Strateji Savaşları ve Türkiye

İsrail’in başını çektiği Kıbrıs Rumları, Grekler ve Sisi yönetimindeki Mısır bir ittifak oluşturarak, hem enerjiyi ve enerji nakil yollarını kontrol altına almak hem de bir askeri ittifak oluşturarak Doğu Akdeniz’i askerî açıdan Türkiye’ye kapatmak istemektedirler. Dış politikada duygulardan çok çıkarlar işbaşındadır. Türkiye hak ve menfaatlerini savunacak güçte ve etkili bir bölge ülkesidir. Henüz sonuçlanmamış bu hamleleri savuşturulabilecek imkân, kabiliyet ve stratejiye sahiptir.

“Strateji amaç ve araçlar arasındaki ilişkinin hesap edilmesidir…”

Kökenini antikite Yunanistan’ında yaşamış toplumsal figürleri ‘Strategem’lerden alan bu kavram, tarih boyunca askerlik ve savaş üzerinde değerlendirilerek ele alınmıştır. Günümüzde ise hemen her alanda strateji içeren çalışmalar yapılmaktadır. Asıl değerini toplumları derinden etkileyen savaş kavramından almaktadır.

“Savaş insanlık tarihini değiştiren ve belirleyen bir ivmeli gelip geçme biçimidir.”

Günümüzde strateji “on-line” gerçekleştirilen bir uygulamadır. “On-line” gerçekleştirilen bu uygulama elbette geriye doğru en az yüz yıllık bir birikimin tecrübesini arkasına alarak uygulanmaktadır.

Stratejinin eksik veya yanlış uygulanması sonuçları itibari ile eksik veya yanlış kavramları ile izah edilemez, sonuç stratejinin olmamasıdır. Türkiye jeopolitik konumu önemli bir ülkedir. “Jeopolitik” üzerinde ittifak edilmiş bir kısa tanımlaması olmamakla birlikte “siyaset ve coğrafya ilişkisi üzerinden politikanın belirlenmesi veya etkilerinin değerlendirilmesidir.”

Son on yılda bölgemizi ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren ve etkileyecek olan iki önemli stratejik gelişme yaşanmış ve halen yaşanmaktadır. Bunlardan birincisi Rusya’nın Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanmış olan faaliyetleridir…

Bütün bir soğuk savaş dönemi boyunca SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Karadeniz’i 88 parçalık Sovyet donanması ile kontrol etti. Karşısında ise NATO ittifakı ve bu ittifakın bölgedeki en önemli parçası olan Türkiye yer almakta idi. Boğazları ve 1200 km’lik bir deniz ve kara sınırını kontrol eden Türkiye; Balkanlar, Karadeniz ve Kafkaslarda 26 tümenlik Sovyet gücünü bloke ederek batı ittifakının savunma ve güvenliğine büyük katkı sağladı.

Soğuk savaşın sona ermesi, SSCB’nin dağılması sonrasında Rusya Federasyonu adı altında yeniden yapılanan Rusya ise kaybettiği gücünü yeniden kazanmak için stratejik adımlar atmaya başladı.

Kafkaslarda Abhazya’yı işgal ederek Gürcistan ile savaşa tutuşan Rusya, Ukrayna’ya ait Kırım topraklarını işgal etti. Rusya yeniden büyük ve güçlü olmanın yolunu Aleksandr Dugin ve Putin’in stratejik savunma doktrini ile “Yakın Çevre Doktrini” (Near Abroad Doctrine) gerçekleştirmeye başladı. Buna göre Rusya savunması Moskova önlerinden değil, SSCB dönemindeki sınırların kontrol edilmesiyle yani daha ileriden yapılabilirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde Osmanlı donanması da Kırım, Sivastopol’da kontrolü sağladığı için bu bölgeye hâkim olmuştu. Yani jeostratejik açıdan yüzyıllar geçse de şartlar benziyordu. Üstelik Ruslar Çar Petro’dan beri “sıcak denizlere inebilme” hayali ve ideali ile hareket ediyorlardı. Özellikle ABD ve Avrupa Kırım’ın işgalini engellemekte yetersiz kaldılar.

Karadeniz’de bu gelişmeler yaşanırken Suriye’de iç savaş patlak verdi. İlk yılında gelişmeleri dikkatle izleyen Rusya, daha Baba Esad’ın diktatörlüğü döneminde Suriye devlet yönetimi ve Baasçılar ile yakın ilişki içerisinde idi. Oğul Esad’ın Suriye iç savaşını kaybetmeye başlaması ve Ruslardan yardım istemesiyle Rusya çok önemli bir fırsat yakaladığını analiz etti. Rusya Federasyonu stratejik karar vericileri ABD ve Batı ittifakının Suriye politikalarındaki yetersizliklerini görerek ileri adımlar attılar.

Devamı M5 Dergisi Mart 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir