Uzaya Gönderilen Roketlerin Enkazları Yoksulların Üzerine Yağar

Orta Asya’nın Altay bölgesinde bulunan Kazak bozkırları, Sibirya’nın karlı ormanları ve Moğolistan’ın kurak ovaları arasında bir kavşak noktası. Bu bölgede Sibirya dağ keçisi, liken kayalar üzerinde misk geyiği ve ilkbaharda geri çekilen kar alanlarını takip eden kahverengi ayılarla birlikte dolaşıyor.

Burası, dünyada bozulmamış en doğal alanlardan biri. Ancak bu rutin doğallık, son yıllarda bir hayli bozuldu. Bunun nedeni ise dünyanın en eski, en büyük ve en işlek uzay üssünün ana uçuş yolunun hemen altında oturmasıdır: Baykonur Uzay Üssü     

1955 yılında Güney Kazakistan’ın otlaklarında inşa edilen Baykonur Uzay Üssü (Baikonur Cosmodrome), birçok tarihi görev için fırlatma alanı oldu. Dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik 1, buradan fırlatıldı; uzaya çıkan ilk insan olan Yuri Gagarin’in 1961 yılındaki uçuşu da buradan başladı.


NASA 3,4 MİLYAR ÖDEDİ

Baykonur bugün, aylık ticari, bilimsel ve askeri fırlatmalar dâhil, dünyanın dört bir yanından gelen uzay misyonlarına ev sahipliği yapıyor. ABD mekik programının iptal edilmesinden bu yana Baykonur’da başlatılan Rus Soyuz kapsülleri, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu (ISS) idare etmek için kalan tek yer haline geldi. NASA, 2006 ve 2018 yılları arasında Rus uzay ajansı Roscosmos’a, istasyona astronotları taşıması için yaklaşık 3,4 milyar dolar ödedi.

Tüm bu roket trafiği, uçuş yollarının koridoru boyunca büyük miktarda enkaz oluşturuyor. 6,3 tonluk bir uyduyu coğrafi yörüngeye çıkarmak için yaklaşık 700 ton ağırlığında 4 aşamalı bir Rus Proton roketi gerekiyor. Roket, kuzeydoğu uçuş yolunda ilerlerken güçlendirici roketler 3 aşamada gemiden ayrılıyor ve Dünya’ya geri düşüyor.

NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden başlatılan roketler, güçlendiricilerini nispeten zararsız bir şekilde Atlantik Okyanusu’na doğru düşürebiliyor; ancak Baykonur, okyanustan çok uzakta. Bu, Rus roketlerinin güçlendirici aşamalarının kurak arazide geri düştüğü anlamına geliyor.

İlk etap güçlendirici roketler genellikle fırlatma rampasının 90 kilometre içine düşüyor, ancak yıkıcı etkiye sahip ikinci etap güçlendiriciler tam 14 dakika boyunca uçuyor ve 1000 kilometre uzaklıktaki Altay bölgesine dağılıyor.


‘GECENİN ÖFKELİ KIRMIZI GÖZÜ’

Rus medyası, fırlatmaların 1950’lerde başlamasından bu yana bölgeye, bazılarının 10 metre uzunluğa sahip olduğu 2 bin 500 tondan fazla roket (uzay) enkazının yağdığını tahmin ediyor.

Sovyet döneminde hükûmet, kısmen uzay programı ile ilgili gizli sızıntı endişeleri nedeniyle düşen güçlendirici roketlerini bulup geri götürmeye çalıştı. Bununla birlikte Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana bu uzay enkazı parçaları Kazakistan ve Altay dağlarının otlaklarında paslanmaya bırakıldı. Uçuşlar, uçuş yollarının altında yaşayanlar için alışıldık bir manzara haline geldi. Bir bölge sakini, roket uçuşları için “Düşen enkaz parçaları ‘gecenin öfkeli kırmızı gözü gibi’ görünüyor. Sonra harika bir ses geliyor ve ‘küçük bir deprem’ toprağı sallıyor” diyor.

Roscosmos, roket aşamalarının düşmesi gereken bölge boyunca dar bir kara şeridi belirliyor. Bu bölge içerisindeki sakinlere, kendilerini güvenceye almak için 24 saat önceden haber verilecek ve bu alanın dışında insanların zararları için tazminat talep edebilecekleri belirtiliyor.

Bununla birlikte, bölge dışında gerçekleşen olaylar da bir hayli fazla. 2008 yılında 4 buçuk metre uzunluğunda bir parça enkaz köye düşmüş ve bir evi paramparça etmişti. Fırlatmalar plana göre gittiğinde bile enkaz yağıyor; başarısızlıkların ise çok daha ciddi sonuçları olabiliyor.

2011 yılında Soyuz-U roketinin üstündeki insansız bir uzay kapsülü, fırlatmalarının ilk 5 dakikasında başarısız olmuş, roketin bir sonraki güçlendirici aşamaları hâlâ yakıtla doluyken Dünya’ya geri dönerek Altay dağlarında patlamıştı. Hiç kimsenin zarar görmemesine rağmen 100 kilometre ötedeki pencereler patlamıştı.


HURDACILAR İÇİN FIRSAT

Birçok bölge sakini, bölgeyi enkazla dolduran ve artık ayda bir kez fırlatılan roketlerden korkarken, diğerleri bunu eşsiz bir fırsata çeviriyor. Hurda satıcıları, roket fırlatmalarının açıklanmasını bekliyor ve sonra dürbünle gökyüzünü izliyor. Enkazın yolları takip ediliyor ve ciplerle, hatta atlarla çarpışma alanlarına gidiyorlar.

Devamı M5 Dergisi Haziran 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir