ABD-NATO S-400 Rahatsızlığı ve F-35 Tehdidi

NATO tartışmalarını sadece antlaşma ruhuna uygun akademik olarak yaptığınızda eşit üyelik ve veto hakkınızı ön plana çıkarabilirsiniz, hatta faydalarını saymakla bitiremezsiniz. Fakat NATO’yu, lider ülkesi ABD’yi, üyelerinin politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirmek zorunluluğu kaçınılmazdır. NATO’yu kâğıt üzerindeki amaçlarına ve görevlerine göre değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır.

Türkiye-ABD/Türkiye-NATO ilişkilerindeki sorunlar ve tartışmalı konular nelerdir?

NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri almasına kadar giden süreci ve ABD ile olan gerginlikleri daha iyi anlayabilmek için Türkiye-ABD/Türkiye-NATO ilişkilerindeki sorunlar ve tartışma konularını bazı yönleriyle ele almakta fayda bulunmaktadır.

NATO’da Türkiye aleyhine yönelik 2017, 2018 ve en son 2019 yılı içerisinde ortaya çıkan son üç önemli skandal ile özellikle ABD’nin ve NATO’nun “S-400 alırsanız F-35 programından Türkiye’yi çıkartırız” tehdit ve şantajları kamuoyunda NATO ve ABD karşıtlığı oranlarının yükselmesine ve tepkilere neden olmuştur.

08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında NATO Harp Merkezi-Stavanger Norveç’te icra edilen  Trident Javelin-2017 NATO Bilgisayar Destekli Komuta Yeri Tatbikatında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düşman ülke lideri olarak gösterilmiştir.

25 Ekim-23 Kasım 2018 tarihleri arasında yine Norveç’te icra edilen Trident Juncture-2018 NATO Fiili Tatbikatı sonrası tatbikat süresince medyadaki etkinliğine ilişkin verilen tatbikat ve medya yansımalarının anlatıldığı bir brifing sunumunda tatbikat ve senaryoyla hiç ilgisi olmamasına karşın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in büyük fotoğrafı ve altında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ile Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin fotoğraflarının yer aldığı Time dergisinin 14 Mayıs 2018 tarihli “Rise of the Strongman (Güçlü Adamın Yükselişi)” başlıklı kapak fotoğrafı kullanılmıştır.

03 Mayıs 2019 tarihinde NATO Genel Sekreteri Jens Soltenberg’in katıldığı Belçika-Brüksel yakınlarındaki Mons’da bulunan NATO’nun tüm operasyonlarını kontrol ettiği Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı’nda (SHAPE), Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı (SACEUR) komutanlık devir teslim törenine diğer Avrupa Birliği (AB) üyeleriyle beraber, NATO nezdinde herhangi bir statüsü bulunmayan, Türkiye tarafından tanınmayan ve 2004 yılından itibaren anılan toplantılara katılmasını veto ettiği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) de davet edilmiştir.

NATO’yu kâğıt üzerindeki amaçlarına ve görevlerine göre değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Günümüzde başta ABD olmak üzere tüm NATO üyeleri, gerektiğinde başka başka isimler altında birliktelikler kurarak koalisyonlar yaratarak “NATO teşkilatının adını kullanmadan, NATO sayesinde elde ettikleri imkânları en son Suriye’de olduğu gibi milli imkânlar gibi kullanarak faaliyetler operasyonlar” yürütmektedirler.

ABD/NATO üyelerinin Kıbrıs, Ege ve Adalar konusundaki genel tutumu başından itibaren Yunanistan lehine olmuştur. ABD/NATO, Ege adalarının Yunanistan tarafından silahsızlandırılmasına karşı girişimlerde bulunmadığı gibi NATO tatbikatlarının söz konusu adalarda planlanması için her fırsatta girişimlerde bulunmaktadır. ABD/NATO, Türkiye’ye ait olan ada, adacık ve kayalıkların Yunanistan tarafından işgaline de ses çıkarmamaktadır. ABD/NATO, Ege’de iki ülke arasındaki sorunlara taraf olmamaya özen gösteriyormuş gibi davranmasına rağmen her fırsatta Yunanistan lehine Türkiye aleyhine davranışlarda bulunmaktadır.

Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında
NATO’nun barış ve savaş zamanında ikinci büyük askeri gücü olmasına ve bu gücü destekleyebilmek için kaynaklarını harcamasına rağmen, NATO içerisinde arzu ettiği saygınlığı görmediği gibi “Gladyo” yapılanmaları nedeniyle demokrasisi zorunlu kesintiye uğratılarak yıkıcı operasyonlara maruz kaldığı yurtiçi ve yurtdışı belgelerle ispatlanmıştır.

Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile ABD/NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakârlıklarda bulunmuştur. Türkiye, NATO şemsiyesi adı altında nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış uçaklardan atılabilen 50 adet ABD nükleer bombasına ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır.

ABD/NATO Türk Silahlı Kuvvetleri diğer bir deyişle
NATO’nun ikinci büyük ordusu Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarla zayıflatılırken sesini çıkartmamış, 15 Temmuz 2016 ABD-CIA destekli darbe girişimi nedeniyle tutuklanan FETÖ/PDY üyeleri için “en yakın çalışma müttefiklerini kaybettiklerini” söylemişlerdir.

Yakın zamanda yaşadığımız bir örnekle devam edelim.
NATO’ya üye 29 ülkenin 28’i IŞİD’le mücadele altında ABD’nin liderliğindeki koalisyon içerisinde PKK/PYD’ye çeşitli zamanlarda Suriye’de destek vermiştir, vermeye de devam etmektedir. NATO ortada yok ama 28 NATO üyesi ile toplamda yaklaşık 74 ülke, ABD liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye’deki iç savaşa dahil olmuştur.

Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “Benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak kullanan ABD, yani NATO’nun lider ülkesi, sözüm ona IŞİD’le mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadır. ABD, Suriye’de kurduğu üslerle Orta Doğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır.

Devamı M5 Dergisi Mayıs 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir