İran’ın Kaderi Birçok Ülkenin Geleceğini Belirleyecek

Öncelikli İran olan çevreleme harekâtı enerji güvenliğine darbe, sosyal ve ekonomik çökertmenin yanı sıra yaptırımlar ve savaş gemileri ile destekleniyor. İran’ın bu cenderedeki kaderi Venezuela, Rusya ve Çin başta olmak üzere çıkarları ABD ile çelişen tüm ülkelerin de geleceğini belirleyecek.

Türkiye yakın tarihinin bir nevi jeopolitik, uluslararası ilişkiler ve savunma politikaları alanında arşivi olma niteliğini taşıyan M5 dergisinin okurlarına yeniden merhaba. M5 dergisi, görsel medyada 1994 yılında başlayan kariyerimi, yazılı mecraya taşımama vesile olmuştu. Ve bundan 16 yıl önce bu dergi için kaleme aldığım ilk yazılarımdan biri de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, İran’ı hedef alacak olası bir operasyonuydu. O yıllarda inşa halindeki Buşehr nükleer santralinin faaliyete geçip geçemeyeceği merakla takip edilen konular arasındaydı.

Beklentilerden biri, İsrail’in buna müsaade etmeyeceği, “Babil Operasyonu” kod adıyla 1981 yılında Irak’ın Osirak nükleer reaktörüne düzenlediği hava saldırısının bir benzerini İran›da tekrarlayacağı yönündeydi. Ancak 11 Eylül saldırılarını takiben yaşanan gelişmeler, ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgalini öncelikli hale getirdi. Vurulacak nükleer tesis hedefi listesinde ise Suriye’nin Deyr ez Zor kenti yakınındaki Kuzey Kore yardımıyla inşa edilen nükleer reaktör öncelik kazandı. “Operation Outside the Box” kod adlı operasyon, İsrail’in bugün de Suriye hava sahası üzerinde kurduğu hâkimiyetin ilk işaretlerinden biriydi.

Köprülerin Altından Çok Su Aktı Ancak…

21. yüzyılın ilk 5 yılında Muhammed Hatemi gibi reformcu bir ismin İran Cumhurbaşkanlığı makamında bulunması, 2009 yılından itibaren ise ABD’de başkanlığa Barack Obama’nın gelmesi, Washington ve Tel Aviv’in İran ile sorunlarını silah yoluyla çözeceği yönündeki beklentileri erteletti.

Bu süreçte, İsrail gizli servisi Mossad, İran’ın nükleer programında çalışan bilim insanlarını nokta suikastlar ile ortadan kaldıracak daha düşük profilli seçeneklere yöneldi. Aradan geçen 16 yılda köprülerin altından pek çok su aktı, Arap Baharı başta olmak üzere Orta Doğu’nun jeopolitik dengelerini alt üst eden gelişmeler vuku buldu. Ancak dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta bir kez daha İran’a düzenlenecek bir operasyon ihtimali.

Obama’nın İran ile imzaladığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) Anlaşması’ndan Beyaz Saray’daki koltuğuna henüz oturmadan şikâyet etmeye başlayan Donald Trump, 8 Mayıs 2018’de bu anlaşmadan ülkesinin çekildiğini açıklayarak ilk adımı attı. Bunu 7 Ağustos 2018’de İran’a yönelik finansal yaptırımların yeniden yürürlüğe girmesi izledi. Eş zamanlı olarak, Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik ekibinin, Başkan Reagan döneminden kalma Neoconlar ile takviye edilmesi de İran’a karşı izlenecek politikanın varacağı noktayı uluslararası topluma az çok anlattı.

Yeni Metot Venezuela’da
Ortaya Koyulan Senaryo

2009-2012 yılları arasında Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde reform talebiyle ortaya çıkan “Yeşil Hareket”in başarısızlığı, Washington’u, İran’daki rejimin ancak dışarıdan müdahaleler yoluyla yıkılabileceğine ikna etti. İran petrollerini millileştiren Başbakan Muhammed Musaddık’ı 1953’te deviren CIA darbesini ya da eski Doğu Bloku ülkelerinde sahneye konan ancak artık verim alınamayan Renkli Devrimleri tekrarlamak mümkün olmadığına göre Beyaz Saray’daki şahinlerin yeni bir metot bulması gerekiyordu.

Bu metot, bugün Venezuela’da senaryosu ileri bir safhaya ulaşmış olan, hedef ülkenin su, gıda ve enerji güvenliği alt yapısını çökerterek ekonomik ve sosyal çalkantılara yol açılması olarak belirlendi. İran’ın kapalı yapısı nedeniyle Venezuela kadar detaylı bir şekilde gözlemleyemesek de Tahran rejiminin ekonomik sistemine kurulan kapan yaklaşık bir yıldır ülkedeki kamyoncuların bitmeyen grevler düzenlemelerine, çeşitli kentlerde ani gelişen protesto eylemlerine ve sosyal medya üzerinden uluslararası topluma ulaştırılan sivil itaatsiz mesajlarına ivme kazandırmış durumda.

Bu ekonomik kapanın son adımı ise 5 Kasım 2018 tarihinde başta petrol ithalatı olmak üzere İran’ın enerji ve gemicilik sektörüne getirilen yaptırımlar oldu. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 8 ülkeye Mayıs ayına kadar tanınan muafiyetin de sona ermesiyle dünyanın kanıtlanmış dünya rezervleri açısından dördüncü sırasındaki İran’ın bu kaynaktan gelir elde etme imkânı neredeyse sıfırlandı.

Amerika Birleşik Devletleri bununla da yetinmeyerek, İran’ın Buşehr nükleer kapasitesini artırmaya yönelik girişimlerinin de yaptırım kapsamına alınacağı uyarısında bulundu. Tahran yönetiminin yalnızca enerji satışını değil, ülke içerisinde elektrik kullanımını dahi tehdit eden bu yaklaşımın hedefinin İran toplumunu «Taş Devri”ne geri göndermek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Avrupalı Taraflar Cesaret Gösteremedi

İran›ın yeni yaptırım sürecine yanıtı ise önce JCPOA Anlaşması’nın taraflarına imzalarına sahip çıkmaları yönünde çağrı yapmak oldu. Ancak ABD ile hâlihazırda başları F-35, NATO katkı payı ve Kuzey Akım-2 Projesi nedeniyle belada olan anlaşmanın Avrupalı tarafları Fransa, Almanya ve İngiltere bu cesareti gösteremedi.

Devamı M5 Dergisi Mayıs 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir