ASİSGUARD Genel Müdürü Ayhan Sunar: “Birçok Kişi ‘Yapamazsınız’ Dedi Şimdi Gururunu Yaşıyoruz”

Bu ayki röportaj konuğumuz, savunma sanayii camiasının yakından tanıdığı ASİSGUARD Genel Müdürü Ayhan Sunar. Kendisi, gerek askerlik mesleğinin kazandırdığı saha tecrübesi gerekse mühendislik eğitiminden edindiği derin teknik bilgi ve uzun yıllara dayanan proje deneyimiyle sektörün kıdemli isimleri arasında saygın bir yere sahip.

Firmanın askeri ve güvenlik amaçlı her türlü operasyonda hem gündüz hem gece etkin olarak kullanılmak üzere geliştirdiği SONGAR, otomatik atış stabilizasyonuna sahip ilk milli ve dünyada tek silahlı drone sistemi olma özelliği taşıyor.

Ayhan Sunar, M5 okurları için akıllı şehirlerden makineli tüfek monteli insansız hava araçları üretimine, yapay zekâ çalışmalarından savunma ekosistemine uzanan birçok farklı konuda sorularımızı cevapladı.

Savunma sektöründe ne gibi bir eksiklik gördünüz ki, bu alana geçiş yaparak ASİSGUARD’ı kurma kararı aldınız?

Asis Elektronik, 2007 yılında kurulmuş ve teknoloji alanında faaliyet gösteren bir firmadır. Son yıllarda bazı teknolojilerin hazır hale gelmesi; “savunma”, “akıllı şehirler” ve “siber güvenlik” alanlarını birbiriyle irtibatlandırdı.

Dolayısıyla akıllı şehirler alanında faaliyet gösteren bir firmanın, kara araçlarına yönelik bir geçişle savunma sanayiine girmesinde belirli kolaylıklar vardı.

Savunma alanında yapılmayanları yapmak, özgün ürünler geliştirmek, eksikleri gidermek için ASİS Elektronik bünyesindeki 400 kişilik Ar-Ge gücümüzden faydalanmak istedik. Akıllı şehirler merkezimiz, İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü’nde faaliyet gösteriyor.

Hâlihazırda Asis Elektronik kendi alanında, Türkiye’de lider olup; uluslararası rekabet edebilirliğe haiz bir firmadır. Bu doğrultuda, geleceğe dönük faaliyet sahaları için belirli alanlar saptadık.

Biz kariyerimiz boyunca edindiğimiz bilgi, birikim ve tecrübelerimizi aktarmak üzere silahlı drone sistemleri alanında yapılmayana yönelmeyi tercih ettik.

Günümüzde, özellikle “asimetrik harp” unsur ve tekniklerinin yoğun ve yaygın olarak kullanılmasından hareketle terörle mücadele operasyonlarında “makineli tüfek taşıyabilen otomatik atış mekanizmasına sahip bir drone” modelinin sahada çarpan etkisi yaratacağının farkındaydık. Böylece ilk özgün ürünümüz makineli tüfek entegre edilmiş ‘SONGAR Silahlı Drone Sistemi’ni geliştirdik.


“YAZILIM KENDİ BÜNYEMİZDE YAPILIYOR”

Şirketin teşekkül gerekçesi ve amacı olarak “Akıllı Şehirler” alanında kazanılmış olan yetkinliğin Savunma Sanayii’ne transfer edilmesinden bahsettiniz. Söz konusu teknolojilerin temel ögeleri nelerdir?

“Nesnelerin interneti” dediğimiz olgu, birbiriyle iletişim kurabilen bir sensör dünyası yaratıyor. Sensör, veriyi alıyor. Her şey bu verinin işlenmesi ile başlıyor. Sensörler burada bir araç. Amaç, bu bilginin büyük veri marifetiyle anlamlandırılabilmesi ve yapay zekâ algoritmalarıyla yenilikçi sistem çözümlerine yönelik ürünleştirilebilmesi. Bu noktada, benzer teknolojileri geniş bir yelpazede kullanan savunma sanayii ürünlerine adım atabiliyorsunuz.

Tabii ki savunma sanayii çok geniş bir terimdir. Kimin, niçin, nasıl ve ne şekilde savunulması: kara, deniz ve hava, unsurları, taktikler… Burada da savunma sanayiinde tecrübe kazanmış insan kaynağımızın devreye girerek, firmamız bünyesindeki yetkinlikleri doğru yönlendirmesi söz konusu oluyor. 

Bugün mevcut kabiliyetlerimiz ve insan kaynağı gücümüzle eş zamanlı olarak sağlık teknolojilerinden bilgi güvenliğine, savunma sanayiinden akıllı şehirlere değin çok farklı sektörlerde eş güdümlü operasyonlar yürütebiliyoruz.

Bununla birlikte; ASİS Elektronik şu anda üç ayrı sektöre odaklı bir çalışma prensibi ve hizmet politikası benimsemiş durumdadır. Hedeflerimiz doğrultusunda ASİS, Nisan ayında, Avrupa ve Amerika’ da 135’ten fazla ülkede lisanslı olarak kullanılan, sektör içerisinde ilk 30 marka arasında yer alan ZEMANA firmasının %51’ini satın alarak bünyesine kattı ve giderek büyütüyor.

Özgün ve yerli kaynaklarla geliştirdiğiniz milli ürünlerin, gerek envantere girişi ve gerekse ihracatı açısından test ve sertifikasyon sürecini nasıl işletiyorsunuz?   Daha açık bir ifadeyle sertifikasyon, kalibrasyon ve akreditasyon gibi konularda sorunlarla karşılaşıyor musunuz?

Sertifikasyona üç seviyede bakalım: “Yazılım Sertifikasyonu”, “Donanım Sertifikasyonu” ve “Platform Sertifikasyonu”. Yazılım sertifikasyonunda öncelikle “CMMI” gibi belli sertifikasyonlar var. Mesela, ‘AQAP-160’ olabilir. NATO ile iş yapıyorsanız, “TRAP”in de belli sertifikasyonları var. Bunların hepsi esasında birbirinin muadili, dolayısıyla bunlardan herhangi birini tercih edebilirsiniz. Şu an çoğu firma “CMMI” alıyor.

ASİS Elektronik geçtiğimiz yıl Kasım ayında Türkiye’de CMMI seviye 3 sertifikası alan şirketler arasına girdi. Kalite sistemi için ISO sertifikasyonu zaten mecburi ve bizim bünyemizde de standartları uygulanmaktadır.

Donanım sertifikasyonu ise savunma sanayiinde standarttır. Şöyle ki uymakla yükümlü olduğunuz “askeri standartlar” (military standards) vardır. Bu bağlamda, NATO üyesi devletler için belirlenen ve kısaca “STANAG” olarak (Standardization Agreement) ifade ettiğimiz; süreçlerin, prosedürlerin, terimlerin ve koşulların tanımlandığı “Standardizasyon Anlaşmaları” mevcuttur. Söz konusu sertifikasyonları devlet adına yapan akredite merkezler bulunuyor. Örneğin, Military Standard 810 (MIL-STD 810) veya Military Standard 461 (MIL-STD 461) gibi…

Şu an için bizim yaptığımız işlerde yurtdışına gitmemizi gerektiren bir sertifikasyon söz konusu değil. Dolayısıyla Donanım Sertifikasyonunu da Türkiye’deki sertifikasyon otoritelerinden alıyoruz.

Geriye bir “Platform Sertifikasyonu” kalıyor. Türkiye’deki platform yöneticileri de bellidir. Örneğin, TAI’ye gidilirse uçaktır; BMC’ye gidilirse kara aracıdır. Zira ismini zikrettiğimiz bu devlet teşekkülü yahut özel firmaların, bahse konu alanlarda test imkânları ve uzmanlıkları vardır.

Peki, söz konusu yazılımları siz kendi bünyenizde topladığınız yeteneklerinizle özgün olarak mı geliştiriyorsunuz, yoksa yabancı ortaklık ya da dış alımla mı temin ediyorsunuz?

Şu an kendi bünyemizde sadece “yazılım” üzerine çalışan oldukça güçlü bir ekibimiz var. Öyle ki donanım tasarlamakla sorumlu ve yetkili kıldığımız birimimiz, çoğu muadilimize göre çok daha güçlü ve zengin yetenekleri bulunan bir kadrodan oluşuyor.

Ankara’da mühendislik ofisimize ilave olarak iki adet donanım ve drone laboratuvarımız var. İlaveten, İzmir’de bir mühendislik ofisimiz daha bulunuyor. Keza İstanbul’da donanım üretmek üzere faaliyet gösteren başka bir firmanın da ortağıyız. Orada mesela, “gömülü sistemler” içerisinde yer alan “yazılım” ve “donanım” kısımlarının çok daha kritik bileşenleri üretiliyor.

“PATENT BAŞVURUMUZ VAR”

Yazılım ve donanım haricinde drone pazarına da adım attınız. Malum, ulusal drone piyasasında halihazırda güçlü firmalar bulunuyor, sizi farklı kılacak ne gibi bir proje ya da vaatle giriş yaptınız?

Aslında biz uzun süredir drone projelerinin mutfağındayız. Bu alandaki gelişmeleri yıllardır yakından takip ediyoruz. Ayrıca söz konusu işlerin ne kadarının Türkiye’de, ne kadarının yurtdışında yapıldığını da biliyoruz. Dolayısıyla bu alana girerken, öncelikle ülkemizde ve dünyada ihtiyaç duyulan ancak henüz ürün olarak olgunlaşmamış bir alan tespit ettik. Bu, bizde büyük bir motivasyon yarattı.

Birincisi; rekabet açısından önemli ve avantajlıydı. İkincisi ise son kullanıcının ihtiyaçları açısından bir boşluk vardı ve biz bu boşluğu kapatmaya geldik.

Üçüncü ve daha önemlisi ise hiç çalışılmamış, bir ürün oluşturulmamış bu alanda ilk olmak öncelikle bende ve ekibimde büyük bir motivasyon oldu. Ülkemiz için yarattığımız bu katma değerin bilinciyle hareket ediyoruz.

Bahsettiğiniz henüz çalışılmamış bakir alan ve son kullanıcının taktik/operatif ihtiyacındaki boşluk, makineli tüfek entegre ettiğiniz drone sistemleri miydi? Zira İsrail’in bu sistemlere sahip olduğu iddia ediliyor. Şayet yoksa patent başvurusu yaptınız mı?

Evet, ulusal ve uluslararası patent başvurumuz var. Ana hatlarıyla drone kullanımını; stratejik seviye, taktik seviye vb. büyüklüklerine ve konseptlerine göre sınıflandırırsak, biz “tek er” veya “küçük tim” seviyesinde “taarruzi” platformlar üzerinde çalışıyoruz.

Bu şu demektir; “tek seferlik” kullanım kısıtı bulunmayan yani sarf edilebilir olmayan geniş ölçekli operasyon kabiliyeti bulunan, muhtelif özel görevleri icra edebilecek farklı bir silah sistemi.

Nitekim drone konseptine getirdiğimiz zenginlik ve derinlik, bizi makineli tüfekle teçhiz edilmiş drone üretmeye sevk etti. Youtube’da birkaç Rus’un tüfekli drone denemesi vardı. Ancak bunların hiçbirisi askeri sistemlere yönelik değildi. Zira bir ürünü askeri maksatlı kullanımı dediğinizde apayrı bir dünyaya giriyorsunuz.

Keza İsrail’den sipariş aldığını iddia eden bir şirket 2017’de ilk defa duyurduğu ürününün tanıtımını yayımlamış olsa da tanıtım videolarında sadece animasyon kullanmış ve ürün fotoğrafı dahi paylaşmamışlardır.

Nitekim biraz daha derinlikli bir araştırma yapıldığında gördük ki bu firma da muhtemelen yatırımcı kazanma arzu ve kaygısıyla  “böyle bir fikrim var” söyleminden hareketle reklam ve pazarlama faaliyeti yürütüyordu.

Bu alanla ilgili araştırma yaparken çok sayıda kişi, “tüfekli drone yapılamaz, bu mümkün değil” dedi. Çünkü oldukça zor bir mühendislik probleminin çözümünü zorunlu kılıyordu.

Sinan Onuş
Dr. Merve Seren

Devamı M5 Dergisi Temmuz 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir