Analiz: 5 soruda Rus Barış Gücünün Karabağ’dan çekilmesi - M5 Dergi
Öne ÇıkanStrateji Analiz

Analiz: 5 soruda Rus Barış Gücünün Karabağ’dan çekilmesi

Abone Ol 

Rusya’nın İkinci Karabağ Savaşı’ndaki pozisyonu nasıldı? Rus Barış Gücü askerleri Karabağ bölgesine ne zaman geldi? Rusya, Barış Gücü askerlerini neden çekti? Rusya’nın Üçlü Beyanname’de başka sorumlulukları var mı? Rusya’nın Güney Kafkasya politikası bundan sonra nasıl gelişebilir?

  1. Rusya’nın İkinci Karabağ Savaşı’ndaki pozisyonu nasıldı?

Rusya’nın İkinci Karabağ Savaşı’ndaki pozisyonunun daha iyi anlaşılması için Birinci Karabağ Savaşı’ndaki pozisyonunu bilmek önemlidir. Birinci Karabağ Savaşı’nda sürecin neredeyse tamamen Rusya’nın denetimi ve desteğinde gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Rusya, Karabağ’ı işgal eden Ermenilere destek çıkmış ve her türlü lojistik desteği sağlamıştır. Savaştan sonra Karabağ sorununu çözmek amacıyla ABD, Fransa ve Rusya eş başkanlığında kurulan AGİT-Minsk Grubu ise otuz yıl boyunca Azerbaycan’ı oyalamak dışında soruna herhangi bir çözüm getirmemiştir. Bu süreçte Rusya –diğer eş başkanlar gibi– daha çok Ermeni tezlerine yakın ve çözümden uzak bir duruş sergilemiştir.

Ermenistan’ın Azerbaycan mevzilerine saldırısı sonucunda 27 Eylül 2020 sabahı Azerbaycan’ın karşı taarruzuyla başlayan İkinci Karabağ Savaşı’nda Rusya Birinci Karabağ Savaşı’ndaki gibi açıkça Ermenistan’ı desteklememiş, aksine bu sürece temkinli yaklaşmıştır. Rusya’nın bu pozisyonu sergilemesinde kuşkusuz içinde bulunulan bölgesel ve küresel konjonktürün yanı sıra Türkiye ile ilişkileri ve Ankara’nın net bir şekilde Azerbaycan’ın yanında yer almasının ciddi etkisi olmuştur. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir röportajında “Türkiye’nin bu tutumunun üçüncü güçlerin savaşa müdahalesini engellediğini” belirtmiştir. Bakü yönetiminin ilkesel olarak izlediği denge politikasına binaen Moskova ile stratejik düzeyde ilişki kurması neticesinde Rusya, Ermenistan ile dini, tarihi ve kültürel yakınlığına rağmen İkinci Karabağ Savaşı boyunca Azerbaycan ile ilişkilerini bozmamaya özen göstermiş ve tarafsız bir politika izlediği görüntüsünü vermiştir. Bu yüzden de Moskova yönetimi savaşta müdahaleci bir politika izlememiştir.

Nikol Paşinyan’ın liderliğinde Erivan yönetiminin izlediği Batı yanlısı ve Moskova’yı dışlayıcı politika da Rusya’nın İkinci Karabağ Savaşı’nda doğrudan Ermenistan’a destek veren ve Azerbaycan’ı dışlayan bir strateji izlememesine neden olmuştur. Paşinyan’ın Rusya’dan uzaklaşarak Batı eksenli izlediği siyasetin iki ülke ilişkilerinde ortaya çıkardığı gerginlik Moskova’ya Erivan yönetimini cezalandırma ihtiyacını hissettirmiştir. Bu çerçevede Rusya, Karabağ ve çevresindeki rayonları Azerbaycan toprağı olarak tanıdığını ve bu işgalin ömür boyu sürdürülemeyeceğini beyan etmiştir. Ayrıca Ermenistan’ın bu süreçte Kolektif Güvenlik Örgütü’nden yardım istemesine karşın Rusya, savaşın Azerbaycan topraklarında gerçekleştiğini ileri sürerek bu talebi reddetmiştir.

  1. Rus Barış Gücü askerleri Karabağ bölgesine ne zaman geldi?

Kırk dört gün süren İkinci Karabağ Savaşı Rusya’nın ara buluculuğuyla imzalanan Üçlü Beyanname çerçevesinde sağlanan ateşkesle sona ermiştir. Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmaları sona erdirmek, Dağlık Karabağ bölgesindeki durumu istikrara kavuşturmak, çatışmaların yeniden başlamasının önüne geçmek ve Karabağ’da Ermeni nüfusun bulunduğu yerleşimler ile Laçın Koridoru’nun güvenliğini sağlamak amacıyla Üçlü Beyanname’nin 3 ila 6. maddeleri çerçevesinde 10 Kasım 2020’de Karabağ’ın farklı bölgelerine görev yapmak üzere bölgeye geçici olarak 1.960 Rus Barış Gücü askeri konuşlandırılmıştır. Hocalı’da karargah kuran Rus Barış Gücü; Şuşa, Laçın, Hankendi, Ağdere, Kelbecer, Hocavend ve Askeran’da olmak üzere çok sayıda gözlem merkezi oluşturmuştur.

  1. Rusya, Barış Gücü askerlerini neden çekti?

10 Kasım 2020’de Moskova’da imzalanan Üçlü Beyanname’de Karabağ’daki temas hattı ve Laçın Koridoru boyunca hafif silahlı 1.960 asker, 90 zırhlı personel taşıyıcı, 380 otomobil ve özel teçhizatlı Rusya Federasyonu Barışı Koruma Birliğinin konuşlandırılması kararı alınmıştır. Beyanname’nin 4. maddesine göre Rusya Federasyonu Barışı Koruma Birliğinin konuşlanma süresi beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu hüküm gereğince taraflardan birinin bu hükmün uygulanmasını sonlandırma niyetini altı ay önce bildirmesi haricinde bu süre beş yıllık periyotlar halinde uzayacaktı. Buna binaen Rus Barış Gücünün 10 Kasım 2020’de göreve başladığı dikkate alındığında sürenin uzatılmaması halinde görev süresi 10 Kasım 2025’te sona erecekti. Ancak Rus Barış Gücünün bu tarihi beklemeden görev bölgelerinden çekilmeye başlaması birtakım soruları gündeme getirmiştir.

Halihazırda Rus Barış Gücü Karabağ’ın tümünde değil sadece Kelbecer’in Hudavend Manastırı bölgesinden çekilmeye başlamıştır. Hatırlanacağı üzere Rus Barış Gücü daha önce de bazı yerlerden çekilmişti. Bu nedenle mevcut çekilmenin kısmi mi yoksa tam mı olduğu konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Konuyla ilgili Hikmet Hacıyev “2020 yılının 10 Kasım’ında imzalanan üçlü beyana göre, Rusya Federasyonu’nun geçici olarak yerleştirilmiş barış gücü birliklerinin, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarından zamanında çıkarılması kararlaştırılmıştır. Bu karar her iki ülkenin üst düzey liderliği tarafından alınmıştır. Süreç başlatılmıştır ve Azerbaycan ile Rusya Savunma Bakanlıkları ilgili kararın uygulanmasıyla ilgili gerekli önlemleri almaktadır” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığının basın açıklamasında da “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında imzalanan Memorandum ile Karabağ bölgesinde ateşkesin kontrolü ve ihlallerin önlenmesi maksadıyla 30 Ocak 2021’de Ağdam/Azerbaycan’da teşkil edilen Türk-Rus Ortak Merkezinin görevinin tamamlanmasına yönelik çalışmalar tarafların karşılıklı koordineleri ile devam ettiği” belirtilmiştir.

Azerbaycan kamuoyunda ise Rus Barış Gücünün süresinden önce çekilmesi olumlu karşılanmıştır. Zira Karabağ zaferinden sonra Rus Barış Gücünün bölgeye yerleşmesi Azerbaycan halkında Rusya’nın bölgeye kalıcı yerleştiği, bunun Azerbaycan’ın menfaatleriyle uyuşmadığı, uzun dönemde ülke güvenliğini tehlikeye atacağı ve Karabağ zaferine halel getirdiği yönünde bazı kuşkular bulunmaktaydı. Bu kuşkular hem ülkenin iç politikası hem de iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginlik çıkarabilecek bir husustu. Rus askerlerinin bölgeden çekilmesiyle Azerbaycan kamuoyu rahatladı. Ayrıca Rus askerinin iki ülke ilişkisi zedelenmeden Karabağ’dan çekilmesi Bakü yönetiminin bir diğer siyasi başarısı olarak değerlendirilmelidir.

Rusya’nın Karabağ’daki Barış Gücü birliklerini geri çekmesinin ardında birden fazla sebep olabilir. Bu çekilmede bölgesel ve küresel konjonktür özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve Güney Kafkasya’daki son gelişmeler ile Rusya’nın iç dinamiklerinin büyük rol oynadığını belirtmek mümkündür. Her şeyden önce giderek derinleşen Rusya-Ukrayna savaşının siyasi, güvenlik ve ekonomik maliyetleriyle boğuşan, Suriye’de büyük yük alan ve İran’ın İsrail’e karşı başlattığı harekatla oluşan riskli duruma yönelik hazırlıklı olması gereken Rusya’nın görev alanını daraltması anlaşılabilir bir durumdur.

Ayrıca Azerbaycan bütün topraklarında egemenliğini yeniden tesis ettiğinden Rus Barış Gücünün görev yapacağı herhangi bir alan da kalmamıştır. Rusya Devlet Duması Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Aleksey Juravlyov’un bu konuyla ilgili “Karabağ’da taraflar arasında çatışma olmadığı için Rus Barış Güçlerine ihtiyaç yok. Zira Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğu konusunu artık kimse tartışmıyor” şeklindeki açıklaması da bu görüşü desteklemektedir. BBC Rusça ise bu süreci “Rus Barış Güçlerinin Karabağ’dan çekilmesi, Azerbaycan’ın isyankar bölgeyi kendi egemenliğine geri dönüş sürecinde son noktayı koyduğu anlamına gelir” şeklinde yorumlamıştır.

Azerbaycanlı siyaset bilimcilere göre ise Bakü-Moskova ilişkileri oldukça güçlüdür. Rus Barış Gücünün Karabağ’ı terk etmesi de bu güçlü ilişkilerin bir göstergesidir. Karabağ’daki çatışmanın çözümünden sonra Rusya bölgede görev yapan askerlerini tutmanın gereksiz olduğunu anlamıştır. Bu nedenle askeri unsurların çekilmesi iki ülke arasında daha iyi iş birliği için yeni fırsatlar sunacaktır.

Bununla beraber Ermenistan’ın AB ve ABD ile özel ilişkiler geliştirdiği (5 Nisan’da Brüksel görüşmeleri ve Ermenistan’a yardım taahhüdü), Fransa’nın Ermenistan’ı silahlandırdığı ve bölgeye asker göndermeyi konuştuğu bir dönemde Rus Barış Gücünün bölgeyi terk etmesi, Batı’nın Ermenistan üzerinden Rusya’ya yeni bir cephe açmaya çalışması karşısında “Rusya mücadele alanını küçültmek mi istiyor?” ya da “Rusya aradan çekilerek Azerbaycan ve Türkiye’yi doğrudan Batı’yla karşı karşıya getirmek mi istiyor?” gibi bazı soruları da beraberinde getirmektedir. Ancak özellikle ikinci sorunun çok da anlamlı olmadığı görülmektedir.

  1. Rusya’nın Üçlü Beyanname’de başka sorumlulukları var mı?

Üçlü Beyanname, Azerbaycan ve Ermenistan’ın yanı sıra Rusya’ya da bazı sorumluluklar yüklemiştir. Buna göre Rusya’nın sorumluluklarını “Barış Gücü görevi”, “gözlem-denetim” ve “sınırların kontrolü” olmak üzere üç temel başlık altında toplamak mümkündür. Rusya, Üçlü Beyanname’nin 4. maddesine göre bölgeye barış gücü gönderme, 5. maddesine göre ateşkesi kontrol etmek amacıyla Barışı Koruma Merkezi kurarak askeri gözlem yapma ve 6. maddesine göre de belirlenen sınırların kontrolü ve güvenliğini sağlama sorumluluklarını üstlenmiştir.

İlerleyen zamanda Rusya söz konusu sorumluluklarını yerine getirmede gerekli özeni göstermemiş ve anlaşma gereğince bölgeyi terk etmesi gereken ancak terk etmeyerek terör faaliyetinde bulunan yasa dışı Ermeni güçlere karşı Azerbaycan’ı 19 Eylül 2023’te yirmi üç saatlik Lokal Antiterör Operasyonu yapmak zorunda bırakmıştır. Bu hususta Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de birçok röportajında Ermenistan’ın 10 Kasım bildirisi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğine dikkat çekerek “Ermenistan, 10 Kasım bildirisine aykırı olarak bu yükümlülüğünü yerine getirmiyor, Rus tarafı da onları buna zorlamıyor” serzenişinde bulunmuştur.

Moskova’nın önemli bir sorumluluğu da Üçlü Beyanname’nin 9. maddesine göre “Zengezur Koridoru” olarak bilinen, Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan (dolayısıyla Türkiye) arasında kesintisiz şekilde ticari unsurlar ve insan ulaşımlarını sağlayacak bir koridorun oluşturulması ve bu koridorun güvenliğinin sağlanmasıdır. Üçlü Beyanname’nin imzalanmasının üzerinden üç buçuk yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen Rusya bu konudaki sorumluluğunu yerine getirmemiş ve Ermenistan’ı bu koridorun oluşturulması konusunda harekete geçirmemiştir. Zengezur Koridoru’nun hayata geçirileceğini Cumhurbaşkanı Aliyev ve Azerbaycanlı yetkililer sıklıkla vurgularken bu koridorun oluşturulmasında Rusya’nın Üçlü Beyanname’de vurgulandığı gibi bir etkisinin olup olmayacağı ise net değildir. Diğer bir ifadeyle Zengezur Koridoru’nun Bakü ve Erivan yönetimleri arasında yürütülen müzakereler sonucunda hayata geçirilmesi durumunda Moskova’ya öngörüldüğü gibi kritik bir rol verilmemesi de olasılık dahilindedir.

  1. Rusya’nın Güney Kafkasya politikası bundan sonra nasıl gelişebilir?

Rusya’nın yüz yılı aşan bir süre zarfında şekillenerek bir nevi sabitlik kazanan Güney Kafkasya politikasında temel bir değişikliğin olması beklenmemektedir. Zira Kafkasya’yı arka bahçesi olarak gören Rusya’nın klasik Kafkasya politikası konjonktürel durumlar karşısında lokal bazı değişiklikler gösterse de orta ve uzun vadede yine temel eksenine dönmektedir. Halihazırda Rusya, Güney Kafkasya’nın üç devletinden ikisi (Gürcistan ve Ermenistan) ile sorun yaşamasına karşın Azerbaycan’la istikrarlı bir ilişki sürdürmektedir. Moskova-Bakü ilişkilerindeki istikrarı, Haydar Aliyev ile başlayan ve İlham Aliyev ile zirve yapan dış ilişkilerde özenle dikkate alınan “denge” unsurunun gözetilmesiyle anlatmak mümkündür.

Azerbaycan dış ilişkilerinde Rusya’nın hassasiyetlerini dikkate almakta, Moskova’nın ulusal tehdit olarak gördüğü ilişkilere girmekten imtina etmekte ve Batı kurumlarıyla mesafeli ilişkiler kurmaktadır. Buna karşın çok boyutlu ve bağımsız bir dış politika izleyerek bölgesel ve küresel düzeylerde etkinliğini de artırmaktadır. Azerbaycan’ın izlediği dengeli politikayla Bakü-Moskova ilişkilerinin bu eksende uzun süre devam edeceğini söylemek mümkündür.

Moskova-Erivan ilişkilerine bakıldığında ise her ne kadar konjonktürel olarak Ermenistan yönünü Batı’ya çevirmiş olsa da halen Ermenistan’da ciddi anlamda Rus etkisinin bulunduğunu söylemek mümkündür. Güney Kafkasya’da Ermenistan devletinin kurulmasının temel müsebbibi olan Rusya’nın Ermenistan’ı tamamen Batı inisiyatifine terk etmesi beklenmemektedir. Rusya-Gürcistan ilişkileri ise mevcut haliyle devam etmektedir.

Sonuç olarak Rusya’nın konjonktürel durumlara karşı stratejik bazı değişikliklere gideceği beklenmekle birlikte Güney Kafkasya politikasının ise mevcut temel ekseni üzerinde devam edeceği ve arka bahçesi olarak gördüğü bölgeyle ilişkilerini yakın çevre doktrini çerçevesinde sürdüreceğini söylemek mümkündür.

Kaynak: SETAV/ Mehmet Yüce

Abone Ol 

İlgili Yazılar

Abone Ol 
Back to top button
Close
Close