Pentagon, CIA ve Hollywood’un Stratejik İşbirliği

Hollywood merkezli Amerikan filmlerinin hepsi psikolojik harekât faaliyeti içerisinde tamamen devlet tekelli ABD çıkarlarına hizmet etmektedir. Hem stratejik tartışmayı hem de Hollywood’daki büyük stüdyoların ihtiyaçlarını karşılayan milli güvenlik sineması, bu iki kaynaktan beslenerek hayali dramaların ve Amerikan kültürünün strateji ile bütünleşerek zihinsel bir dünya kurmasına zemin hazırlamıştır.

Pentagon, CIA – Hollywood Stratejik İşbirliği” şeklinde bir başlıkla konuya girmek veya irdelemek ilk etapta iddialı bir yaklaşım olarak görülebilir. Ancak, konu derinlemesine incelendiğinde söz konusu yaklaşımın hiçte abartılmadığı ortaya çıkar. Hatta konulan başlıkta eksiklikler olduğu dahi anlaşılır. Birçoğu için edebiyat ve sanat etkinlikleri siyaset dışı, sadece estetik bir uğraş gibi algılanabilir. Yine çoğu insanda, kitle iletişimde faaliyet gösteren büyük medya kuruluşlarının, kendilerine sadece doğru haberleri ilettikleri düşüncesi hâkimdir. Acaba gerçekte bunlar böyle midir?

Bu incelemede, Amerika Birleşik Devletleri ulusal güvenliğinde genelde sinema sektörü özelde Hollywood ilişkileri konu olarak seçilmiş ayrıca televizyonun da kamuoyu yaratma noktasında önemine vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla gerçekte ABD yönetiminin bahsedilen sektörlerle doğrudan veya dolaylı ilişkisinin olup olmadığı, varsa ne şekilde olduğunun ortaya konulmasına çalışılmıştır.

Söz konusu incelemenin en önemli temalarından birisini ise “Zihin Kontrolü” konusu oluşturmuştur. İnkâr edilmeyecek derecede büyük bir güç olarak insanların doğrudan beyinleri ile buluşabilen, onları bazen eğlendiren bazen üzen ve düşündüren bir güç olarak faaliyet yürüten sinemanın gücünün ortaya konulması ve devlet kontrollü olarak istenilen kamuoyunun ve / veya zihin kontrolünün nasıl şekillendirildiğinin hikâyesini oluşturmak söz konusu çalışmanın amaçları arasında yer almıştır.

AMERİKAN MİLLİ GÜVENLİK SİNEMASI

1942 yılında ABD başkanlarından Franklin Roosvelt, aralarında Frank Capra ve John Ford gibi yönetmenlerin de olduğu, dönemin birçok ünlü sinemacısını Beyaz Saray’a çağırarak, onlara ülke için psikolojik seferberlik perspektifiyle onlarca film siparişi vermiştir. Ayrıca Hollywood’da bir irtibat bürosu kurdurtmuştur. Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte bu büro kalıcı hale gelir. 1947’de Sovyet tehdidine karşı mücadele çerçevesinde milli güvenlikle alakalı birçok kurumun oluşturulmasından ibaret olan Milli Güvenlik Bakanlığı’nın kurulmasıyla birlikte kurumsallaşır. Bundan böyle Amerikan yönetimi ve Hollywood arasında milli güvenlik temelli bir stratejik ittifakın sağlam temelleri atılmış olur. Güvenlik mekanizmasıyla büyük stüdyolar arasındaki işbirliği tarzı çok boyutlu ve karmaşık olmasına rağmen bu işbirliği yıllar geçtikte daha çok artarak gelişir. Lojistik bir işbirliği söz konusu olunca yapımcılar, yönetmenler, senaryo yazarları hatta bu konuda uzmanlığı olan aktörler de buna dâhil edilir. Amerikan yönetimi, eğer bir askeri film çekilecekse, bu film için teçhizat, danışman, üniforma, savaş platformları, oyunda oynayacak olan aktörler için eğitim gibi her türlü askeri desteği sağlamaktadır. Bu katkı öylesine büyüktür ki, tank alayları, uçak filoları hatta uçak gemisi dahi film için seferber edilir. 1983 ile 1994 yılları arasında John Milius, James Cameron, Richard Donner, John McTiernan, Tony Scott, Edward Zwick, Oliver Stone, Philip Noyce gibi yönetmenler özellikle ön plana çıkartılıp cilalanarak empoze edilmiş ve tüm bu isimler Amerikan milli güvenliğine yönelik etkili filmler çekmişlerdir. Bu dönemde 1985 yapımı Rambo II, 1988 yapımı Rambo III,  1986’da Yaratık II, yine 1986’da Top Gun, 1987’de Av (Predator), 1988’de Zor Ölüm (Die Hard), 1990’da Zafer (Glory) ve yine 1990’da Kızıl Ekim (The Hunt for Red October) gibi filmler yapılmıştır. Bu filmlerde milli güvenlik rollerinde bir hayli uzmanlaşmış olan Sylvester Stallone, Chuck Norris, Arnold Schwarzenegger, Bruce Willis, Steven Seagal, Mel Gibson, Sigouurney Weaver, Denzel Washington, Morgan Freeman ve Ben Affleck gibi aktörler rol almışlardır. Yıldızı özellikle parlatılmış olan bütün bu aktörler, olağanüstü fizikleri, ellerinde ağır bir silahla, temsil edilen bir tehlikenin içine profesyonel bir şekilde nüfuz edebilme kabiliyetleri ve silahları tartışmasız inanırlıklarıyla kullanma becerileri belirgin, özel aktörlerdir.

Kara Kuvvetleri, karaya demirlenmiş olan, karada hareket eden bir güçtür. Karada savaşın gereklerini yapar. Acı, acıya katlanma, kan, kahramanlık, dayanıklılık, ölüm, gidilen ülkeler veya toplumlarla ilk temas, onları tanıma veya istila etme gibi faktörler görevin gereğidir. Deniz Kuvvetleri ise, diğer kuvvetlere nazaran en demokratik ordudur. Çünkü deniz üzerinde asla askeri bir darbe olmamıştır. Stratejik akıcılık kültürünün ve çevrelediği kara parçalarının, ABD’nin ihtiyacı olan ticari zenginliğin güvenliğini sağlayarak, varlığını kalıcı olarak devam ettirdiği okyanuslardan başlayan, Amerikan gücünün esnek yayılışının tarihi aracısıdır. Çünkü denizciler, deniz piyadeleri ile diğer kuvvetlere bağlı askerlerin gemilerle intikallerini sağlar ve onların karaya çıkarma yapmalarına aracılık ederek tarihi bir görev üstlenirler. Hava Kuvvetleri ise, karacı ve denizcilerden farklı olarak gökyüzüne açılma gücüdür. Uzak mesafeleri kısa sürede aşar, sınırlara soyut bir özellik verir. Sadece cesaret ve mantık değil aynı zamanda çabukluk ve direnç ister. Öyle ki, Hava Kuvvetleri kara harbi kavramını ortadan kaldırmaya eğilimli bir güçtür. Her kuvvet kendisi ile ilgili film yapımına destek verir. Örneğin Vietnam bozgunundan sonra on yıl boyunca asker bulmakta zorluk çeken Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, komutanının kararıyla Tony Scott’ın 1986 yapımı Top Gun filmine destek vermiştir. Bu film için uçak gemisi, uçaklar, pilotlar ve hatta hava koreografilerinin yanı sıra yönetmenin işini kolaylaştırmak için uçuş halindeyken filme almanın yeni metotlarını filmin hizmetine sunmuştur. Film yapımı sırasında Tony Scott’a telkin edilen tek şart, filmin bir deniz kuvvetleri karakteri taşıdığı vurgusunu vermesi ve Amerikalı gençleri orduya çekecek mesajları hissettirmeden onların beynine nakşetme ustalığını göstermesiydi. Gençler üzerinde filmin etkisi o kadar büyük olmuştur ki, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sinema salonlarının çıkışlarına askere yazılma büroları oluşturmuş ve çok sayıda Amerikalı genç orduya katılmıştır.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un “Black Hawk Down / Kara Şahin Düştü” filmi için Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in onayı ile 40 kadar seçkin askerini ve helikopterini Fas’a göndermesi, çekimler öncesi filmde oynayacak olan aktörlerin Kentucky ve Georgia’daki askeri üslerde eğitime tabi tutulması, aynı şekilde “We Were Soldiers / Bir Zamanlar Askerdik” filminin benzer bir muamele görmesi Amerikan milli güvenlik sinemasının devlet finanslı önemli örnekleri arasındadır.

Devamı M5 Dergisi Mart 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir