Millennium Challenge 2002’den Milex 2005’E… Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Odaklı Askeri Tatbikatlar

“Barış istiyorsan savaşa hazırlıklı olmalısın”
Publius Flavius Vegetius Renatus

Dünya, krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyor. Belirsizliğin hükmettiği mevcut konjonktürde yerel, bölgesel ya da küresel ölçekte tanık olunan dönüşümlere ilişkin stratejik bir perspektif geliştirmek, bu gelişmeleri yorumlamak ve anlamlı bir bağlama oturtmaya çalışmak, dönemin nabzını yakalayacak yeni yaklaşımları ve açıklama modellerini gerektiriyor (Kazancı, 2018:8). Bu minvalde Doğu Akdeniz’in en büyük adası ve kilit noktası olan Kıbrıs civarında son yıllarda keşfedilen doğalgaz ve petrol rezervi, dikkatleri tekrardan Kıbrıs Adası’nın üzerine çekmiştir. Bu bağlamda Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ile işbirliği içinde olan ulus üstü küresel şirketlerin (Shell, Exxon Mobil, Noble Energy, Eni vd.) Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hükümranlık haklarını görmezden gelerek saha araştırma ve sondaj çalışmalarını arttırarak genişletme girişimleri, bölgedeki tansiyonu arttırmakta, gerilimin yükselmesine ve yeni krizlere yol açmaktadır. Bu gelişmelerle birlikte GKRY merkezli çeşitli ülkelerle imzalanan savunma işbirliği antlaşmalarının harekete geçirdiği fay hatlarının yeni bir dünya savaşını tetikleme potansiyeli taşıdığından, söz edilen bu kaotik sürecin ne türden sonuçlara zemin hazırlayacağı, hangi istikametlere evrileceği ise bir muammadan ibarettir. Buna mukabil kesin ve yüzleşilmesi gereken soğuk bir gerçek var: İkinci Dünya Savaşı’nın ardından inşa edilen ve temel kurumları ve mekanizmalarıyla “sabitlenen” uluslararası sistem artık miadını doldurmuş görünmektedir (Kazancı, 2018:8).

Genel bir perspektiften bakıldığında Kıbrıs’taki sorun ne sıradan bir Rum-Türk etnik problemi ne de sadece bir Türk-Yunan gerilimidir. Bütün bu dengelerden doğrudan etkilenen bir konumda bulunan Kıbrıs, hızla Avrupa ve dünya meselesi haline gelmektedir (Gülcan, 2004:148). Kıbrıs Meselesi hepinizin bildiği gibi son yüzyılın en önemli sorunlarından biri olmuştur. Sadece Türk-Yunan ilişkileri açısından değil, ilgili diğer ülkelerle AB ve BM gibi uluslararası toplulukların da doğrudan müdahil olduğu bir sorundur. Yani artık mesele Türk-Yunan meselesi olmaktan çıkmış tamamıyla uluslararası bir soruna dönüşmüştür (Işıklar, 2009:441). Bu yeni gelişen jeopolitik gerçeklik karşısından mevcut güvenlik paradigmalarında değişim ve dönüşüm temel bir gereksinim halini almaktadır.

AB, Yunanistan’ın GKRY’deki bütün askeri faaliyetlerine sessiz kalmakta, buna karşılık Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki (KKTC) faaliyetlerini sürekli eleştirmektedir. Oysa TSK Kıbrıs’a, Türkleri Rumlar’dan korumak için çıkmışlardır ve bugün adadaki varlıkları, aynı amaca yöneliktir (Manisalı, 2000:97).

Tarih boyunca değişik medeniyetleri barındıran Kıbrıs Adası, Doğu Akdeniz Bölgesinde hem stratejik hem de ticari açıdan önemli bir rol oynamıştır. Stratejik öneminin yanı sıra Türkiye için Kıbrıs’ı önemli kılan faktörlerden biri de orada bulunan soydaşlarımızın güvenliğidir (Kütük, 2005:474). Unutulmamalıdır ki yanlış stratejik öngörülerle karar veren devletler, bu hatalı kararların bedelini ilerleyen zaman içerisinde ağır bir şekilde ödemişlerdir. Bu sebeple Kıbrıs konusunda stratejik kararlar verilirken, stratejinin en önemli unsuru olan zaman içerisinde bu konuda verilen değişik kararlara bakılmalı ve bunlarla ilgili kar zarar analizi yapılmalıdır (Tamçelik, 2009:408). Yakın zamanda Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz rezervleri Türkiye’nin alternatif gaz tedarikçilerine erişimi için yeni seçenekler ve fırsatlar sunmaktadır. Ancak, süreç mülkiyet anlaşmazlıkları ile ilgili yasal ve siyasi güçlüklerin dikkatli bir biçimde yönetilmesini gerektirmektedir (Çalışma Grubu Raporu, 2013:66).

Şubat 2007’de gündeme gelen Kıbrıs Rum kesiminin Akdeniz’de petrol arama çabaları ve bu yönde çevre ülkeleriyle yaptığı anlaşmalar, aslında bölge üzerine oynanan oyunu iyi bir şekilde gözler önüne sermektedir. Rumlar, Mısır ve Lübnan’la yaptığı anlaşmayla, Rodos-Baf-Larnaka-Port Said-İskenderiye-Rodos sahili tamamen Yunanistan-Rum Kesimi ve Mısır’ın kontrolüne girmektedir (Adıbelli, 2007:141). Gerçek şu ki Kıbrıs; Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’de jeopolitik egemenlik iddiasında olan ülkeler veya güçler için oldukça önemli bir deniz ve hava üssü konumundadır. Ayrıca burası, Orta Doğu gibi dünya coğrafyasının en karışık bölgesine yakın olması açısından, önemli ve stratejik bir üstür (Dönmez, 2015:55). Bu hususlara ilave olarak Kıbrıs Doğu-Batı aksındaki ticaret yolları ile enerji nakil hatlarını kontrol edebilecek nitelikliktedir. Kıbrıs Adası, adeta bölgenin merkezi konumundadır.

US ARMY MILLENNIUM CHALLENGE 2002 VE EUFOR MILEX 2005

İngiltere’de yayınlanan ve askeri konularda haftalık yayın yapan Jane’s Defence Weekly dergisi, 14 Aralık 91 sayısında Kıbrıs’ı “dünyada çatışma ihtimali en yüksek” bölgelerden biri olarak ilan etmektedir (Yetkin, 1992:123). Bu tespit çerçevesinde 2002 yılından itibaren Doğu Akdeniz merkezli icra edilen tatbikatlar genel hatları ile incelendiğinde:

Millenium Challenge 2002; ABD Ordusunun “Bin Yılın Meydan Okuması” ismi altında 24 Temmuz 2002’de Lozan’ın yıldönümüne gelen bir tarihte Nevada Çölü’nde icra ettiği 22 gün süren bir tatbikat olarak kayıtlara geçmiştir. Associated Press’in iddiasına göre ise tatbikat senaryosunda hedef ülkenin Türkiye olduğu bilgisi haberleştirilmiştir.

Devamı M5 Dergisi Haziran 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir