Ulusal Teknoloji Gücü ve İstihbarat

Devletler teknolojik bakımdan geliştikçe istihbarat faaliyetlerinin kalitesi ve güvenirliği artmakta, değişen güvenlik ve savaş anlayışları devletleri askeri gücün ötesinde ulusal/milli güç artırımına yönlendirmektedir. Bilgi, teknoloji, yenileşme, dijital gibi isimlerle anılan mevcut dönem, ulusal/milli gücün bu kapsamda yeniden okunmasını gerektirmektedir. Böylece devletlerin ulusal teknoloji güçleri uluslararası sistemdeki davranışlarını, yaklaşımlarını ve muktedirliklerini belirleyen bir etki yaratmaktadır.

Tecrübe ettiğimiz dönem “gücün” tekrar ve tekrar tanımlandığı bir süreci içermektedir. Güç; gündelik hayatta herkesçe malum ve açıklanmasına gerek olmadan anlaşılabilir bir kavram olsa da uluslararası alanda farklı boyutları olan bir konuyu teşkil etmektedir. Özellikle devletlerle ilişkilendirilen güç kavramı, ciddi bir dönüşüm içerisindedir. Önceki dönemlerde askeri kapasite bir devletin gücünün temel belirleyicisi olarak görülürken, günümüze gelen süreçte çeşitli unsurlar değerlendirme içine dâhil edilmiştir. Teknoloji ise bu bağlamda önemli bir bileşen olarak uluslararası alanda giderek etkisi hissedilecek şekilde geçerli akçe haline gelmiştir.

GÜÇ VE ULUSAL/MİLLİ GÜÇ

Uluslararası ilişkilerde “güç”, yoğunluk derecesi oldukça yüksek bir tartışma konusunu oluşturmaktadır. Siyasi birimlerin sahip oldukları güç, “yeterlilikleri, muktedirlikleri, caydırıcılıkları, yapabilecekleri, elde edebilecekleri” konusunda bir belirleyici olarak görülmektedir. Bakış açısına veya teorik analiz yaklaşımına göre güç; amaç veya araç olarak görülebilmektedir ve nüfuz, kapasite, yaptırım, bekâ gibi terimlerle beraber kullanılabilmektedir.

Ulusal/Milli güç ise basitçe bir devletin sahip olduğu ve gerektiğinde harekete geçirebileceği maddi-manevi unsurlar bütünü olarak tanımlanabilmektedir. Devletin, hedeflerini gerçekleştirmek, çıkarlarına ulaşmak ve güvenliğini sağlamak için işe koşabileceği kapasite toplamıdır. Tarih boyunca devletlerin sahip oldukları toprak, nüfus, değerli madenler gibi kaynaklar askeri gücü artırmak için kullanılmış ve güç savaş alanında avantajlı konum elde etmek için kullanılmıştır. Günümüze gelen süreçte ise devletlerarasındaki güç sıralaması sadece askeri alandaki göreceli üstünlük üzerinden değil bir dizi faktörün uyumlu şekilde bütünleşmesi ile kendini göstermektedir. Ulusal/milli güç; askeri, siyasi, demografik, kültürel, iktisadi, coğrafi, bilimsel, teknolojik pek çok alandan beslenen bir devlet özelliği haline gelmiştir. Ayrıca devletlerin ittifak ilişkileri, uluslararası örgütlerdeki nüfuzları, küresel ekonomi politikalarındaki etkinlikleri de milli gücün bileşenleri arasında sayılmaktadır.

ULUSAL TEKNOLOJİ GÜCÜ

Teknoloji gücü, ulusal/milli güç içerisinde ciddi bir öneme sahip olmaktadır. Yüzyıllar önce bir devletin verimli tarım arazilerinin veya nüfusunun gücüne katkısı ne derecede ehemmiyet ihtiva ediyorsa, günümüzde teknolojik gelişmişlik bu şekilde bir etki yaratmaktadır. Ulusal teknoloji gücü basitçe, ülkedeki üretimden ulaşıma pek çok faaliyette, işleyişten bilgi altyapısına kadar geniş yelpazedeki kapasitenin toplamını ifade etmektedir. Hayatın kolaylaşması ve insanların ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan yöntemlerin, süreçlerin ve tekniklerin bütünü teknoloji olarak adlandırılan durumu oluşturmaktadır. Teknolojik gelişmişlik ise devletlerin ihtiyaçları, hedefleri ve kalkınma politikaları bağlamında ulaşabildikleri teknik ve bilgi seviyesini göstermektedir. Ayrıca bu alandaki araştırma ve yenileşme için ortaya koydukları irade devletlerin gelişmiş teknolojik imkâna sahip olmasını kolaylaştırmaktadır. 21. yüzyıl dünyasında ulusal teknoloji kapasitesi, devletlerin ulusal/milli güçleri içerisinde oldukça önemli bir noktaya gelmiştir. Teknoloji alanında etkili olmayan ve uluslararası rekabette yer bulamayan devletlerin “güçlü” sayılabilme olanakları kalmamıştır. Bu nedenle devletler bir yandan küresel teknolojik gelişmeleri yakından takip ederken bir yandan da ülke seviyelerini geliştirmektedirler. Ulusal/Milli gücün diğer unsurlarının tamamlayıcısı, geliştiricisi ve kalite sağlayıcısı olarak teknolojik gelişmişlik öne çıkmaktadır. Askeri gücün artırılması, ekonomik faaliyetlerin hızlanması, vatandaşların hayatlarının kolaylaşması gibi örnekler devletin teknolojik seviyesiyle yakından ilişkili bir durumdadır.

ULUSAL TEKNOLOJİ GÜCÜ VE İSTİHBARAT İLİŞKİSİ

Bu ilişkinin iki yönlü boyutu olduğunu belirtmek gerekmektedir. Devletler teknolojik bakımdan geliştikçe istihbarat faaliyetlerinin kalitesini ve güvenirliliğini artırabilirken, ulusal teknoloji gücünü üst seviyeye çıkarmak için istihbarat faaliyetlerine de başvurmaktadırlar. Zira istihbarat, hem koruyan hem de korunması ve geliştirilmesi gereken bir yapıyı oluşturmaktadır.

Günümüzde istihbarat yapıları; toplama, tasnif, analiz, dağıtım, operasyon ve kurumsal işleyiş için yüksek teknolojiye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bağlamda uydu sistemlerinden yapay zekâya kadar geniş bir yelpazede bir teknolojik altyapı oluşturulması gerekmektedir. İstihbarat alanında teknoloji genel olarak teknik toplama ile ilişkilendirilmiş, istihbarat birimlerinin “tepeden tırnağa” son teknoloji ile donatılmaları zorunlu hale gelmiştir. Siber savaşın sürdürülmesi, sahada işaretleme ve gözetim yapılması, analizlerin ve istatistik verilerin oluşturulması, hızlı iletişim ve ulaşımın sağlanması, karşı istihbarat faaliyetlerinin düzenlenmesi, kurumsal bilgilerin korunması gibi süreçler yüksek teknik ve bilgi seviyesi gerektirmektedir. Bu bağlamda toplama, değerlendirme, dağıtım, iletişim bağlarının oluşturulması ve geliştirilmesi, savunma ve karşı saldırı stratejilerinin planlanması, casusluk girişimlerinin önlenmesi için istihbarat kurumları ve birimleri kendilerini yeniden yapılandırmaktadırlar. İstihbarat alanında yaşanan dönüşümün en önemli başlıklarından birini teknoloji kalitesinin artırılması oluşturmaktadır. Ülkenin eriştiği teknolojik seviye ve bu özelliğin istihbarat faaliyetleri için işe koşulması, beraberinde başarıyı getirecektir.

İstihbaratın doğası gereği her ne kadar devletlerin istihbarat başarısı, düzeyleri için mutlak bir değer belirlenemese de teknolojik yönden gelişmiş devletlerin istihbarat dünyasında etkin olduğu gözlemlenmektedir. Casusluk ve karşı casusluk faaliyetlerinin yürütülmesi, krizlerin belirlenmesi ve önlenmesi, tüm kaynak toplama faaliyetlerinin yapılması, geleneksel ve yeni tehditlere karşı konulması gibi konularda teknolojik gücü ve rekabet kabiliyeti yüksek devletler ön plana çıkmaktadır. Teknolojik gelişmişlikleri yüksek olan ABD, Rusya, Çin, İsrail, Fransa, İngiltere, Almanya, Güney Kore, Japonya, Kanada gibi devletlerin güvenlik seviyelerinin yukarı yönde olması ve istihbarat dünyasında etkili olmaları bu ilişkiyi kurmaktadır. Diğer yönden, ulusal teknoloji gücünün artırılmasında etkili istihbarat faaliyetlerine ciddi ölçüde gerek duyulmaktadır. Öncelikli olarak uluslararası alandaki gelişmelerin takip edilmesi, dost ve düşman devletlerin teknoloji alanındaki girişimlerinin belirlenmesi, geleceğe yönelik analizlerin yapılması, bilimsel ve sanayi sahalarında casusluk çalışmalarının yürütülmesi, diğer devletlerin ordularının teknoloji imkânlarının keşfedilmesi gibi görevler istihbarat kurumlarının üzerindedir. İkinci olarak da ülkenin sahip olduğu teknolojik sırların, süreçlerin, ürünlerin ve ilgili kişilerin (bilim insanları, uzmanlar, mühendisler, yazılımcılar vb.) casusluk girişimlerinden ve saldırılardan korunması da giderek artan bir öneme sahip olmaktadır. Hâlihazırda uluslararası alanda yaşanan istihbarat savaşlarının temel eğilim noktasını siber ve ticari casusluğun yanında teknolojik ve bilimsel casusluk oluşturmaktadır. Bu bağlamda devletler teknoloji alanında diğerlerinin sırlarına ulaşma ve kendi sırlarını koruma üzerine büyük bir mücadele vermektedirler.

Devamı M5 Dergisi Eylül 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir