Kadın Liderler

Dünyanın, kadınların şefkatine, koruyuculuğuna ve işbirliği sağlayan birleştiriciliğine ihtiyacı olduğu bilimsel araştırmalardan da anlaşılmaktadır. Bunu sağlayabilmek için insanlık tarihine yön veren “Abide Kadınların” sayısını, karar alma mekanizmalarında da artırılmak gerekir.

“Sana ruh üflendiğinde bir kadının karnındasın
Ağladığında bir kadının kucağındasın
Aşık olduğunda bir kadının kalbindesin…”

Demokrasiye geçeli 200 yıldan fazla olmasına rağmen; kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplum içerisinde eşit koşullara ve eşit olanaklara kavuşturulması konusunda geç kalınması, liderlik, kavramının yakın zamanlara kadar kadınları içermemesi, toplumsal cinsiyet kalıplarının kadınların aleyhinde işlemesi, toplumun yarısını oluşturan kadınlara siyasal haklarının çok geç verilmiş olması, İskandinav ülkeleri hariç Batı ülkelerinin parlamentolarında bile kadınların oranının hâlâ düşük seviyede olması da bu konuya ayrı bir önem vermemin sebepleri arasındadır.

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın Haritası”na göre 193 ülkeden 19’unun (yaklaşık %10’unun) kadınlar tarafından yönetiliyor olması, ülkemizde de kadınların devlet organlarında, şirketlerde ve sivil toplum kuruluşlarında öne çıkması, kadınların iş yaşamına daha yüksek oranlarda dahil olmaları ve hayatın her alanında daha aktif rol almaları, bu konuda yüz güldüren, umut veren gelişmelerdendir.

“Yeni Bir Ulusun İnşası Kadınla Başlar”…

Kadının ayak izlerinin 7000 yıllık bir geçmişi bulunmaktadır. Amerikalı Arkeolog Prof. Dr. J. Davis’in başkanlık ettiği mezar kazılarında, kadının tarihî serüveninin mitoloji, belge, bilgi ve kaynağa dayalı olarak; eski çağlardaki toplulukların korkulu rüyası Amazonlardan, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda birinci derecede rol oynayan Bâcıyân-ı rûm’a (Anadolu Kadınlar Birliği) kadar kadınların önemli yeri olduğu, tarihin her safhasında “kadının ayak izlerinin” görüldüğü kanıtlamıştır. 

Bilge bir dedeye sormuşlar; evin başı kadın mıdır, erkek midir? Dede tereddütsüz “Erkektir” demiş ve hemen ardından eklemiş: “Ama o başı sağa sola çeviren de kadındır.”

KARTACA KRALİÇESİ DİDO’NUN EFSANESİ

Dido (Elissa), Yunan ve Roma kaynaklarına göre, Kartacayı kuran kraliçedir. Fenike kenti olan Tyros’un kralı Mattan’ın kızıdır. Mattan öldüğünde henüz küçük bir çocuk olan erkek kardeşi Pygmalion kral olarak seçilir. Yaşı küçük olduğu için amcaları kral naibi olarak tayin edilir ve Dido’da onunla evlendirilir. Bir süre sonra genç Kral Pygmalion, definelerine göz diktiği gerekçesiyle amcasını öldürtür. Bu karışıklık sırasında Dido, kocasının ölümüne sebep olan hazine ile merhum eşinin sadık taraftarlarını yanına alarak ülkeden ayrılır.

Zorlu geçen deniz yolculuğu sonunda Berberilerin yaşadığı bugünkü Tunus kıyılarında demir atarlar. Dido, kendisi ve beraberindekileri iyi karşılayan kraldan “bir öküz derisi büyüklüğünde toprak” ister. Bu mütevazı istek kabul edilir. Elissa, adamlarına öküz derisini ince şeritler halinde kestirir, böylece Kral’ın “tamam” dediği talep bir anda boyut değiştirir. Berberi Kral’ın hayran kaldığı kıvrak zekâsıyla Dido, geniş toprakların sahibi olur. MÖ 814’te burada bir şehir devleti (Kartaca) kurulur, başına da artık kraliçe olan Dido geçer. Kartaca sonraki yıllarda Roma İmparatorluğu’nun korkulu rüyası haline gelir…

KADIN SAVAŞÇILAR; AMAZONLAR 

Amazon, “kadının egemenliğindeki toplum” veya “memesiz” anlamına gelmektedir. İsmin etimolojik kökeni hakkında bir diğer iddia da Farsça “ha-mazon” (Savaşçılar) sözcüğünden türediğidir. Amazonlar, erkek egemen dünyada başarısı ve zekâsıyla öne çıkan kadınların sembolü durumundadır.

Herodot’a göre Sarmatyalılar, Amazonların atasıdır. (Herodot’un anlatılarında, Dede Korkut ve Yunan mitolojisinde geçen hikâyelere göre Amazonların iyi ok atabilmeleri için daha çocukken sıcak bronz bir metalle gerçekleştirilen operasyonla sağ memelerinin büyümesi engellenerek sağ omuz ve kolunun gelişmesi sağlanıyordu.)

Amazonlar, Yunan mitolojisinde tümü kadın savaşçılardan oluşan ulus olarak geçmektedir. Amazonların MÖ 1200’lü yıllarda yaşadıkları değerlendirilmektedir. Tarihte yaşamış en anaerkil toplumlardan biri olarak bilinmektedir.

Korsanlar tarafından köle yapılmak üzere kaçırılan Amazonların isyan çıkarıp gemiyi ele geçirdiği, gemideki erkekleri denize atıp, Karadeniz kıyılarına geldikleri, daha sonra oraya yerleştikleri rivayet edilir. Amazonları Anadolu’ya getiren Kraliçe Lysippe, ormanların arasında bir kent kurmaya karar verir. Bir süre burada yaşayan Amazonlar, Kraliçe Hippalyta döneminde dağlarından akan derelerin Karadeniz’e döküldüğü burunda -bugünkü Terme- bağımsız bir krallık olarak yaşamaya başlar.

KADINLARIN KAMU HAYATINA DAHİL OLDUĞU İLK TOPLUM; ETRÜSKLER.

Etrüskler, Antik Etruria’nın yerleşimcileriydi. Buraya Hitit İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Anadolu’dan geldikleri görüşü ağır basmaktadır. Dilleri tam olarak tercüme edilememiştir. Etrüsk kültürü, İtalya’da MÖ 800’lerden itibaren gelişmeye başladı. MÖ 7. ve 6. yüzyıllarda Orta İtalya’nın büyük bölümünde hâkimiyet kurmuşlardı. Zengin arkeolojik kalıntılar, Roma’yı etkisi altında bırakan mimarı anlayışı da biçimlendiren sanatsal geleneğe sahiptiler. MÖ 3. yüzyılın ortalarında Roma Cumhuriyeti tarafından tamamen asimile edildiler.

Etrüksler, planlı bir şehir inşa eden ve kadınların kamu hayatına dahil olmasına izin veren ilk toplum olarak bilinmektedir. Hititler yönetimde kralın yanında kraliçe de söz sahibi idi. “Tavananna” unvanı taşıyan Hitit kraliçeleri, devlet yönetiminde en az kral kadar söz hakkına sahipti.

OY HAKKI İÇİN HAYATINI VERDİ

Biraz daha yakın tarihe bakacak olursak; İngiltere’de kadınların oy hakkı verilmesinin önde gelen savunucusu Emily Davison, 4 Haziran 1913’te düzenlenen at yarışı sırasında kendisini Kral V. George’un atı Anmer’in önüne attı. Atlar tarafından çiğnenen aktivist dört gün sonra yaşamını yitirdi. Bu olaydan sonra kadınlar, askerlik gibi sadece erkeklere mahsus görülen işlerde çalışmaya başladılar. Ardından 30 yaşın üstünde mülk sahibi kadınlara oy kullanma hakkı verildi. 1928’de kadınlar erkeklerle eşit şartlarda oy kullanmaya başladı.

19. yüzyıl boyunca kadınlar oy hakkı için mücadele verdi. Yeni Zelanda, 1896’da kadınlara oy hakkını veren ilk ülke oldu. Onu Avusturalya izledi (1902). Avrupa’da 1906’da kadınlara oy hakkını ilk veren ülke Finlandiya oldu (1906). Norveç, Danimarka, Hollanda 1913-1917, Almanya, İsveç 1919, ABD 1920, Türkiye 1934, Fransa, İtalya, İspanya 1944-1946, Belçika 1948, İsviçre’de ise ancak 1971’de kadınlar oy verme hakkına kavuştu. 

Devamı M5 Dergisi Ekim 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir