Bilgi Çağı Lideri

İnsan ömrü uzadı, fiziği düzeldi, bilgi ve görgüsü arttı. Ancak kişinin içinde kişiyi oluşturan, ona yön veren hırs, hasetlik, kıskançlık, çok şeye sahip olma egosunda fazla bir değişiklik olmadı. Bu bakımdan 2 bin 500 yıl önce Sun-Tzu’nun, bin 500 yıl önce Attila’nın liderlik ilkeleri, yüzyılların ötesinden bugünün liderlerine ışık tutmaktadır.

Son derece önemli ve ciddiye alınması gerekli olan bu konuyu üç anekdota bina edeceğim.

Birincisi: Almanya’da bir lise müdürü, her öğretim yılı başında okulun öğretmenlerine bir mektup yazar. Mektubun içeriği özetle şöyledir:

“Toplama kampından kurtulabilen ender insanlardan biriyim. Bir insanın görmemesi gereken şeyleri gördüm. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş;

* Mühendislerin; İnşa ettiği gaz odalarını,

* Doktorların; Zehirlediği çocukları,

* Hemşirelerin; Vurduğu iğnelerle ölen bebekleri,

* Üniversitelilerin; Yaktığı insanlara tanık oldum.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur; Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız, bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

Bu anlamlı uyarıyı Gandhi’nin sözleriyle pekiştirelim: “Bizi yok edecekler şunlardır; İlkesiz siyaset, vicdanı sollayan eğlence, çalışmadan zenginlik, bilgili ama karaktersiz insanlar, ahlaktan yoksun iş dünyası, insan sevgisini göz ardı etmiş bilim.”

Uluslararası anlaşmalara göre kimyasal silahların kullanılması yasaklanmış olmasına rağmen son çeyrek asırda Orta Doğu’da 5 kez kimyasal silah kullanıldı. İlki, İran-Irak Savaşı’nda, ikincisi Irak’ın Halepçe katliamında, son olarak da Suriye Savaşı’nda (2013 Ğuta’da iki kez, 2017 İdbil’de bir kez). Amerika, 1991’de Körfez Savaşı’nda Bağdat’ta seyreltilmiş uranyum kullandı.

Vietnam’da, Afganistan’da, Yugoslavya’nın dağılış sürecinde, Irak ve Suriye Savaşlarında bu kültüre ve disipline sahip olmayanların; insanlık ayıbı işlemelerine, mantık perişanlığına, insaf ve izan züğürtlüklerine tanık olduk. Ahlak ve erdem her şeyin üstündedir. Clausewitz’in dediği gibi, “Manevi değerler, harbin temel unsurudur.”

İkincisi: Tek kollu birinin judoda dünya şampiyonu olması.

Judo hocası, tek kollu bir genci yıllarca bir oyun üzerinde çalıştırarak ustalaştırmış. Sonunda genç dünya şampiyonu olmuş. Kendisi de bunun nasıl olduğuna şaşırıp, hocasına sormuş. Hocası, “Uyguladığın oyundan kurtulmanın bir tek yolu vardır, o da sağ kolunu kapmasıdır. Senin sağ kolun olmadığı için rakibinin yapacak bir şeyi yoktu” diye izah etmiş.

Azim ve çalışma sayesinde elde edilen bir dünya şampiyonluğu… Aynı zamanda “Asimetrik etkiye” güzel bir örnek.

Bu örneklerden tevekkül felsefesiyle yaşamanın güç olduğunu; hiçbir şeyin tesadüfe bırakılamayacağını anlamaktayız. Çinli General, teorisyen Sun-Tzu’nun, “Savaş aklın akılla mücadelesidir. Akıllı olan kazanır” öğretisinin geçerliliğini ne denli koruduğuna tanık da olmaktayız.

Oturduğu yerde bir şey üreten yaratık tavuktur. Charles Darvin bu yakıştırmayı şu şekilde ifade etmektedir; “Bilim ve sanat bir kuşun kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olur. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtasının alındığının farkında bile olmaz.”

Bir yeteneğe sahip olabilmek veya herhangi bir şeyi elde edebilmek için herkesin çalışması, gayret sarf etmesi gerekir.

Üçüncüsü: “Ya emri yerine getir ya da infaz mangasının karşısına geç” diyen Rus Mareşali Jukov ile Meksikalı iki haydudu etkisiz hale getirdikten sonra tabancasının kabzasına iki çentik atan Amerikan Generali Patton örnekleri…

İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük Sovyet Generali Jukov (Zhukov) kürkçü çıraklığı ve erlikten mareşalliğe yükseldi. Çarlık döneminde astsubay olan Jukov, İç Savaş’ın sona ermesiyle Kızılordu okullarında öğrenime başladı. Hitler’in işbaşına gelmesinden önce gizlice Almanya’ya giden Kızılordu subaylarından birisiydi. Sovyet askeri misyonu ile Çin’e gitti. Japon Kwantung ordusunun yönetimini inceledi. İspanya dâhil birçok ülkede çeşitli görevler aldı.

Kültürlü biri olan Jukov, “20. yüzyıl kitle savaşı sanatının ustası olarak” kabul edilir. Barbarossa harekâtıyla Rusya’yı işgal eden Alman birliklerini durdurup geri püskürtmüş, Sovyet işgal bölgesi komutanı ve Almanya’nın Askeri valisi olmuştur. Ancak Stalin tarafından potansiyel tehdit ve “Kızıl Napolyon” olarak algılanıp, pasif göreve alınmıştır. Destansı direnişiyle kurtardığı şehirde yaşamasına müsaade edilmemiştir. Odessa Askeri Bölge Komutanlığı’na atandırılarak, Moskova’dan uzakta yaşamaya mahkûm edilmiştir. Kuvvetli bir irade ve karar adamı olmuştur. Diğer taraftan sert tavırlarının bazen göz yumulmayacak dereceye çıktığı da bilinmektedir. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sırasında, “Alman askerleri gece donmamak için kapalı yerlere giriyor. Askerlerimiz donuyor biz de içeri alalım” önerisine olumsuz cevap vermiştir. Donma olayları artınca öneriyi tekrar eden komutana bu kez, “Ya emri yerine getir ya da infaz mangasının karşısına geç! Ya itaat et ya da öl
demiştir.

1991 Körfez Savaşı’nda adeta ‘maç seyreder gibi’ cephedeki oğlunu izleyen anneler, ertesi gün Beyaz Saray önünde “Bizim Irak’ta ne işimiz var, çocuklarımızı ölmeye göndermedik  pankartlarıyla yönetimi protesto etmişlerdir. Bu gelişme, o güne kadar kabul gören “Zafer süngünün ucundadır” anlayışının yerini “Ateşle ulaşabileceğin yere birlik sokma” öğretisine bırakmasına yol açmıştır. Sonuçta askere alma sistemi değişmiş, Ocak 2003 Irak Savaşı’na paralı askerler gönderilmiştir.

Teknolojik gelişmeler, Jukov gibi katı tutumlu veya 1916’da Meksikalı haydut Pancho Villa’yı yakalamak ve etkisiz hale getirmekle görevli ünlü Amerikalı general Patton’un çatışmada öldürdüğü iki haydudun cesetlerini jeepine bağlayıp, Pershing’in karargahına getirmesi ve tabancasının kabzasına iki çentik atması gibi “kabadayı tavırlı” liderlerin işini zorlaştırmıştır.

Korkak bir askerin, “pısırık ve korkaklığının diğer askerlere sirayet etmemesi” gerekçesiyle yüzüne eldivenle vurmasından ötürü “Korkusuz, cesur, korkaklığa ve onursuzluğa tahammülü olamayan” Patton’dan o tarihte bile tüm birliğin karşısında, söz konusu erden özür dilemesi istenmiştir.

Bilgi Çağı’nda, katı kurallar ve kalıpların yerini, ortak amaçlar ve kurallar aldı.

Devamı M5 Dergisi Mayıs 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir