Barışın Pınarı Terör Koridorunun Sonu

Güney sınırında inşaa edilmeye çalışılan terör koridoru karşısında Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BM Sözleşmesi’nin 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı ve BMGK’nın terörle mücadeleye yönelik kararları çerçevesinde attığı adım, gerek bölge güvenliğinin sağlanması, gerekse yeni istikrarsızlık alanlarının önüne geçilmesi anlamında hayati bir önem arz etmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 9 Ekim 2019 tarihinde başlatmış olduğu Barış Pınarı Harekâtı, bölgedeki terör örgütlerine ciddi bir darbe indirirken, Suriyeli mültecilerin evlerine dönmesi konusundaki umutları da yeşertmiştir. Dünyanın gözünün Türkiye-Suriye sınırına çevrildiği operasyonda Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın 51. maddesine dayanarak meşru müdafaa hakkını kullanmış ve bölgede barışı ve güvenliği tesis etme yolunda kritik bir adım atmıştır.

Terör unsurlarını yok etmek amacıyla Fırat’ın doğusuna karadan ve havadan başlatılan harekâta Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye Milli Ordusu iştirak etmiştir. Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytin Dalı Harekâtı’na benzer şekilde, Barış Pınarı Harekâtı’nın planlama ve icra aşamalarında da yalnızca teröristler ile bunlara ait barınak, sığınak, mevzii, silah, araç ve gereçler hedef alınmış, sivil/masum kişilerin ve harekât bölgesindeki tarihi, kültürel, dini yapılar, altyapı tesisleri ile bölgede bulunması muhtemel dost ve müttefik ülke unsurlarının zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilmiştir.

BARIŞ İÇİN EN SOMUT DELİL

Güney sınırında, bir terör koridoru inşa edilmeye çalışılması karşısında Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BM Sözleşmesi’nin 51. maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun (BMGK) terörle mücadeleye yönelik özellikle 1373 (2001), 1624 (2005), 2170 (2014), 2178 (2014), 2249 (2015), 2254 (2015) sayılı kararları  çerçevesinde attığı adım, gerek bölge güvenliğinin sağlanması, gerekse yeni istikrarsızlık alanlarının önüne geçilmesi anlamında hayati bir önem arz etmektedir.

Harekât kapsamında Suriye’nin toprak bütünlüğüne vurgu yapan Türkiye, söz konusu harekâtla bu ülkenin neredeyse üçte birini işgal eden ve demografik yapıyı değiştirme girişimlerinde bulunan YPG/PKK terör örgütünü harekât bölgesinden temizleyerek Suriye’nin toprak bütünlüğüne de ciddi bir katkı sağlamaktadır.

Gerek DEAŞ’a, gerekse YPG/PKK terör örgütüne karşı bir taraftan kendi topraklarının güvenliğini sağlama kararlılığını ortaya koyan, diğer taraftan da bölgenin terör yuvasına dönüşmesinin önünü almaya çalışan Türkiye’nin, 3,6 milyon Suriyeli sığınmacıya ve Ayn el-Arab’dan gelen 300 bin Kürt sığınmacıya ev sahipliği yapması da bölge barışına farklı alanlarda, kapsamlı ve somut adımlar üzerinden sağladığı katkının en somut delillerini teşkil etmektedir.

Türkiye’ye karşı gerçekleştirmiş olduğu terör eylemleriyle 40 bin civarında kişinin ölümünden sorumlu olan PKK’nın, Suriye’deki krizden beslenerek uzantısı olan YPG üzerinden bölgedeki varlığını sağlamlaştırdığı ve hatta devletleşme yolunda adımlar attığı görülmektedir.

Devamı M5 Dergisi Ekim 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir