Editörden Ağustos 2019

Merhaba kıymetli okuyucularımız…

Yine yepyeni bir sayı ile karşınızdayız.

Değerli isimlerin kaleme aldıkları önemli konularla dolu bir içerik sizi bekliyor.

Tarih boyunca olduğu gibi bugün de küresel güçlerin diğer aktörlerle etkileşimi büyük ölçüde deniz yolları üzerinden yaşanıyor. Bu anlamda TCG Kınalıada (F-514)’ün Eylül 2019’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslimi, önemli mesajlar barındırıyor. Artık Türkiye, güvenliğini sınırlarından değil daha uzaklardan başlatıyor. Türkiye’nin ABD ve NATO baskısına rağmen S-400 tercihini de bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor. Bu sayıda kapak konumuzu, “TCG Kınalıada (F-514) ve Türkiye’nin Değişen Savunma Doktrini” olarak belirledik. Makaleyi kaleme alan Özer Çetinkaya’ya teşekkür ederiz.

“Gölge Savaşlar Çağı” başlıklı makalesinde ise Mehmet A. Kancı, deniz yolları üzerindeki küresel rekabeti inceledi. Söz konusu savaşların yaşandığı bölgeleri Güney Çin Denizi, Hürmüz Boğazı/İran, Suriye/Doğu Akdeniz-Kıbrıs, Doğu Ukrayna/Karadeniz ve Venezuela/Karayip Denizi diye sıralayan deneyimli gazeteci Mehmet A. Kancı’nın makalesini büyük bir ilgiyle okuyacaksınız.

Ege’deki adalar ve Kıbrıs meselesi yüzünden gergin seyreden Türkiye-Yunanistan ilişkileri, Akdeniz’deki hidrokarbonun keşfiyle yeni bir boyuta evrildi. Cemal Acar, “Ege ve Akdeniz’deki Oyun Değiştirici Hamleler” başlıklı makalesinde önemli konulara dikkat çekiyor.

“Akdeniz’de Avrupa Birliği’nin ‘Jeopolitik’ Politikası” başlıklı bir başka makaleyi de Güney Ferhat Batı hazırladı. Bu arada vatani görevini tamamlamak için uzun süredir silah altında olan ve dergimizin bayilere çıktığı günlerde sivil hayata yeniden dönen yazarımıza “aramıza hoş geldin” diyoruz.

Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi almasına yönelik Washington’dan gelen tepkilerin tonu bugünlerde oldukça düştü. Yasemin Ece Kalender “Türk-Amerikan İlişkilerinde Tarih Boyunca Değişen Güvenlik Algısı” başlığıyla iki “müttefik”in inişli-çıkışlı ilişkisini tarihi seyri içinde kaleme aldı.

Yayın Danışmanımız Dr. Merve Seren bu sayımızda iki söyleşiye birden imza attı. Seren’in Ruslan Pukhov söyleşisi, yankı uyandıracak bilgiler içeriyor. Pukhov, Moskova merkezli Stratejiler ve Teknolojiler Analiz Merkezi’nin kurucu başkanı. Aynı zamanda alana sunduğu katkılar itibarıyla geçtiğimiz sene Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu tarafından gümüş madalyaya layık görülen bir isim. Bu nedenle Ruslan Pukhov’un analizlerini dikkatlice okumak gerekiyor.

Diğer bir söyleşimizi ise Türkiye’nin yerli ve milli atılımında önemli bir kuruluş olan Ulak Haberleşme A.Ş. Genel Müdürü Dr. Metin Balcı ile yaptık. Balcı’nın da belirttiği gibi, teknolojide ‘valley of death (ölüm vadisi)’ olarak bilinen konsept, Ar-Ge’den üretime geçişteki zorlu süreci tanımlamak üzere kullanılıyor. Eğer Ar-Ge’nin ardından ürünleştirme süreci yeteri kadar desteklenmezse bunlar ölü proje oluyor. Ulak Haberleşme ise ‘ölüm vadisi’ni geçen şirketlerimizden.

Bu sayımızda Doğu’dan yükselen güç Çin ile ilgili önemli bir makalemiz var. “İsrail-Çin Güvenlik İlişkisi” başlıklı makaleyi kaleme alan Dr. Ümit Alperen, “Çin-İsrail askeri ilişkileri pragmatik bir temelde ilerlemektedir. Hem İsrail hem de Çin, ulusal çıkarlar bağlamında karşılıklı rahatsızlıklarına rağmen ilişkilerini geliştirmek istiyorlar” tespitinde bulunuyor.

Prof. Dr. Orhan Yalçın da bu sayımızda çok önemli bir konuya değindi. Yalçın, “Ülkemizde çalışma alanını nanoteknoloji olarak belirleyen öğretim üyesi %2’yi geçmiyor. Türkiye gemisi, nanoteknoloji ve dijital teknolojiden su alıyor” uyarısında bulunuyor. Yalçın’ın makalesini okurken yerli ve milli atılımlarımızı daha ilerilere taşımak için üniversite-savunma sanayii işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark edeceksiniz.

Geçmiş, geleceğin kapısını açacak sihirli bir anahtardır ve eğer ondan ders almasını bilirsek tarih hiçbir zaman tekerrür etmez. Dr. Süleyman Özmen ve Hüseyin Murat Lehimler’in ortak hazırladıkları “Kentler, Birlikler, Paktlar ve Doktrinler” başlıklı makaleyi okurken geçmişe gidip bugünü ve geleceği görebilirsiniz. Diğer yandan Dr. Davud Kapucu’yla da yine geçmişe bir yolculuk yapacağız. “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusundaki Hava Gücü” başlıklı makale oldukça ilginizi çekecek. 

Her biri alanında söz sahibi ve uzman olan (e) Tümg. Bahtiyar Türker, Av. Eren Günday, Mustafa Yiğit Eraslan ve Gökhan Ertaş’a da bu sayımızdaki katkılarından dolayı sonsuz teşekkür ederim.

Özel bir sayı olarak hazırlıklarına başladığımız Eylül sayımızda görüşmek ümidi ile.

Saygılarımla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir