günümüzde her aracın havadan görülebildiği ve dakikalar içinde hedef alınabildiği savaş alanında lojistik tamamen yeniden şekillenmektedir.
2022 yılında Rusya’nın Kiev eksenindeki yakıt konvoylarının İHA saldırılarıyla imha edilmesi, sanayi çağı lojistik anlayışının şeffaf savaş alanında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.

Bu nedenle yeni çözüm insansız lojistik sistemleri olarak ortaya çıkmaktadır.
İkmal dronları mühimmat, tıbbi malzeme ve enerji paketlerini ön cepheye personeli riske atmadan ulaştırabilmektedir. Ukrayna deneyimi, ön cephe ikmalinin büyük bölümünün gelecekte insansız sistemler tarafından gerçekleştirileceğini göstermektedir. Aynı zamanda küçük mobil cerrahi ekipler ve insansız tahliye araçları da bu yapıyı desteklemektedir.
Bakım ve idame faaliyetleri ise tahmine dayalı analizler, dijital yaşam döngüsü yönetimi ve birlik seviyesinde geliştirilen hızlı çözümler sayesinde daha esnek hale gelmektedir.
Elektromanyetik spektrum ve siber güvenlik: Görünmeyen cephe
Modern savaşta mermilerin kullanılmadığı ancak en az fiziksel çatışmalar kadar belirleyici olan ikinci bir savaş alanı bulunmaktadır. Elektromanyetik spektrum üzerindeki mücadele; haberleşme, hassas güdüm ve insansız sistemlerin çalışmasını doğrudan belirlemektedir. Spektrum üstünlüğünü kaybeden bir ordu güvenilir haberleşme sağlayamaz, mühimmatını yönlendiremez ve İHA’larını etkin şekilde kullanamaz.

Siber güvenlik de artık yalnızca bilgi işlem birimlerinin sorumluluğunda değildir. Komuta ağları, taktik internet altyapısı, veri merkezleri ve insansız sistem kontrol ağları doğrudan operasyonel hedef haline gelmiştir. Sandworm grubunun Ukrayna enerji altyapısına yönelik saldırıları ile Viasat uydu sistemlerine düzenlenen siber operasyonlar, siber etkinin kinetik harekâtlarla nasıl bütünleştiğini açık biçimde göstermektedir.
Başarılı bir siber saldırı, çoğu zaman bir topçu taarruzundan daha düşük maliyetle daha büyük operasyonel etki oluşturabilmektedir.
Sonuç
Ukrayna Savaşı sonrasında tankların devrinin sona erdiği, ateş gücünün manevrayı tamamen geride bıraktığı veya savunmanın artık aşılamaz hale geldiği yönünde tartışmalar yapılmaktadır.
Ancak askeri tarih, bunların erken sorulmuş yanlış sorular olduğunu göstermektedir. Her askeri devrim döneminde saldırı geçici olarak zorlaşmış, ancak yeni uyum süreçleri dengeyi yeniden kurmuştur. Dijital çağ da bunun istisnası değildir.

Tanklar ve mekanize piyade birlikleri önemini kaybetmemiştir. Çünkü insansız sistemlerin hâlâ gerçekleştiremediği temel görev; hedef bölgeyi fiziksel olarak ele geçirmek ve elde tutmaktır.
Ancak bu platformlar aktif koruma sistemleri, düşük elektromanyetik iz, gelişmiş ağ bağlantıları ve insansız sistemlerle tam entegrasyon sayesinde yeniden tasarlanmalıdır. Artık İnsansız Sistemler Birimi oluşturmak bir tercih değil, modern ordular için operasyonel zorunluluktur.
7+1 savaş fonksiyonları çerçevesi, dijital çağın askeri dönüşümünü anlamak için kapsamlı bir yol haritası sunmaktadır. Komuta ve kontrolden lojistiğe kadar bütün savaş fonksiyonları dijitalleşme, yapay zekâ ve büyük veri tarafından yeniden şekillendirilmektedir.
Bu süreçte belirleyici unsur teknolojinin kendisi değil, düşmandan daha hızlı uyum sağlayabilme kapasitesidir. Algoritmaların belirleyici silah haline geldiği bir çağda en büyük zafiyet, geçmiş savaşlara hazırlanmayı sürdürürken bir sonraki savaşın gereklerini göremeyen zihniyettir.
Kaynak: Atlantic Council, M5



