Dijitalleşme ve Güvenlik

Birbirini tamamlayan ve besleyen dijitalleşme ve güvenlik kavramlarının yan yana sıklıkla kullanıldığı bir döneme şahitlik etmekteyiz. Dijitalleşme, gerçek hayatın ötesinde ‘yeni bir yaşam alanı’ sunarken bu alanın güvenlik bağlamında da düşünülmesi gerekmektedir. Dijitalleştirilen her şey, devasa dijital dünyanın bir ürünü haline geldikçe korunmaları da ciddi bir tartışmanın konusu olmaktadır. 

Öncelikle…

Güvenlik, geleneksel olarak somut bir kapsamda ele alınmaktadır. Güvenlik tanımlamaları fiziksel tehditler, savaş, savunma, ordu, asker, silah, yıkım, kayıp gibi kavramlar üzerinden yapılagelmiştir. Tehditlerin kapsamı “var olan” ve “hissedilen” olarak ikiye ayrılmasına rağmen terazinin birinci kefesi her zaman ağır basmıştır. Zira “gözle görülen” veya “doğrudan maruz kalınan” sorunlar, güvenlik tehdidi olarak nitelenen konular olmuştur. Böylesi bir düşünce altyapısıyla güvenliğin “analog” bağlamda ele alındığını ifade etmek mümkündür.

Güvenliğe yönelik tarihsel bakış açısı devletlerin merkeze alınarak askeri tehditlerin bertaraf edilmesi üzerine gelişmiştir. Bu geleneksel görüş bağlamında devletlerarası, sivil, bağımsızlık, asimetrik gibi savaşın türü ne olursa olsun karşılıklı bir fiziksel mücadelenin varlığını belirtmek gerekmektedir. Karakteristiği değişse de savaş sahasının, geleneksel ya da yeni nesil silahların ve araçların, kestirilebilir savuma-saldırı stratejilerinin, askeri tehditlerin ve rütbeleri değişen askerlerin var olduğu çatışma durumu yüzyıllar boyunca ve de hâlihazırda tecrübe edilen anlayışı yansıtmaktadır. Fakat günümüzde güvenliğin dijitalleşme ile beraber farklı boyutlarının öne çıktığını belirtmek gerekmektedir.

DİJİTALLEŞME

Dijitalleşme basitçe sayısal verilerin kullanılması yöntemiyle hayatın her alanıyla ilgili verilerin bilgisayar sistemlerine aktarılması ve sonrasında oluşan dijital bilgilerin çeşitli amaçlarla işe koşulması sürecini yansıtmaktadır. Dijitalleşme ile birlikte gerçek hayatla ilgili bilgiler, gerçek olmayan bir düzleme taşınmaktadır. Matematiksel yöntemlerle oluşan dijital teknolojiler giderek önemi artan bir konuyu oluşturmaktadır ve günlük hayatın şekillenmesinde ciddi bir görev üstlenmektedir. Dijital dönüşüm olarak ifade edilen durum ise çağın ihtiyaçları doğrultusunda kolaylık, tasarruf ve verimlilik gibi pek çok avantaj nedeniyle sektörlerin, süreçlerin ve kültürlerin dijital hale gelerek kabuk değiştirmesidir. Bu dönüşüm; reeldeki tüm sektörel alanların dijital alanda yeniden tanımlanması ve kimliklenmesi üzerine kuruludur. İnşaat sektöründen savunma sanayiye, pazarlama şirketlerin devlet kurumlarına kadar pek çok yapı, dijital dönüşüme girmiş
durumdadır.

Hem kamusal hem de özel sektörler hızlı bir şekilde dijitalleşme sürecinin bir paydaşı haline gelmektedir. Bu durum da insan yaşamının her boyutunun sanal boyuta taşınması anlamını doğurmakta ve dijital teknolojiler oluşturdukları büyük etkiyle modern hayatı tamamen kuşatmaktadır. Büyük veri, bulut, yapay zekâ, sanal gerçeklik, blokchain, nesnelerin interneti gibi isimlerini sıkça duymaya alıştığımız ve yakın gelecekte daha belirgin olarak hayatımıza kabul edeceğimiz teknolojiler, dijitalleşme sürecinin hem ürünleri hem de hızlandırıcıları olarak işlev görmektedir.

Devamı M5 Dergisi Nisan 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir