Soğuk Savaş Sonrası Türkiye-Rusya İlişkileri

Avrasya coğrafyasının iki önemli aktörü olan Türkiye ve Rusya; Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya ve Karadeniz havzasında etkin bölgesel aktörlerdendir. İki ülke bütün bu alanlarda jeopolitik rakip konumundadır. Bu rekabet, tarih boyunca iki ülkenin dönemsel özellikleri ile paralel olarak gelişme göstermiştir. Bu bağlamda Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğinden bahsedebilmek için iki devletin dünü, bugünü ve yarını arasındaki bağı rasyonel bakış açısıyla dikkate alarak olaylara ve olgulara yaklaşılmalıdır.

“Soğuk Savaş Sonrası Türkiye-Rusya İlişkileri” başlıklı çalışmada, söz konusu dönem iki temel ayrım çerçevesinde açıklanmak istenmiştir. Bu dönemsel ayrımın birinci bölümünde, SSCB’nin lağvedilmesinden yeni dönem olarak adlandırdığımız 2000’li yılların başına kadar olan süre ele alınmıştır. Çalışmada “erken yeni dönem” olarak adlandırılan bu ayrımda Soğuk Savaş sonrası Rusya’da yaşanan dönüşüm ve değişimin siyasi yansımalarıyla birlikte Türkiye’nin bu değişim karşısında geliştirdiği dış politika söylemi ele alınmıştır.

Çalışmanın eksenini oluşturan ikinci ayrım ise “yeni dönem Türk-Rus ilişkileri” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamada veya ayrımda özellikle “Rusya’da Putin, Türkiye’de ise Erdoğan iktidarlarının” dönemin dış politikasında ve iki ülke ilişkilerinde temel belirleyici unsur olarak karşımıza çıkması etkili olmuştur. Ayrıca söz konusu bu dönemi ayrımlaştıran diğer bir unsur ise uluslararası siyasal ortamın 90’lardan önce çıkan “tek kutuplu” anlayıştan “çok kutuplu veya kutupsuz” bir yapıya doğru evrilmesi olmuştur.   

İKİ TEMEL TARİHSEL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM

Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkileri günümüz açısından değerlendirebilmek ve geleceğe ışık tutabilmek ancak tarihsel ilişkilerin rekabeti ve yaşananları iyi bilinmesi ve anlaşılmasıyla mümkündür.

Kadim kavimler olan Türkler ve Slavların aynı coğrafyadaki birliktelikleri milattan öncesine dayanmaktadır. Tarihte bilinen ilk Türk devletini kurmuş olan Hunların, kavimler göçüyle birlikte Doğu Avrupa’ya ilk ulaşan kuzey kanadının, Ukrayna bozkırlarına yerleşmesiyle Türklerin, Slav bölgesinde varlığını göstermesine ve Slavlarla sıcak temasa geçmesine yol açmıştır. Söz konusu bu temas ve ilişki ağı daha sonra sırasıyla Göktürkler, Bulgarlar, Hazarlar, Avarlar, Cengizhan hanedanlığı tarafından kurulan devletlerle ve son olarak Osmanlı Devleti’nin siyasal gücünün yayılma alanında gelişmiş ve süreklilik kazanmıştır.

Türkler ve Ruslar arasındaki ilişkilerin görünümü savaşlar, anlaşmazlıklar, işbirliği ve rekabettir. Rekabetin temel unsuru ise yaşadıkları coğrafyanın jeopolitik ve stratejik konumundan kaynaklıdır. Bu yüzden iki millet çok kez karşı karşıya gelmiştir. Özellikle Osmanlı döneminde 1677-1914 yılları arasında on üç kez karşı karşıya gelinerek en çok savaşılan, sürekli rekabet ve çatışma içerisinde olunan, barış ve işbirliği dönemlerinin istisnai durumlarda yaşadığımız Ruslar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonrada aynı doğrultuda devam etmiştir.

Türkiye- Rusya ilişkilerini tarihsel gelişiminin içeriği veya özü dikkate alındığında iki temel tarihsel değişim ve dönüşümün ortaya konulması gerekmektedir. Bu değişim ve dönüşüm esasen iki ulusun birlikte paylaştıkları ve neredeyse eşanlı yaşanan tarihsel gerçekleridir.

Bu bağlamda 1917-1923 yılları arasında Türkler, Osmanlı monarşisine son vererek yeni devlet kurma sürecine girerken Rusya da ise Rus Çarlığı’na son verilmesi neticesinde ideolojik dönüşüm sürecine girilmiştir. Bu siyasal rejim değişimleri beraberinde Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya arasında yaşanan siyasal rekabet ve çatışmayı başka boyuta taşımıştır. Bu yeni boyut ise günümüzü anlayabilmenin en önemli unsurudur.

Dr. Öğr. Üyesi Süleyman ÖZMEN  /  Murat LEHİMLER  /  Halil GÜNAY

Devamı M5 Dergisi Ekim 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir