Meskûn Mahallerde Muharebe Üzerine

Son yıllarda meskûn bölgelerin, bölgesel çatışmalarla çok uluslu harekâtta ağırlık kazanmasının en önemli sebebi, savaşan tarafların askeri güç unsurları arasındaki büyük dengesizliktir. Muharebe dışı sivillerin varlığı, angajman kuralları, meskun alanın keşif ve gözetlemeyi engelleyen üç boyutlu mimari yapısı asimetrik etki için uygun ortam yaratmaktadır.

Bir insanlık tradejisi olan savaş hangi nedenle yapılırsa yapılsın savaşın içinde ve yakınında olan herkes için kan, gözyaşı ve felaket demektir. Teknolojideki gelişmeler, savaşın çeşitli isimlerle geçirdiği dönüşüm, asimetrik tehdit bu felaketi daha da arttırmaktadır. Ortaya çıkardığı sonuçlar itibari ile romanlara konu olan savaşın çeşidi ne olursa olsun tarihsel süreç içinde içeriğinde fazla bir değişiklik olmadığını görüyoruz.

Savaş ve Barış adlı romanında Tolstoy, Napolyon Savaşlarını ve onun getirdiği yıkımı ve büyük çöküntüyü eşsiz bir ustalıkla anlatmıştır. Bu eserdeki temel kahramanlar ve diğer kişiler insan ruhunun, insan karakterinin olumlu-olumsuz hemen hemen bütün yönlerini simgelerler. Ernest Hemingway İspanya İç Savaşı’nın insan ruhunu derinden yaralayan büyük dramını ortaya koymuştur. Ünlü Fransız düşünürü Ernest Renan da “Savaşın gerçek mağlupları sadece ölülerdir” der. Yazar Heywood ise “Barışta çocuklar babalarını, savaşta ise babalar oğullarını gömerler” demektedir (Daver,1992:183).

Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler devlet dışı aktörlerin uluslararası güvenlik ortamında etkinliğinin artmasına sebep olmuş, savaşın ulus devletlerin kontrolündeki siyasi bir araç olmadığı yeni bir dönemi aralamıştır. Teknolojik ve toplumsal gelişmelere bağlı olarak savaşın tarafları, sınırları ve boyutları, hedefleri, stratejileri ve en önemlisi de icra şekilleri çok önemli değişiklikler geçirmiştir.

Ateş gücünün etkin bir şekilde kullanıldığı, endüstri devrimi ile birlikte ortaya çıkan, şiddeti ile romanlara konu olan, endüstriyel savaş veya modern savaş, Birinci ve İkinci Dünya savaşları ile şiddetin en üst seviyede uygulandığı ve askerden çok sivillerin hayatını kaybettiği bir savaş türü olarak adlandırılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nda şehir savaşları, kayıpların yüksek olması ve kuvvetlerin etkinliğini azaltması nedeniyle tercih edilmeyen bir harekât türü olmuş, meskûn alandaki birlikler harekât ortamının sınırlayıcı özelliklerini, yoğun ateş desteği ve zırhlı birliklerin darbe gücüyle geçmeye çalışmış, şehirden geriye harabe kaldığı görülmüştür (Özdemir,2003:159, aktaran Şehitoğlu,2011:10).

Özellikle Stalingrad ve Berlin gibi iki önemli kentte gerçekleşen muharebeler, meskûn mahallerde şimdiye kadar gerçekleşmiş olan en ağır çatışmalara örnek olarak gösterilebilir. Çatışmaları kazanmada hasmın yüksek ateş gücünden gizlenmenin kilit rol oynadığı bu savaş türü geçirdiği dönüşüm ile günümüzde  “4 ncü Nesil Savaş “olarak tanımlanmaktadır. (Yalçın,2018:https://www.setav.org/meskûn-mahal).

William S. Lind, Keith Nightengale, John Schmitt ve Joseph Sutton’un 1989 yılında ABD Deniz Piyadeleri Gazetesi’nde yazdıkları “Savaşın Değişen Yüzü: Dördüncü Nesil Savaşa Doğru” başlıklı makalede  4 ncü nesil savaş; “Savaş ile barış dönemleri arasındaki ayırımın bulanıklaştığı, mücadelenin belirlenmiş muharebe sahaları dışına taştığı, sivil ve askerler arasındaki farkların ortadan kalktığı ve asimetrik özellikleri de içinde barındıran askeri, yarı-askeri ve bazen de sivil gayretler bütünü” olarak ifade edilmektedir.

Devamı M5 Dergisi Mart 2019 Sayısında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir