Cast Direktörü Ruslan Pukhov: “Yapmanız Gereken Tek Şey Biraz Bekleyip Olup Biteni İzlemek”

Türkiye, önceden silah satıcısı ülkeler için bir cennet gibiydi, ithalatçıdan ihracatçı konumuna geçtiğiniz an cazibenizi kaybedersiniz. Sizler bir Suudi Arabistan ya da Birleşik Arap Emirlikleri değilsiniz, bunların muazzam finansman kaynakları var fakat yerli savunma ürünleri neredeyse yok denecek kadar az. Buna karşı Türkiye ve Güney Kore’nin durumu aynı hızla gelişen bir savunma pazarı. Ancak Türkiye’nin piyasada biraz daha olgunlaşması gerekiyor.

Son 3 yıldan beri Türk savunma sanayii ve bürokrasisinin yanı sıra siyasi karar alıcı mekanizmanın gündemini yoğun şekilde meşgul eden konuların başında S-400 hava ve füze savunma sistemi tedariki ve bununla ilintili olarak Rus askeri teknolojileri geliyor. Bu hususa ilişkin Türkiye’de emekli askerlerden mühendislere, medyadan akademiye uzanan geniş bir kitlenin yorumlarını dinliyor ve okuyoruz. Bu sefer ise Moskova’ya uzanıp, Rusya’nın silah ihracatı alanında çalışan öncü isimlerinden Ruslan Pukhov’un analizlerine kulak veriyoruz.

Ruslan Pukhov, alana sunduğu katkılar itibarıyla geçtiğimiz sene Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu tarafından gümüş madalyaya layık görülen bir isim. Kendisi 20 yıldan uzun bir süredir faaliyet gösteren Moskova merkezli Stratejiler ve Teknolojiler Analiz Merkezi’nin (The Centre for Analysis of Strategies and Technologies, CAST) kurucu başkanı olarak direktörlüğünü yürütüyor. CAST bünyesinde muhtelif savunma başlıkları üzerinde konferanslar, toplantılar, çalıştaylar düzenleniyor, ayrıca süreli dergiler Eksport Vooruzheniy (Silah İhracatı) ile konu odaklı kaleme alınan kitap, makale, rapor ve araştırma projeleri yayımlanıyor. Bu kapsamda Ruslan Pukhov’un editörlüğünü yaptığı, Türkiye’nin savaş ekipmanları ile harekat yeteneğini güçlü ve zayıf yönleriyle inceleyen (Турецкая военная машина: сила и слабость) 2017 yılında basılmış bir kitabı da bulunuyor. CAST Direktörü Ruslan Pukhov, M5 Yayın Danışmanı Dr. Merve Seren’in sorularını yanıtladı.

Rusya, ABD’den sonra dünyanın en büyük ikinci silah ihracatçısı olmaya devam ediyor. SSCB ile Rusya silah ihracatı politikaları arasındaki fark nedir? SSCB’nin silah tedarik gayesinin arkasında politik ve ideolojik nedenler yatarken; bugünün ihracat politikalarının çoğunlukla ekonomik ve ticari kazanımlar üzerine şekillendiği fikrine katılıyor musunuz?

Silah ihracatı ve silah ticareti hakkında düşündüğümüz zaman, Soğuk Savaş dönemindeki dış ticaret maksatlı değil; dış politikanın bir devamıydı. Bu mantık temelde ABD’ye dayanıyordu ve dolayısıyla Rusların da yaklaşımı bunun üzerine şekilleniyordu. Ancak bu durum ABD Başkanı Donald Trump’ın rekabetçi yapısı itibarıyla değişmeye başladı. Öyle ki Trump, ABD’de silah ticaretini dış politikanın bir devamı olarak değil; ciddi bir ticaret faaliyeti, iş olarak gören ilk kişidir.

Zaten bu sayede ABD’nin pazardaki payı hızlı şekilde büyüme kaydediyor. Ayrıca büyümedeki hızın başlıca iki nedeni var. Birincisi; silah pazarı büyüyor. İkincisi; ABD önceden İsrail, Rusya ve Fransa’ya ait olan payları da kendisine katarak yükseliyor. Öte yandan, dünya silah pazarındaki teknik rekabet artarken, ilişkiler giderek gerginleşmeye başladı. Örneğin, 20 yıl önce Türkiye ve Güney Kore gibi ülkeler silah ithalatçısı ülkeler kategorisinde yer alırlarken; bugün rekabet edebilirlik düzeyleriyle dikkat çeken başarılı silah ihracatçıları haline geliyorlar.

“SİHİRLİ KARA KUTULAR”

Bildiğiniz üzere, Ankara-Moskova arasındaki görüşmeler neticesinde 2017 yılında imzalar atıldı ve Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın aldı. Hatta teslimat geçtiğimiz haftalarda başladı ve ilk sevkiyat Ankara’ya getirildi. Ankara’nın bu kararı Batı’da ciddi tepkilere neden oldu. Zira S-400, taktiksel niteliğinden ziyade son derece sofistikte, stratejik ve caydırıcılığı yüksek bir sistem. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin NATO’daki müttefiklerinin tedirginliklerini haklı buluyor musunuz?

NATO’daki silah satın alımları hakkında konuşurken, eski ABD Savunma Bakanı General Mattis’in sözlerini her zaman hatırlamalıyız. Zira Mattis, temelinde Türkiye’yi savunuyordu; her NATO ülkesinin istediğini alma kararına haiz olduğunu, bunun egemen, bağımsız ve özerk bir karara dayalı bir tedarik süreci olarak görülmesi gerektiğini söylüyordu.

Slovakya ve Yunanistan’ın, Rusların önceki nesil hava savunma sistemi S-300’lere sahip olmalarını nasıl açıklarsınız?

Diğer NATO üyelerinde zaten Rus askeri teknolojisi ve füze sistemleri bulunurken, Türkiye’yi aynı gerekçeyle cezalandırmak ve yaptırımlara maruz bırakmak acımasızlık ve dahası büyük bir haksızlıktır. Bu sistemin NATO güvenliğine zarar verebilir olması, sadece bir bahaneden ibarettir. Bu gerekçe ve kararlar, sadece aşırı Türkiye karşıtı bir karar olarak duruyor; bunun NATO dayanışması ve ortaklığıyla hiçbir alakası yok.

Bu durumu farklı bir şekilde de okuyabiliriz. Tüm savunma teknolojilerini iki büyük kategori altında yorumlayabiliriz. Elbette çok daha fazla kategorilere ayırmak da mümkün, ancak en yalın haliyle şu anda siyah ve beyaz bir resim içerisinde değerlendirebileceğimiz sistemler var. Bu anlamda biz iki büyük kategoriyi, “yüksek teknoloji” ve “yüksek teknoloji olmayan” şeklinde sınıflandırarak tanımlayabiliriz.

Örneğin, mevcut durumda Türkiye’de fonksiyonelliği ve güvenirliği çok iyi olan ancak en son teknolojiye sahip üst sınıf kalitede olmayan ürünler vardır; mesela, offsetten yararlanan, kendi tasarımlarını üreten ve ihraç eden Yonca-Onuk gibi. Esasında Yonca-Onuk botlarının hem ‘tasarımı’ hem ‘entegrasyonu’ tamamen Türklere aittir. Buna mukabil, ‘motor’ ve  ‘ana tahrik sistemleri’ gibi birkaç kritik sistem Almanlara aittir. Şayet Almanya, Türkiye’yi insan hakları ihlalleri kayıtları, Kürt meselesindeki tutumu yahut iddia edilen sözde Ermeni soykırımı suçları için cezalandırmaya karar verirse; eskiden olduğu gibi size ileri teknoloji ürünü motorları ve tahrik sistemlerini satmaz. Hâlbuki sizin sistemleriniz onlara uygun çalışmak üzere dizayn edilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’yi her an, her koşulda ve herhangi bir nedenden ötürü cezalandırma ihtimalleri çok yüksektir.

Devamı M5 Dergisi Ağustos 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir