Daha Geç Olmadan Küresel Isınma ve Çözüm Önerileri

Sanayi devriminden sonra hızlı artan nüfus, ilerleyen teknoloji, yükselen refah seviyesi ve buna bağlı aşırı tüketim, beraberinde birçok sorun da getirmiştir. Maliyeti olmayan ya da çok düşük olan doğal kaynakların hiç bitmeyecek ya da kirlenmeyecek gibi kullanılması, plansız kentleşme, tarımsal alanların yanlış kullanımı, ormanların yok edilmesi ve kirli endüstri sonucu dünyadaki karbondioksit dengesinin bozulmaya başlamasıyla dünya olması gerekenden çok daha hızlı ısınmaya başladı. 1960’ların başında küresel ısınmanın tehlikeli bir boyut alacağı anlaşılmasına ve uluslararası alanda birçok iklim zirveleri ve anlaşmalar organize edilmesine rağmen istenilen sonuca ulaşılamadı.

Gelişmiş ülkeler kendi çıkarlarını küresel çıkarların önünde tutup iç politikalarında etkin çevre politikaları geliştirmeye çalışırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeye çalışırken bir yandan da çevre politikaları için bütçede pay ayırmak da zorlanıyorlar. Ülkemizde yenilenebilir enerji teşvik yasalarına, eylem planlarına ve strateji belgelerine rağmen ekonomik kaygılar nedeniyle çevre ve enerji politikaları sera gazı azaltımı konusunda başarılı olunamamıştır.

KÜRESEL ISINMA VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ NEDENLERİ

Küresel ısınmanın iki temel nedeni vardır; ilki güneşin 11 yıllık döngüsel hareketleri ve eksenindeki kaymalar gibi doğal sebepler; ikincisi ise doğayı bitmez tükenmez bir kaynak olarak gören insanın sebep olduğu yapay nedenlerdir. Birleşmiş Milletlerin raporuna  göre iklim değişikliğinin sebebi yüzde 99 insan kaynaklıdır. Sanayileşme sürecinin sonucunda ortaya çıkan fosil yakıtların kullanımı, arazi kullanımı değişiklikleri ve ormansızlaştırma sonucunda, atmosferdeki sera gazları artmış, bu da dünyanın gitgide ısınmasına sebep olmuştur.

Milyarlarca yıldır süregelen doğanın dengeleri hızla bozuluyor. Karbondioksit gazını tutan okyanuslar, artan karbonla asitleniyor, buna bağlı olarak besin zincirin en alt halkası olan mercan kayaları ölüyor. Besin zincirinin bozulması demek, bildiğimiz tüm yaşamın değişmesi demektir. “Son on yılda mercan resiflerinin %20 si kaybedildi ve %20 sinin de kalitesi azaldı. Nehir ve göllerdeki geri çekilme ise iki katına çıktı” (Aksu, 2011). Yeryüzünün olması gerekenden iki derece daha fazla ısınması ve bu ısının da giderek artmasından ötürü büyük bir insanlık krizi yakın gelecekte bizi bekliyor.

İklim değişikliği ile ilgili Birleşmiş Milletler 2007 raporunda küresel sıcaklık artışının olası etkileri kısaca şöyle ifade edilmiştir; Küresel ısınmadaki 2 derecelik artış ile su sıkıntısı başlayacak, deniz seviyeleri yükselecek, mercan kayalıkları yok olacak ve canlı türlerin % 30’u yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. 5 derecelik bir artış ile denizler 5 metre yükselecek, dünyanın yiyecek stokları tükenecektir. 6 derecelik artış ile de yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşayabilmek için göç etmeye başlayacaktır. Asya Kalkınma Bankası 2012 Raporu’na göre, Asya ve Pasifik ülkelerinde, 2009-2011 yılları arasında 20 milyon kişi iklim değişikliğinden etkilenerek, evlerini terk etmek zorunda kalmıştır (ADB, 2012, s. 3). Bu gidiş yüzünden iklim mültecilerinde artış beklenmektedir. Olası ‘iklim mültecisi’ sayısına dair tahminler – 2050 itibariyle 200 milyon kişidir. İklim uzmanlarına göre, en yüksek artışların kuzey kutbunda, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Avrupa ve Orta Doğu’da yaşanacak.

SERA GAZLARI VE NEDENLERİ

Sera gazları arasında en fazla sorun yaratan karbondioksittir, bu nedenle bu etkiden ‘karbon salınımı’ olarak da bahsedilir. Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre atmosferdeki karbondioksit oranı en fazla 350 ppm (parts per million) olmalıdır. Eğer havadan 1 milyon parçacık alırsak, ekosistemin aynı şekilde devam edebilmesi için, bunun en fazla 350 tanesi karbondioksit olmalıdır. “Sanayi devrimi öncesi dönemde, 280 ppm4 seviyesinde hemen hemen sabit olan CO2 yoğunluğu 2014 yılı itibariyle 400 ppm seviyesini aşmıştır” (ESRL, 2019).  800 bin yıldır aynı olan CO2 seviyesi yaklaşık 200 yıl gibi kısa bir sürede geri dönülmez şekilde arttı. Şu anki ölçümlerde çoktan 400 geçildi ve hızla artıyor, neredeyse havadaki oranın yarısı karbondioksit olmak üzere. “Bilim insanlarına göre dünyanın güvenli olan karbondioksit seviyesinden riskli bölgesine geçtik ve geri dönülemez bir şeklide riskli sınırı da hızla aşmak üzereyiz” (Lant, 2017).

Devamı M5 Dergisi Haziran 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir